avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Şişman Hukuk Bürosu Emsal Kararlar

Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat: Yargıtay Kararları Işığında Hukuki Değerlendirme

Koruma tedbirleri ve bu tedbirlere bağlı olarak doğan tazminat talepleri, Ceza Hukuku ve Hukuk Muhakemeleri açısından önemli bir uygulama alanı oluşturur. Yargıtay Ceza Daireleri, özellikle haksız gözaltı, adli kontrol tedbirleri ve el koyma uygulamaları ile ilgili açılan tazminat davalarında somut ölçütler ve hukuki ilkeler ortaya koymaktadır. Bu makalede, 2018/12191 K., 2023/7239 K. ve 2023/3783 K. sayılı kararlar temel alınarak koruma tedbirlerinin sınırları, ölçülülük ilkesi ve tazminat hesaplamaları detaylı biçimde ele alınacaktır.

1. Koruma Tedbirleri ve Haksız Tazminat Talepleri

Koruma tedbirleri, ceza soruşturması veya kovuşturma aşamasında kamu güvenliğini sağlamak, suç delillerini korumak ve suçun devamını önlemek amacıyla uygulanır. Ancak bu tedbirlerin kişilerin mülkiyet hakkı, özgürlüğü ve güvenliği üzerindeki etkisi göz ardı edilemez.

Yargıtay kararlarında vurgulandığı üzere, haksız gözaltı veya adli kontrol uygulamaları durumunda, mağdur olan kişi veya kurum tazminat talebinde bulunabilir. Örneğin 2023/3783 K. sayılı karar, uyuşturucu madde kullanmak suçlamasıyla 1 gün gözaltına alınan bir davacı yönünden maddi tazminatın şartlarının oluşmadığını belirtirken, adli kontrol tedbirinin uzunluğu nedeniyle manevi tazminat öngörülmüştür. Benzer şekilde, 2018/12191 K. kararında uzun süre el konulan araç nedeniyle, mülkiyetten geçici süreli yoksun bırakılma sonucunda maddi tazminata hükmedilmiştir.

Bu noktada temel hukuki ilke şudur: Koruma tedbirleri ile mağduriyet arasındaki denge, ölçülülük ve orantılılık esasına göre kurulmalıdır. Kamu makamları, tedbir uygularken kişilerin haklarını ihlal etmeden, kamu yararını sağlamaya çalışmalıdır.

2. Ölçülülük İlkesi ve Adli Kontrol Uygulamaları

Yargıtay kararları, adli kontrol ve gözaltı tedbirlerinin suçun niteliği ve süresi ile orantılı olması gerektiğini net şekilde ortaya koymaktadır. 2023/3783 K. kararında davacıya uygulanan adli kontrol süresi, suçun niteliği dikkate alınarak değerlendirilmiş ve uzun olduğu belirlenmiştir. Bunun sonucunda, maddi zarar oluşmadığı için maddi tazminat verilmemiş, ancak manevi zarar kapsamında tazminata hükmedilmiştir.

Benzer şekilde, 2023/7239 K. kararında, sanığın suç tarihinde başka yerlerde bulunması ve telefon sinyal kayıtları ile desteklenen savunması göz önüne alınarak hukuki durumun tam olarak araştırılmaması sebebiyle kararın bozulması gerekmiştir. Bu örnekler, koruma tedbirlerinin uygulanmasında somut olayın delilleri ile tedbirin ölçülülüğünün birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

Ölçülülük ilkesi, tazminat talebinde bulunacak kişiler açısından da belirleyici bir kriterdir. Mahkemeler, uygulanan tedbirin süresi ve kapsamı ile kişinin yaşadığı mağduriyet arasındaki ilişkiyi dikkate alarak maddi ve manevi tazminatı ayırır.

3. Maddi ve Manevi Tazminatın Kapsamı

Koruma tedbirleri nedeniyle açılan tazminat davalarında, Yargıtay kararları maddi ve manevi zarar ayrımını netleştirmiştir:

Bu kapsamda, mahkemeler tazminat hesaplamasında somut belgeler ve delilleri esas alır. Maddi tazminat için kazanç kaybı veya mülkiyetten yoksun bırakılmanın belgelenmesi gerekirken, manevi tazminatta tedbirin uzunluğu ve psikolojik etkiler değerlendirilir.

4. Vekalet Ücreti ve Temsil Hakkı

Kararlarda öne çıkan bir diğer unsur, özel müdafi görevlendirilmesi ve vekalet ücretlerinin tazminata dahil edilmesidir.

Bu yaklaşım, maddi zarar hesaplamasında vekalet giderlerinin dikkate alınması gerektiğini somut biçimde göstermektedir.

5. Haksız Tutuklama ve Mükerrer Davalar

2018/12191 K. kararında, haksız tutuklama nedeniyle açılan davalarda mükerrer taleplerin önlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Kamu kaynaklarının etkili ve verimli kullanılması, aynı konuya ilişkin birden fazla tazminat talebinin araştırılmasıyla sağlanmalıdır. UYAP üzerinden ve ilgili birimlerden araştırma yapılarak, ayni veya benzer tazminat taleplerinin tespiti mahkemelerin sorumluluğundadır.

Bu durum, kamusal kaynakların korunması ve hukuki süreçlerin şeffaflığı açısından önemlidir.

6. Temyiz İncelemesi ve Hukuki Sonuç

Yargıtay, temyiz incelemesinde öncelikle ölçülülük, usul ve hukuka uygunluk kriterlerini dikkate alır:

Bu bağlamda, temyiz mahkemesi hakkaniyet ve hukuki dengeyi sağlayan ölçütleri esas alır, olayın detaylarına değil, hukuki durum ve ölçülülüğe odaklanır.

7. Sonuç ve Uygulamadaki Önemi

Yargıtay kararları, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davalarında ölçülülük, orantılılık ve hukuka uygunluk ilkelerinin uygulanmasını örneklemektedir.

Öne çıkan hukuki ilkeler şunlardır:

Bu kararlar, “koruma tedbirleri tazminat”, “haksız gözaltı ve adli kontrol”, “maddi ve manevi tazminat”, “CMK 142”, “vekalet ücreti tazminatı” gibi alanlarda hukuk uygulayıcılarına ve araştırmacılara rehber niteliğindedir.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.

YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ İÇTİHAT METNİ
12. Ceza Dairesi 2021/10486 E. , 2023/3783 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2019/4837 E., 2020/1803 K. DAVA : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 142 nci maddesinin sekizinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebebine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, davanın niteliğine göre davacı vekilinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüledî: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.Davacı vekili 20.02.2019 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 20.10.2018 tarihinde gözaltına alındığını, 21.10.2018 tarihinde adli kontrol ile serbest bırakıldığını, adli kontrol tedbirinin 07.02.2019 tarihine kadar devam ettiğini ve hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, haksız gözaltına alınması ve adli kontrol nedeniyle kazanç kaybına uğradığını, baskı ve kötü muameleye maruz kaldığını, soruşturma aşamasında kendini vekille temsil ettirdiğinden vekalet ücretinin maddi zarar olarak verilmesi gerektiğini, manevi yönden zarara uğradığını, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, tazminat alma hakkı, ve adil yargılanma hakkı kapsamında tazminat verilmesi gerektiğini, bu nedenle 100.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminata yakalama tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir. 2.Davalı vekili 22.05.2019 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; davanın süresinde açılıp açılmadığının araştırılması gerektiğini, talep edilen tazminat miktarının fazla olduğunu, derdest dosya bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini, davacının kendi kusurlu hareketleriyle gözaltına alınmasına neden olduğunu, davacının zararını belgelendirmesi gerektiğini, dilekçesine eklemesi gerektiğini, süre verilip eksiklikleri tamamlamaması halinde dilekçesinin reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı hakkında kısmen kabul verilmesi halinde hangi nedene dayanılarak kısmen kabul kararı verildiğinin kararda yazılması gerektiğini, vekalet ücreti hususunda yapılan kanun değişikliğinin dikkate alınması gerektiğini, öne sürmüştür. 3.Bakırköy 12. Ağır Ceza Mahkemesinin, 16.09.2019 tarihli ve 2019/184 Esas, 2019/349 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 4.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 29.06.2020 tarihli ve 2019/4837 Esas, 2020/1803 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemecince kurulan hükme yönelik davalı vekilinin ve davacı vekilinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. 5.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 19.12.2021 tarihli tebliğnamesi ile davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile hükmün onanmasını talep edilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Davacı vekilinin temyiz istemi; Anayasa Mahkemesi içtihatları gereği müvekkili hakkında hükmedilen manevi tazminat miktarının eksik olduğuna, hükmedilen maddi tazminatın eksik olduğuna, tazminata esas dosyada ödemiş olduğu vekalet ücretinin eksik olarak tazminata hükmedildiğine, adli kontrol nedeniyle tazminata hükmedilmesi gerektiğine, ilişkindir. III. DAVA KONUSU Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü Davacının tazminata esas Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/72230 Soruşturma sayılı soruşturma dosyasında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan yargılandığı, 20.10.2018 gözaltına alındığı, 21.10.2018 tarihinde adli kontrol şartıyla salıverildiği, yapılan soruşturma sonunda ek kovuşturmaya yer olmadığına hükmedildiği, kararın tebliğ edilip herhangi bir itirazın bulunmadığı ve davanın 5271 sayılı Kanunun 142 inci maddesinin birinci fıkrasında belirlenen süre içerisinde yetkili ve görevli mahkemede açıldığı, davacının savcılık aşamasında kendi beyanları ve diğer deliller değerlendirilmek sureti ile eyleminin uyuşturucu kullanmak niteliğinde bulunduğu kanaati ile TCK 191/3 maddesi gereğince denetimli serbestlik tedbiri uygulandığı anlaşılmaktadır. Adana C. Başsavcılığının 2018/72230 soruşturma 2019/345 karar 12/2/2019 tarih sayılı kovuşturmaya yer olmadığına kararı ile davacı hakkında isnat edilen fiil ile ilgili olarak TCK 191/3 maddesi gereğince uyuşturucu kullanma suçundan denetim tedbiri verilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Davacıya isnat edilen fiille ilgili bir günlük göz altı tedbiri uygulanmasına karşın, bu fiille ilgili davacının kendi ikrarı ve diğer delillerle birlikte uyuşturucu kullanmak suçu ile ilgili tedbir kararı verildiği bu kararda öngörülen denetim süresinin tamamlanmadığı, dolayısı ile de gözaltı tedbir uygulamasının haksız olduğundan bahsedilemeyeceği, buna bağlı olarak da gözaltında kaldığı bir gün için maddi tazminata hükmedilmesini gerektiren bir sebep bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Davacı hakkında Adana 3. Sulh Ceza Mahkemesi hakimliğinin 2018/1357 sorgu ve 21/10/2018 tarihli kararı ile CMK 109/3-b maddesi gereğince pazartesi günleri imza vermek koşulu ile adli kontrol tedbiri uygulanmasının da 07/02/2019 tarihinde kaldırılmış olduğu anlaşılmaktadır. Davacı hakkında CMK 109. maddesine ilişkin uygulanan adli kontrol tedbiri ile ilgili maddi tazminat hesaplaması yapılmamıştır. Davacının uyuşturucu kullanma suçu ile ilgili adli kontrol uygulama suresi suçun niteliği, davacı beyanları dikkate alınarak nispeten fazla uzun değerlendirilmek sureti ile ölçülülük ilkesini çiğnediği kanaatine varılmıştır. Davacıya uygulanan adli kontrol tedbiri ile ilgili davacının maddi kaybı var olduğu tespit edilememiştir. Bu nedenle maddi tazminat kararı verilmemiştir. İmza vermek şeklinde gerçekleşen adli kontrol tedbir süresinin isnat edilen suçun niteliği dikkate alındığında uzun olduğu bu nedenle davacının yaşadığı elem düzeyini arttırıcı etkisinin var olduğu kanaati ile manevi tazminat yönünden değerlendirmeye tabii tutulmuştur. Davacının Cumhuriyet Savcılığı aşamasında devlet tarafından görevlendirilmiş olan müdafii tarafından temsili sağlandığı, hazırlık aşamasında beyanı ve işlemlerin Davalı tarafından atanan müdafii Av. Savaş Kendirli refakatinde gerçekleşmiş olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle C. Savcılığı aşamasına ilişkin vekalet ücreti yönünden karar verilmemiştir. Buna karşın davacının Adana 3. Sulh Ceza mahkemesindeki sorgusu sırasında özel müdafii Av. Mahmut Akgül ile savunmasının alındığı bu aşamada vekalet ücreti tayini kararı verilmediği anlaşılmıştır. Davacının Sulh ceza aşamasında özel müdafii işlemi yapılmış olması dikkate alınarak özel müdafii görevlendirildiği tarih dikkate alınarak bu tarihteki vekalet ücretinin davacıya verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Davacı avukatı ile ilgili ayrıca vekalet sözleşmesi ve ücret belgesi, makbuz ibraz etmemiştir. Bu nedenle özel müdafii görevinin yapıldığı tarih dikkate alınarak Sulh Ceza hakimliği sırasında verilen asgari ücret oranı davacıya verilmiştir. Açıklanan nedenlerle, 845,00 TL maddi, 500,00 TL manevi tazminatın yakalama tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince verilen kararla ilgili olarak, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE Tazminat talebinin dayanağı olan Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/72230 Soruşturma sayılı soruşturma dosyasında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan yargılandığı, 20.10.2018 gözaltına alındığı, 21.10.2018 tarihinde adli kontrol şartıyla salıverildiği, yapılan soruşturma sonunda ek kovuşturmaya yer olmadığına hükmedildiği, kararın tebliğ edilip herhangi bir itirazın bulunmadığı ve davanın 5271 sayılı Kanunun 142 inci maddesinin birinci fıkrasında belirlenen süre içerisinde yetkili ve görevli mahkemede açıldığı ve kanunda öngörülen yasal şartların oluştuğu anlaşılmıştır. Davacı vekilinin temyiz talebi yönünden; Tazminat talebinin dayanağı olan Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/72230 soruşturma sayılı dosyası kapsamında; davacıdan uyuşturucu madde ele geçirilmesine ilişkin 20.10.2018 suç tarihli olaya ilişkin olarak, davacının 20.10.2018-21.10.2018 tarihleri arasında gözaltında kaldığı, uyuşturucu madde kullandığını, ancak ticaretini yapmadığını beyan eden davacının ifadesi alındıktan sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı, yapılan soruşturma sonunda uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan 07.02.2019 tarihinde ek kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, uyuşturucu madde kullanmak suçundan 12.02.2019 tarihinde 5271 sayılı kanun 191 inci maddesinin birinci kapsamında kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verildiği hususları davacının adli sicil ve arşiv kaydı ile UYAP taraf dosya raporunun incelenmesinden ve tüm dosya kapsamından anlaşılmıştır. Davacı hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile sonuçlanan uyuşturucu madde ticareti yapma suçu ile birlikte kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı ile sonuçlanan uyuşturucu madde kullanma suçundan da soruşturma yapılmış olması gözetildiğinde, soruşturma kapsamında 1 gün gözaltında kalan davacı yönünden tazminat isteme koşulları oluşmadığından davanın reddine karar verilmesi yerine davanın kısmen kabulüne karar verilmesi temyiz eden sıfatına göre bozma nedeni yapılmamış ve davacı vekilinin temyiz sebepleri bu nedenle yerinde görülmemiştir. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 29.06.2020 tarihli ve 2019/4837 Esas, 2020/1803 Karar sayılı kararında davacı vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden aynı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Bakırköy 12. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.10.2023 tarihinde karar verildi.