KİRA TESPİTİNDE HAK VE NASAFET
Kira sözleşmeleri, uzun vadeli ilişkiler olmaları nedeniyle zaman içerisinde değişen ekonomik koşullardan, enflasyon oranlarından ve gayrimenkul piyasasındaki dalgalanmalardan doğrudan etkilenmektedir. Başlangıçta tarafların serbest iradesiyle belirlenen kira bedeli, yıllar geçtikçe bölgedeki gelişim, emsallerdeki artış veya paranın satın alma gücündeki kayıplar nedeniyle düşük kalabilmektedir. Bu dengesizliği önlemek amacıyla Türk Borçlar Kanunu, belirli koşulların varlığı halinde kira bedelinin mahkemece yeniden belirlenmesine olanak tanıyan kira bedelinin tespiti davası müessesesini düzenlemiştir. Beş yılı aşan kira ilişkilerinde, kira bedelinin belirlenmesinde Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) veya Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) sınırları doğrudan bağlayıcı olmaktan çıkar ve hakim tarafından "hak ve nasafet" ilkesi çerçevesinde bir belirleme yapılması gerekir. Hak ve nasafet ilkesi, kira bedelini tespit ederken hem mülkiyet sahibinin haklarını koruyan hem de eski kiracının hakkaniyetli bir şekilde korunmasını sağlayan dengeli bir yargısal takdir yetkisidir. Bu çalışmada, kira tespit davalarının yasal temelleri, emsal araştırmasının kriterleri, hak ve nasafet ilkesinin uygulanma esasları, asgari sınır olarak yasal endeks artışları ve yargı organlarının bilirkişi raporlarındaki denetim kriterleri analiz edilecektir.
KİRA TESPİT DAVASININ HUKUKİ ÇERÇEVESİ
Kira bedelinin tespiti davası, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 344. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanun koyucu, kira sözleşmelerinin yenilenen dönemlerinde uygulanacak kira artış oranına belirli sınırlamalar getirmiştir. Ancak kira ilişkisinin beş yılı doldurması veya beş yıldan sonra yenilenmesi halinde, yeni kira yılında uygulanacak kira bedelinin belirlenmesinde hakim müdahalesi talep edilebilir. TBK’nın 344/3. maddesi uyarınca, beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen kira sözleşmelerinde yeni kira bedeli; hakim tarafından tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranı, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri göz önünde tutularak hakkaniyete (hak ve nasafete) uygun biçimde belirlenir. Bu dava, taraflar arasında kira bedeline ilişkin uyuşmazlığı çözerek kira sözleşmesinin devamlılığını sağlamayı hedefler. Kira tespit davası sonucunda verilecek karar, yenilenen kira döneminin başlangıcından itibaren geçerli olmak üzere kira bedelini kesinleştirir.
EMSAL ARAŞTIRMASI VE BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ
Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına ve 18.11.1964 tarihli ve 2/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’na göre, hak ve nasafet ilkesine göre kira bedeli saptanırken emsal araştırması yapılması zorunludur. Mahkeme, tarafların dosyaya sunduğu emsal kira sözleşmelerinin asıllarını veya onaylı örneklerini incelemeli, yeterli emsal bulunmaması halinde ise re'sen (kendiliğinden) emsal araştırması yapmalıdır. Keşif ve bilirkişi incelemesi sırasında, bilirkişi kurulu dava konusu taşınmazı ve sunulan emsalleri yerinde görerek incelemelidir. Elde edilen veriler somutlaştırılarak; dava konusu taşınmaz ile emsal taşınmazlar arasında konum, büyüklük, çevre, imar durumu, kullanım şekli, kira başlangıç tarihi ve kira süreleri gibi kira parasına etki eden tüm objektif unsurlar karşılaştırılmalıdır. Bilirkişi raporunda, sunulan emsallerin neden uygun kabul edildiği veya neden uygun emsal sayılamayacağı somut gerekçelerle net bir şekilde açıklanmalıdır. Gerekçesiz ve denetime elverişsiz bilirkişi raporlarına dayanılarak hüküm kurulamaz.
HAK VE NASAFET İLKESİNİN KRİTERLERİ
Hak ve nasafet, adaletin somut olaya uyarlanması ve tarafların menfaat dengesinin kurulması anlamına gelir. Kira tespitinde hak ve nasafet ilkesinin işletilebilmesi için öncelikle dava konusu taşınmazın güncel piyasa koşullarında "boş olarak" yeniden kiraya verilmesi halinde getirebileceği kira bedeli saptanmalıdır. Boş kira bedeli, taşınmazın üzerinde hiçbir kiracı bulunmaksızın, tamamen serbest rekabet koşullarında elde edebileceği rayiç değerdir. Bilirkişilerce bu rayiç bedel usulüne uygun şekilde saptandıktan sonra, hakimin takdir yetkisi devreye girer. Hakim, taşınmazın boş kira bedelini doğrudan karar altına alamaz. Bu bedel üzerinden, davalının o taşınmazda uzun süredir oturan "eski kiracı" olduğu gerçeğini göz önünde bulundurarak hakkaniyete uygun bir indirim yapmalıdır. Bu indirim, kiracının taşınmazı yıpratmadan kullanması, kira bedellerini düzenli ödemesi ve taraflar arasındaki geçmişe dayalı güven ilişkisinin bir ödülü olarak nitelendirilir.
ESKİ KİRACI İNDİRİMİ VE HESAPLAMA
Eski kiracı indirimi (hakkaniyet indirimi), hak ve nasafet ilkesinin somut bir yansımasıdır. Yargıtay uygulamalarında bu indirim oranı genellikle taşınmazın durumuna, kiracılık süresinin uzunluğuna ve bölgenin özelliklerine göre %10 ile %20 arasında takdir edilmektedir. Örneğin, bilirkişi raporuyla boş rayiç bedeli belirlenen bir taşınmaz için hakim, eski kiracı sıfatını nazara alarak bu bedelden makul bir indirim oranı düşer ve net kira bedeline ulaşır. Eğer mahkemece hiçbir gerekçe gösterilmeden veya eski kiracı sıfatı göz ardı edilerek boş rayiç bedel aynen tespit kira bedeli olarak belirlenirse, bu durum hak ve nasafet ilkesine açıkça aykırılık oluşturur ve karar üst mahkemelerce bozulur. Hakimin gerekçeli kararında indirim oranını ve bunun nedenlerini açıkça göstermesi, kararın şeffaflığı ve denetlenebilirliği açısından yasal bir gerekliliktir.
ÜFE ENDEKSİNİN ASGARİ SINIR ETKİSİ
Kira tespit davalarında hak ve nasafet uygulanırken gözden kaçırılmaması gereken en önemli usul kuralı, asgari sınır kuralıdır. Hak ve nasafete göre belirlenecek kira bedeli, en son ödenen kira bedeline yasal endeks (ÜFE/TÜFE) uygulanarak bulunacak miktardan daha düşük olamaz. Yani, endeks uygulanarak saptanan miktar, hak ve nasafet tespiti için bir asgari (alt) sınır teşkil eder. Bunun nedeni, kiracının yasal endeks artış oranını zaten ödemekle yükümlü olması ve mülk sahibinin dava açarak elde edeceği hakkaniyetli kira bedelinin, olağan endeks artışının da gerisinde kalmasının adalet duygusunu zedelemesidir. Bilirkişi ve mahkeme hesaplamalarında, son kira bedeline endeks uygulanarak bulunacak bu alt sınırın hesaplanması ve hakkaniyete göre belirlenen bedel ile karşılaştırılması zorunludur. Bu karşılaştırma yapılmadan kurulan hükümler eksik inceleme niteliğindedir.
HUKUKİ DENETİM VE KARARLARIN ESASLARI
Kira bedelinin tespiti davalarında adaletin sağlanması, usul kurallarının ve Yargıtay ilkelerinin eksiksiz uygulanmasıyla mümkündür. Bilirkişi raporlarının denetime elverişli, somut emsallere dayalı ve tarafların itirazlarını karşılar nitelikte olması yargılamanın sıhhati açısından esastır. Hak ve nasafet ilkesi uygulanırken, eski kiracı indirimi ile asgari endeks sınırının birlikte gözetilmesi, mülk sahibi ile kiracı arasındaki menfaat dengesini korur. Mahkemelerin gerekçesiz ve eksik hesaplamalara dayalı kararlar vermesi hak kayıplarına neden olduğundan, emsal içtihatlar doğrultusunda titiz bir araştırma ve hesaplama yapılması yasal bir zorunluluktur.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Kira sözleşmesinde ödenen kira bedelinin, günün ekonomik koşullarına, bölgedeki emsal artışlarına ve gayrimenkulün durumuna göre yeniden mahkeme kararı ile belirlenmesini sağlayan dava türüdür.
TBK 344/3 maddesi gereğince, beş yılı aşan veya beş yıldan sonra yenilenen kira sözleşmelerinde yasal endeks sınırlaması olmaksızın hak ve nasafet ilkesine göre kira bedeli belirlenmesi talep edilebilir.
Kira bedeli belirlenirken, taşınmazın boş kira değerinden, kiracının eski kiracı olması gözetilerek hakim tarafından hakkaniyete uygun olarak genellikle %10 ile %20 arasında yapılan indirimdir.
Hak ve nasafete göre belirlenecek kira bedeli, en son ödenen kira bedeline yasal endeks (ÜFE/TÜFE) uygulanarak bulunacak artış miktarından daha düşük olamaz.
Tarafların sunduğu emsal sözleşmeler dosyaya alınır, gerekirse mahkemece re'sen araştırma yapılır. Bilirkişiler emsal taşınmazları konum, büyüklük, nitelik ve kira başlangıç tarihi açısından dava konusu taşınmazla karşılaştırır.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların dilekçe ve hukuki işlemlerde kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynakları üzerinden ayrıca teyit edilmesi gerekmektedir.