HUZUR VE SÜKUNU BOZMA SUÇUNDA ISRAR
Modern toplum düzeninde bireylerin bir arada barış, güven ve huzur içerisinde yaşaması, toplumsal istikrarın ve hukukun üstünlüğünün en temel gereksinimlerinden biridir. Kişisel özgürlükler, yalnızca fiziksel olarak sınırlandırılmama hakkını değil, aynı zamanda bireyin ruhsal, psikolojik ve zihinsel bütünlüğünün dış müdahalelerden uzak tutulmasını da kapsar. Teknolojinin gelişmesi, iletişim araçlarının çeşitlenmesi ve kentsel yaşamın getirdiği sıkışıklıklar, bireylerin özel alanlarına ve ruhsal dinginliklerine yönelik haksız müdahaleleri kolaylaştırmıştır. Yasama organı, bireylerin kendi iç dünyalarında huzurlu, gürültüden ve rahatsız edici eylemlerden uzak bir şekilde yaşamlarını sürdürebilmelerini güvence altına almak amacıyla 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 123. maddesinde "Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma" suçunu düzenlemiştir. Bu suç tipiyle korunan hukuki değer doğrudan doğruya kişi hürriyeti ve bireyin psikolojik-ruhsal sağlığıdır. Ancak bu suçun yasal sınırlarının çizilmesi ve gündelik yaşamda karşılaşılan her türlü basit rahatsızlığın ceza davasına konu edilmesinin engellenmesi amacıyla Yargıtay, suçun oluşumunda son derece katı ve net şartlar aramaktadır. Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında vurgulanan "ısrar", "süreklilik" ve "özel saik" kriterleri, bu suç tipinin sınırlarını belirleyen ve ceza hukukunun son çare (ultima ratio) olma ilkesini güvence altına alan en önemli denetim mekanizmalarıdır.
KİŞİLERİN HUZUR VE SÜKUNUNU BOZMA SUÇU VE KORUNAN HUKUKİ YARAR
Ceza hukukunda her suç tipi, toplum için değer ifade eden belirli bir hukuki yararı veya değeri korumak amacıyla ihdas edilir. Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunda korunan hukuki yarar, kişinin psikolojik bütünlüğü, ruhsal sükuneti ve iç dünyasındaki huzurudur. Bireyin sağlıklı bir yaşam sürdürebilmesi, yalnızca bedensel bütünlüğünün korunmasıyla değil, ruh sağlığının ve kişisel alanının da korunmasıyla doğrudan ilişkilidir. Anayasal güvence altında olan kişi özgürlüğü ve güvenliği, bireyin kendisiyle baş başa kalabilme, rahatsız edilmeden dinlenebilme ve günlük faaliyetlerini sükunet içinde yürütebilme hakkını da barındırır. Bu suç tipiyle, kişisel sınırların ihlal edilmesi suretiyle bireyin ruhsal dengesinin sarsılması engellenmek istenmiştir. Korunan hukuki değerin bu soyut niteliği, kanunun uygulayıcıları olan mahkemelerin olaylara yaklaşımında son derece titiz davranmasını gerektirir. Bireyler arasındaki her sürtüşme veya geçici rahatsızlık hissi bu suçun koruma alanı kapsamına dahil edilmemelidir. Ceza hukuku, yalnızca toplum düzenini ciddi şekilde bozan ve kişinin temel haklarını ağır şekilde ihlal eden ısrarlı saldırıları cezalandırma amacı güder.
SUÇUN MADDİ UNSURLARI VE SEÇİMLİK HAREKETLER
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 123. maddesi uyarınca, bu suçun oluşabilmesi için failin kanunda tahdidi olarak sayılan belirli hareketlerden birini gerçekleştirmesi gerekmektedir. Kanun metninde bu hareketler; "ısrarla telefon edilmesi", "gürültü yapılması" veya "aynı maksatla hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması" olarak üç ana grupta toplanmıştır. Dolayısıyla, bu suç yapısı itibarıyla bağlı hareketli bir suçtur. Telefon etme eylemi, gelişen teknolojiyle birlikte sadece sesli aramaları değil; SMS gönderme, WhatsApp, sosyal medya platformları (Instagram, Facebook vb.) veya e-posta yoluyla mesaj gönderme gibi dijital iletişim kanallarının tamamını kapsar. Gürültü yapma eylemi ise, mağdurun sükunetini bozacak derecede yüksek ses, müzik, endüstriyel gürültü veya apartman içi rahatsızlık verici sesler çıkarma gibi fiziksel fiilleri ifade eder. Üçüncü seçimlik hareket olan "aynı maksatla hukuka aykırı başka bir davranışta bulunmak" ise genel ve tamamlayıcı bir niteliğe sahiptir. Örneğin, bir kimseyi sokakta ısrarla takip etmek, sürekli evinin önünde beklemek veya iş yerine sıklıkla gidip izlemek gibi eylemler bu kategoriye girer. Ancak bu hareketlerin suç oluşturabilmesi için tek başlarına hukuka aykırı olmaları yetmez; mutlaka kanunda öngörülen niteliksel şartları da taşımaları gerekir.
"ISRAR" VE "SÜREKLİLİK" KRİTERLERİNİN ANALİZİ
Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında da en kuvvetli şekilde altı çizilen husus, suçun oluşması için eylemin "ısrarla" yapılması ve "süreklilik" arz etmesidir. Kanun koyucunun madde metnine bilinçli olarak yerleştirdiği "ısrar" kavramı, failin eylemini birden fazla kez tekrarlaması ve mağdurun bu durumdan rahatsız olduğunu açıkça veya zımnen ortaya koymasına rağmen eylemine devam etmesi anlamına gelir. Tek seferlik, anlık veya münferit olarak nitelendirilebilecek davranışlar kesinlikle bu suçun kapsamına girmez. Örneğin, bir kişinin başka bir kişiyi bir kez telefonla araması, gecenin geç saatinde dahi olsa tek bir kez gürültü yapması veya bir kez e-posta atması "huzur ve sükunu bozma" suçunu vücut getiremez. Bu tür tekil eylemler belki ahlaki olarak kınanabilir veya medeni hukuk anlamında bir tazminat sorumluluğu doğurabilir; fakat ceza hukukunun konusu olamazlar. Israrın varlığından söz edebilmek için, eylemler arasında mantıksal ve zamansal bir bağ bulunmalı, failin mağduru sürekli bir abluka altında tutma iradesi dış dünyaya yansımalıdır. Kaç kez aramanın veya mesaj atmanın ısrar sayılacağı somut olayın özelliklerine, mağdurun tepkisine ve zaman dilimine göre hakim tarafından takdir edilir.
MANEVİ UNSUR OLARAK "SIRF HUZUR VE SÜKUN BOZMA SAİKİ"
Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunu diğer birçok benzer suç tipinden ayıran en temel unsur, suçun manevi öğesinde saklıdır. Bu suç, genel kastla işlenebilen bir suç olmayıp, yasa metninde açıkça belirtildiği üzere "sırf kişilerin huzur ve sükununu bozma saiki ile" işlenebilen özel kast (saik) gerektiren bir suçtur. Saik, faili suç işlemeye yönelten nihai amaç ve içsel nedendir. Eğer failin eylemi gerçekleştirmekteki temel amacı mağdurun huzurunu kaçırmak, onu ruhsal olarak yıpratmak ve rahatsız etmek dışında başka bir amaca yönelmişse, bu suçun oluştuğundan bahsedilemez. Örneğin, alacağını tahsil etmek amacıyla borçlusunu gün içinde ısrarla arayan, iş yerine giden veya mesaj atan bir alacaklının eyleminde "sırf huzur bozma saiki" bulunmamaktadır; burada amaç borcun tahsilidir. Benzer şekilde, bir ticaret işletmesinin reklam ve pazarlama amacıyla kişilere ısrarla tanıtım mesajları atması durumunda da ticari gaye ön planda olduğundan TCK 123 unsurları gerçekleşmeyebilir (bu durum başka yasal mevzuatların ihlalini doğursa da ceza hukuku anlamında huzur bozma suçu oluşmaz). Yargı mercileri, sanığın iç dünyasındaki bu saiki tespit etmek amacıyla eylemin başlangıcını, taraflar arasındaki geçmiş ilişkileri ve eylemin hayatın olağan akışına uygunluğunu detaylıca inceler.
SUÇUN DİĞER SUÇ TİPLERİYLE İLİŞKİSİ VE AYRIM KRİTERLERİ
Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu, uygulamada sıklıkla hakaret, tehdit, cinsel taciz ve ısrarlı takip (stalking) gibi diğer suç tipleriyle iç içe geçebilmektedir. Hukuki nitelendirmenin doğru yapılabilmesi için bu suçlar arasındaki sınır çizgilerinin çok iyi bilinmesi gerekir. Eğer failin ısrarlı aramaları veya mesajları içerisinde tehdit ("seni öldüreceğim") veya hakaret ("sen şerefsizsin") içerikli ifadeler yer alıyorsa, burada artık kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan değil, fikri içtima kuralları gereği daha ağır cezayı gerektiren tehdit veya hakaret suçlarından hüküm kurulacaktır. Zira tehdit ve hakaret eylemleri, kendi bünyelerinde zaten mağdurun huzurunu bozma neticesini barındırırlar. Benzer şekilde, failin mağdura yönelik ısrarlı mesajları cinsel arzuları tatmin etme amacı taşıyan ifadeler içeriyorsa, eylem TCK 105 kapsamında "cinsel taciz" suçunu oluşturur. Türk Ceza Kanunu'na yakın zamanda eklenen "Israrlı Takip" (TCK 123/A) suçu da huzur bozma suçunun daha özel ve nitelikli bir hali olarak karşımıza çıkmaktadır. Israrlı takip suçunda failin fiziki veya dijital yollarla mağduru takip ederek onda ciddi bir kaygı ve güvenlik endişesi yaratması aranırken; huzur bozma suçunda daha çok ruhsal sükunetin ve dinginliğin ihlali ön plandadır.
YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ KARARININ ANALİZİ VE HUKUKİ SONUÇLARI
İncelememize konu olan Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 2015/38946 Esas ve 2017/9457 Karar sayılı ilamında, ceza mahkemelerinin bu suç tipini uygularken düşebileceği hatalar ve yapılması gereken hukuki analiz net bir şekilde ortaya konmuştur. Yargıtay, kararında ilk olarak suçla korunan hukuki yararı tanımlamış; bunu "kişi özgürlüğünün korunması ve bireyin psikolojik-ruhsal bakımdan rahatsız edilmeyerek yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürmesi" olarak belirlemiştir. Ardından, suçun maddi unsurlarına değinerek, kanunda belirtilen telefon etme, gürültü yapma veya benzeri hukuka aykırı davranışların yalnızca "bir kez" yapılmasının bu suçun oluşması için yeterli olmadığını kesin bir dille karara bağlamıştır. Yargıtay'a göre, eylemin mutlaka "ısrarla tekrarlanması", "süreklilik arz etmesi" ve failde "sırf kişilerin huzur ve sükununu bozma saikinin" bulunması zorunludur. Bu karar, yerel mahkemelerin delilleri değerlendirirken sanığın kastını ve eylemlerinin sıklığını ne kadar titiz incelemesi gerektiğini gösteren bir kılavuz niteliğindedir. Bir kişinin anlık öfkeyle veya başka bir sebeple gerçekleştirdiği tek bir arama veya geçici rahatsızlık verici eylem üzerine verilen mahkumiyet kararları, bu emsal karar doğrultusunda hukuka aykırı bulunarak bozulmaktadır.
HUKUKÇULAR VE VATANDAŞLAR İÇİN UYGULAMA REHBERİ
Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu şikayete bağlı bir suç olup, soruşturulması ve kovuşturulması için mağdurun yasal 6 aylık süre içerisinde şikayette bulunması gerekmektedir. Hukuk uygulayıcıları, bu suç yönünden bir iddia veya savunma hazırlarken delillerin niteliğine azami dikkat göstermelidir. İddia tarafı yönünden; failin ısrarını ve sürekliliğini kanıtlayacak HTS (arama ve mesaj dökümü) kayıtları, mesaj içerikleri, sosyal medya ekran görüntüleri, gürültü olaylarında kolluk tarafından tutulan tutanaklar veya tanık beyanları mahkemeye sunulmalıdır. Savunma tarafı yönünden ise; aramaların veya eylemlerin meşru bir amaca (örneğin iş ilişkisi, çocukla kişisel ilişki kurma, borç tahsili veya hak arama özgürlüğü) dayandığı, süreklilik arz etmediği ve "sırf rahatsız etme saikiyle" hareket edilmediği somut olgularla ortaya konmalıdır. Mahkemeler ise sanığın eylemini hangi amaçla yaptığını tam olarak netleştirmeden ve "ısrar" kriterinin somut olayda nasıl gerçekleştiğini gerekçelendirmeden mahkumiyet hükmü kurmamalıdır. Unutulmamalıdır ki, ceza hukuku en ağır müeyyideleri barındırdığından, suç tanımlarının dar ve kanuna uygun yorumlanması bireysel özgürlüklerin en büyük garantisidir.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Hayır, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre tek seferlik aramalar veya mesajlar ısrar ve süreklilik unsurlarını taşımadığı için bu suçu oluşturmaz. Suçun oluşması için eylemin ısrarla tekrarlanması şarttır.
Alacağını tahsil etmek amacıyla arayan kişinin saiki "sırf huzur ve sükun bozmak" olmayıp borcun tahsili olduğundan, kural olarak bu suç oluşmaz. Ancak aramaların gece yarısı yapılması veya tehdit/hakaret içermesi durumunda diğer suç tipleri gündeme gelebilir.
Türk Ceza Kanunu'nun 123. maddesi uyarınca bu suçun cezası, üç aydan bir yıla kadar hapis cezasıdır. Suç şikayete tabi olup, taraflar arasında uzlaştırma işlemlerinin yapılması zorunludur.
Komşunun gürültü yapma eyleminin tek seferlik veya arızi olmaması, uyarılara rağmen ısrarla devam ettirilmesi ve komşunun bunu sırf sizi rahatsız etmek amacıyla yaptığının delillendirilmesi halinde TCK 123 kapsamında şikayetçi olunabilir.
Evet, sosyal medya platformları üzerinden mağdurun istemediğini belirtmesine rağmen ısrarla ve süreklilik arz edecek şekilde mesaj atılması, failin sırf rahatsız etme amacı taşıdığının anlaşılması durumunda bu suçu oluşturur.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.