avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Kredi Kartı Ücretleri ve Hukuki Rejim Analizi

KREDI KARTI ÜCRETLERİ VE HUKUKİ REJİM

Modern bankacılık sisteminde kredi kartları, sadece bir ödeme aracı olmanın ötesine geçerek, tüketicilerin finansal kaynaklara anında erişimini sağlayan bir kredi enstrümanı haline gelmiştir. Bu kullanım kolaylığı, beraberinde bankaların "üyelik ücreti", "hesap işletim ücreti" ve "nakit avans komisyonu" gibi çeşitli kalemler altında ücretlendirme yapması sorununu getirmiştir. Tüketicilerin, bankalar tarafından tek taraflı olarak belirlenen bu masraflara karşı açtığı davalar, Türk hukukunda "haksız şart" (unfair term) kavramının ve "ahde vefa" (pacta sunt servanda) ilkesinin en çok tartışıldığı alanlardan biridir. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve ilgili yönetmelikler, bankaların hangi masrafları alabileceğini belirlerken, yargı organları da bu düzenlemelerin somut olaylara nasıl uygulanacağı konusunda emsal kararlar üretmektedir. Tüketici ile banka arasındaki sözleşmesel denge, her iki tarafın hak ve yükümlülüklerinin adil bir şekilde dağıtılmasını zorunlu kılar.

Banka masraflarının iadesi davalarında temel çekişme noktası, sözleşmenin imzalanma aşamasında tüketicinin bu şartları müzakere edip edemediği ve yapılan kesintinin sunulan bir hizmetin karşılığı olup olmadığıdır. Yargıtay’ın son dönem içtihatları, özellikle "nakit avans çekim komisyonu" gibi kalemleri, kart üyelik ücretinden farklı bir hukuki statüye koymaktadır. Kart üyelik ücreti (aidat), bazı durumlarda haksız şart olarak nitelendirilip iade edilebilirken; nakit avans komisyonu, bankanın sunduğu "acil likidite sağlama" hizmetinin bir karşılığı olarak kabul edilmektedir. Bu ayrım, bankacılık hizmetlerinin ticari doğası ile tüketicinin korunması amacı arasındaki ince çizginin bir sonucudur. Bu makalede, kredi kartlarından alınan masrafların hukuki dayanakları, haksız şart kriterleri ve tüketicilerin banka ekstrelerine itiraz etmeksizin ödeme yapmalarının hukuki sonuçları detaylı bir perspektifle incelenecektir.

BANKACILIK SÖZLEŞMELERİNDE TÜKETİCİNİN KORUNMASI

Tüketici, banka karşısında ekonomik ve teknik açıdan zayıf konumda olan taraftır. Bu nedenle, bankalarla imzalanan sözleşmeler genellikle banka tarafından önceden hazırlanmış, "matbu" (standard form) metinlerdir. 6502 sayılı Kanun’un 5. maddesi, tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dahil edilen ve tarafların hak ve yükümlülüklerinde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan şartları "haksız şart" olarak tanımlar. Bankacılık sözleşmelerinde, özellikle 12 puntodan küçük ve okunaksız yazılan, tüketicinin anlamayacağı teknik terimlerle dolu masraf maddeleri bu kapsamda denetlenir. Eğer bir masraf kalemi sözleşmede yer almasına rağmen müzakere edilmemişse ve dürüstlük kuralına aykırıysa, o şart kesin hükümsüzdür.

Ancak haksız şart denetimi, her türlü masrafın doğrudan iptal edileceği anlamına gelmez. Sözleşmenin temel konusunu ve bedelini belirleyen şartlar, eğer açık ve anlaşılır bir dille yazılmışsa, haksız şart denetimine tabi tutulmazlar. Kredi kartı üyelik ücreti veya nakit avans komisyonu gibi kalemler, bankanın sunduğu hizmetin bir parçası olarak sözleşmede açıkça belirtilmişse, mahkemenin burada yapacağı denetim "şekli" bir denetimdir. Yani, tüketiciye sözleşme öncesi bilgi verilip verilmediği, şartın okunabilir olup olmadığı ve bankanın tek taraflı olarak fahiş artışlar yapıp yapmadığı kontrol edilir. Eğer banka şeffaflık kurallarına uymuşsa, tacir olmasının bir gereği olarak sunduğu hizmetin karşılığını talep etme hakkı korunmalıdır.

Tüketici mahkemeleri, banka masrafları konusunda genellikle tüketici lehine bir eğilim sergilese de, Yargıtay’ın üst denetimi bu dengeyi sağlar. Yargıtay, bankaların ticari kuruluşlar olduğunu ve kar elde etme amacı güttüklerini hatırlatarak, "zorunlu masraflar" ile "hizmet bedelleri" arasında bir ayrım yapar. Tüketicinin herhangi bir merasime gerek kalmadan, ATM'lerden 24 saat nakit çekebilmesini sağlayan altyapı, banka için maliyetli bir süreçtir. Bu sürecin maliyetinin kullanıcıya yansıtılması, tek başına dürüstlük kuralına aykırı bir eylem olarak nitelendirilemez. Önemli olan, bu ücretin kanuni sınırlara ve BDDK yönetmeliklerine uygun olmasıdır.

HAKSIZ ŞART KAVRAMI VE HUKUKİ SONUÇLARI

Haksız şartın varlığı durumunda, o şartın yer aldığı sözleşme tamamen geçersiz olmaz; sadece o şart "yazılmamış sayılır". 6502 sayılı Kanun’un 5/1 maddesine göre bir şartın haksız kabul edilebilmesi için şu üç kriterin bir arada bulunması gerekir: Şartın tüketiciyle müzakere edilmemiş olması, dürüstlük kuralına aykırı olması ve tüketici aleyhine dengesizliğe yol açması. Bankacılık sözleşmelerinde, "bankanın her türlü masraf ve ücreti tek taraflı olarak belirleyebileceği" yönündeki genel ifadeler, Yargıtay tarafından tipik bir haksız şart örneği olarak kabul edilir. Çünkü bu durum, alıcıyı tamamen bankanın iradesine teslim etmekte ve mali belirsizlik yaratmaktadır.

Sözleşme şartlarının müzakere edildiğinin ispat yükü bankaya aittir. Banka, tüketicinin bu şartı bilerek ve isteyerek kabul ettiğini kanıtlayamazsa, şartın haksız olduğu karinesi güçlenir. Ayrıca, şartın yazım şekli de (font büyüklüğü, okunabilirlik) geçerlilik şartıdır. 12 puntodan küçük yazılan ve karmaşık bir dille hazırlanan banka sözleşmeleri, tüketicinin "bilgi sahibi olma" hakkını ihlal eder. Mahkemeler, bu gibi durumlarda sözleşme maddesinin içeriğine dahi bakmadan, usuli noksanlık nedeniyle şartın hükümsüzlüğüne karar verebilmektedir. Ancak bu hükümsüzlük, sadece "zorunlu olmayan" veya "karşılığı bulunmayan" haksız menfaatler için geçerlidir.

Haksız şartın tespiti halinde, tüketicinin o güne kadar ödediği bedellerin iadesi gündeme gelir. Sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanan bu iade talebi, genellikle geriye dönük 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Ancak burada "ekstreye itiraz" mekanizması devreye girer. Eğer tüketici, yıllarca ekstrelerini almış, masrafları görmüş ve sessiz kalarak ödeme yapmaya devam etmişse, bazı durumlarda bu sessizlik "zımni kabul" olarak yorumlanabilir. Ancak tüketici kanunu emredici nitelikte olduğundan, sessiz kalmak tek başına haksız bir şartı geçerli hale getirmez. Yargıtay’ın son kararları, nakit avans gibi hizmetlerde sessiz kalmayı daha çok önemsemektedir.

NAKİT AVANS ÇEKİM KOMİSYONUNUN DOĞASI

Kredi kartından nakit avans çekilmesi, hukuki niteliği itibariyle bir "banka kredisi" işlemidir. Tüketici, bankaya gidip kredi sözleşmesi imzalamadan, kefil göstermeden ve beklemeksizin bankanın sunduğu ATM altyapısını kullanarak anında nakde ulaşır. Bu "kolay erişim", bankanın sunduğu bir katma değerli hizmettir. Banka, ATM cihazlarında her an belirli bir nakit meblağı hazır bulundurmak zorundadır. Bu meblağın orada atıl bekletilmesi, bankanın o parayı faizde değerlendirmesinden vazgeçmesi anlamına gelir. Bu fırsat maliyeti ve operasyonel giderler (ATM bakımı, nakliye, güvenlik vb.), nakit avans komisyonunun temel gerekçesini oluşturur.

5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun 24/3. maddesi, sözleşmede yer almayan hiçbir ücretin talep edilemeyeceğini belirtir. Ancak "sözleşmede yer alan" ve BDDK yönetmeliklerinde "alınabileceği" belirtilen ücretler yasaldır. 2014 yılında yürürlüğe giren "Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik" ekindeki listede "Nakit Avans Çekim Ücreti" açıkça yer almaktadır. Bu düzenleme, bankaların bu hizmet karşılığında bir bedel talep etmesinin kanuni bir hak olduğunu tescillemiştir. Dolayısıyla, nakit avans ücretini kart aidatı ile aynı kefeye koymak hukuken yanlıştır.

Nakit avans çekimi sırasında alınan ücret, sadece bir "dosya masrafı" gibi evrak gideri değildir; doğrudan "kredi verme" hizmetinin bir maliyet kalemidir. Tüketici, parayı çektiği anda bankanın sunduğu hizmetten yararlanmış sayılır. Bu hizmetin karşılığı olan komisyonun iadesini istemek, sunulan hizmetin bedelsiz bırakılması sonucunu doğurur ki bu durum dürüstlük kuralı ve sebepsiz zenginleşme yasaklarıyla çelişir. Yargıtay, bu noktada tüketicinin "kolay krediye erişim" avantajını göz önüne alarak, bankanın komisyon alma hakkını savunmaktadır.

AHDE VEFA İLKESİ VE SÖZLEŞMEYE BAĞLILIK

Ahde vefa (sözleşmeye bağlılık) ilkesi, bir sözleşmenin taraflarının, sözleşmedeki şartlara sadık kalmasını emreden temel hukuk kuralıdır. Medeni Kanun’un 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralının bir yansıması olan bu ilke, tacirler arasında olduğu kadar banka ve tüketici arasında da geçerlidir. Tüketici, kredi kartı sözleşmesini imzalayıp kartı kullanmaya başladığında, sözleşmedeki şartları (hukuka uygun oldukları sürece) kabul etmiş sayılır. Her ay gönderilen kredi kartı ekstreleri, yapılan işlemler ve kesilen masraflar hakkında tüketiciyi bilgilendiren birer "bildirim" vasıtasıdır.

Eğer tüketici, ekstrede gördüğü bir masrafa (örneğin nakit avans ücretine) itiraz etmiyor, kartını kullanmaya devam ediyor ve bu şartlar altında sözleşmeyi sürdürüyorsa, bu davranışı sözleşme şartlarına zımnen onay verdiği şeklinde yorumlanabilir. Kural olarak herkes dilediği şartlarda sözleşme yapmakta serbesttir ve istemediği bir sözleşmeyi sona erdirme (kartı iptal etme) hakkına sahiptir. 5464 sayılı Yasa’nın 25/2. maddesi de bu serbestiyi destekler. Tüketicinin hem bankanın sunduğu kolaylıklardan yararlanıp hem de bu kolaylıkların bedelini yıllar sonra geri istemesi, dürüstlük kuralıyla her zaman bağdaşmayabilir.

Ancak ahde vefa ilkesi, "haksız" bir şartı geçerli kılmaz. Sadece "tartışmalı" veya "hizmet karşılığı olan" bedellerde, tüketicinin uzun süreli sessizliği aleyhine delil oluşturabilir. Nakit avans komisyonu gibi BDDK tarafından izin verilen ve bankanın operasyonel maliyetini karşılayan kalemlerde, ahde vefa ilkesi daha güçlü uygulanır. Tüketici, sözleşmedeki bu tip "hizmet bedeli" niteliğindeki şartlara uymak zorundadır. Yargıtay’ın bu yaklaşımı, bankacılık sistemindeki istikrarın ve ticari hayatın gerekliliklerinin bir gereğidir.

BDDK VE TCMB DÜZENLEMELERİNİN ETKİSİ

Banka masrafları konusundaki karmaşayı gidermek amacıyla, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ve daha sonra Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından detaylı yönetmelikler çıkarılmıştır. 03.10.2014 tarihli yönetmelik, finansal tüketicilerden alınabilecek ücretleri sınıflandırmış ve "sınırlı sayı" ilkesini getirmiştir. Bu yönetmelik ekindeki listede yer almayan bir ücretin tüketiciden tahsil edilmesi kesinlikle mümkün değildir. Ancak "Nakit Avans Çekim Ücreti", bu listenin yasal kalemlerinden biridir.

Bu düzenlemeler, mahkemeler için "yol gösterici" değil, "bağlayıcı" niteliktedir. Bir mahkeme, bir banka masrafının haksız olup olmadığına karar verirken, öncelikle bu yönetmelik listesini kontrol etmelidir. Eğer yönetmelik bir ücretin alınmasına izin veriyorsa, o ücretin haksız şart olduğu iddiası sadece "fahişlik" veya "bildirim noksanlığı" üzerinden yürütülebilir. Yönetmeliğin "alınabilir" dediği bir ücreti, "haksız şart" gerekçesiyle tamamen reddetmek, idarenin düzenleme yetkisini ve normlar hiyerarşisini ihlal edebilir.

TCMB’nin son yıllardaki tebliğleri (2020/7 sayılı Tebliğ vb.), ücretlerin sadece adını değil, üst sınırlarını ve artış oranlarını da belirlemiştir. Bu durum, bankaların tek taraflı belirleme yetkisini büyük ölçüde kısıtlamıştır. Artık "belirsizlik" nedeniyle bir şartın haksız kabul edilmesi ihtimali azalmıştır. Bankalar, TCMB rehberine uyduğu sürece, talep ettikleri nakit avans ücretleri yasallık karinesinden yararlanmaktadır. Yargıtay kararlarında bu idari düzenlemelere yapılan atıflar, yargı ile ekonomi yönetimi arasındaki koordinasyonun bir göstergesidir.

HESAP İŞLETİM ÜCRETİ VE KART AİDATI

Hesap işletim ücreti, vadesiz hesapların yönetimi için bankalarca alınan bir bedeldir. Ancak Danıştay ve Yargıtay’ın güncel içtihatları ile BDDK düzenlemeleri çerçevesinde, "karşılıksız bir masraf" olarak görülerek iadesine karar verilmektedir. Zira banka, vadesiz hesaptaki parayı kullanarak zaten bir menfaat elde etmektedir; ayrıca hesap yönetimi için ek bir "işletim ücreti" alınması, tüketici aleyhine haksız bir dengesizlik yaratmaktadır. Bu kalem, nakit avans komisyonundan farklı olarak, iadesi gereken "haksız şart" kategorisinin en başında yer alır.

Kredi kartı üyelik ücreti (kart aidatı) konusunda ise hukukumuzda ikili bir ayrım vardır: Tüketici Kanunu’nun 31/3 maddesi uyarınca, bankalar tüketicilere "aidatsız kredi kartı" seçeneği sunmak zorundadır. Eğer banka bu seçeneği sunmuş ve tüketici buna rağmen aidatlı (bol puanlı, sigortalı, avantajlı) kartı tercih etmişse, o zaman aidatın iadesi istenemez. Ancak banka aidatsız kart seçeneği sunmadan tek taraflı aidat kesmişse, bu bedel haksız şart sayılarak iade edilebilir. Nakit avans komisyonu ise bu aidat tartışmalarından bağımsızdır; çünkü aidat "kartın elde bulundurulması" ile ilgilidir, nakit avans ücreti ise "yapılan somut bir işlemin" bedelidir.

Tüketici Mahkemesi kararlarında bazen tüm masraflar bir bütün olarak "banka masrafı" adıyla toplanıp iadeye konu edilse de, Yargıtay’ın bu "toptancı" yaklaşıma karşı çıktığı görülmektedir. Her masraf kalemi kendi doğası içinde değerlendirilmelidir. Hesap işletim ücreti iade edilmeli, aidat şartlara göre değerlendirilmeli, ancak nakit avans komisyonu gibi hizmet karşılığı olan kalemler (yönetmelik sınırları dahilinde) bankada kalmalıdır. Hukuki kesinlik, bu kalemlerin doğru tasnif edilmesiyle mümkündür.

İSPAT YÜKÜ VE EKSTRELERİN DELİL DEĞERİ

Tüketici uyuşmazlıklarında ispat yükü kural olarak bankadadır. Banka, masrafın sözleşmeye dayandığını, yönetmeliğe uygun olduğunu ve tüketiciye gerekli bildirimlerin yapıldığını kanıtlamalıdır. Ancak nakit avans çekimi gibi işlemlerde, işlemin yapıldığına dair "ATM kayıtları" ve "aylık ekstreler" en temel delildir. Tüketiciye her ay gönderilen ekstreler, birer "hesap özeti" niteliğindedir. Tüketici ekstredeki bir işleme yasal süresi içinde itiraz etmezse, o işlemin doğruluğunu kabul etmiş sayılır (karine).

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin yerleşik görüşüne göre, davacıya her ay gönderilen ekstrelerde nakit avans işlemleri ve alınan komisyonlar açıkça gösterilmektedir. Tüketici bu ekstreleri almasına rağmen kartı kullanmaya devam etmişse, bu durum sözleşmenin o şartlarla sürdürülmesine rıza gösterildiği anlamına gelir. Ahde vefa ilkesi burada devreye girerek, tüketicinin sonradan "ben bunu bilmiyordum" veya "haksızdır" diyerek iade istemesini engelleyici bir rol oynar. Elbette bu durum, şartın "hukuka uygun bir ücret" olması halinde geçerlidir.

Sonuç olarak, kredi kartı masraflarına ilişkin uyuşmazlıklar, tüketicinin korunması ihtiyacı ile bankaların ticari sürdürülebilirliği arasındaki dengede çözülmelidir. Nakit avans çekim komisyonu, bankanın sunduğu acil likidite hizmetinin ve ATM altyapısının bir karşılığı olup, BDDK yönetmelikleriyle de yasallığı tescillenmiş bir kalemdir. Tüketicilerin aidat ve hesap işletim ücreti konusundaki haklı iade talepleri, nakit avans komisyonu gibi "somut hizmet karşılığı" olan kalemlere teşmil edilmemelidir. Hukuk, hizmetin bedelsiz bırakılmasını değil, haksız menfaatlerin önlenmesini hedefler.

HUKUKİ SORU VE CEVAPLAR

Nakit avans çekim ücreti yasal mıdır?

Evet, yasaldır. 5464 sayılı Kanun ve BDDK yönetmelikleri, bankaların sunduğu bu hizmet karşılığında komisyon alabileceğini kabul etmiştir. Ancak bu ücretin sözleşmede yer alması ve yönetmelik sınırları içinde kalması gerekir.

Kart aidatının iadesi için ne yapmalıyım?

Banka size aidatsız bir kart seçeneği sunmadan aidat kesmişse, Tüketici Hakem Heyeti'ne başvurarak iade alabilirsiniz. Ancak avantajlı/puanlı bir kartı bilerek tercih ettiyseniz iade almanız zordur.

Hesap işletim ücreti neden iade edilmelidir?

Yargıtay ve Danıştay kararları uyarınca, bankanın vadesiz hesaplardaki paradan zaten menfaat sağladığı, dolayısıyla ek bir işletim ücreti almasının haksız şart oluşturduğu kabul edilmektedir.

Kredi kartı ekstrelerine itiraz etmemek hak kaybına yol açar mı?

Yargıtay'ın "ahde vefa" ilkesi gereği, ekstredeki masrafları görüp kartı kullanmaya devam etmek zımni bir kabul sayılabilir. Bu durum, özellikle nakit avans komisyonu gibi hizmet karşılığı kalemlerin iadesini zorlaştırır.

Banka sözleşmesinin 12 puntodan küçük olması ne anlama gelir?

Tüketici Kanunu uyarınca sözleşmelerin okunabilir olması şarttır. 12 puntodan küçük, okunaksız yazılar tüketicinin bilgilendirilmediği karinesini doğurur ve bu maddeler haksız şart olarak iptal edilebilir.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.

YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ İÇTİHAT METNİ
19. Hukuk Dairesi 2017/1552 E. , 2019/264 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Davacı vekili, davacının davalı bankadan almış olduğu ... numaralı kredi kartından dolayı banka tarafından 2006-2013 yılları arasında 490 TL kredi kartı üyelik ücreti ile hesap işletim ücreti kesildiğini,yine 2009-2014 yılları arasında ise toplamda 4.172,66 TL nakit avans ve hızlı para ücreti kesildiğini , banka ile işbu kredi kartlarına ilişkin olarak sözleşmeler imzalanmasına rağmen sözleşmelerin bir nüshasının tarafına verilmediği gibi önceden hazırlanmış matbu sözleşmeler olması nedeniyle sözleşme içeriğine müdahale hakkı verilmediğini ve davacı ile de müzakere edilmediğini,bankanın bu uygulamasının haksız şart niteliğinde olduğunu belirterek toplam 4.662,66 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili,davacı tarafın hesap ekstrelerine yasal süresi içerisinde bir itirazının olmadığını ve itirazi kayıtsız ödemede bulunarak dava konusu kredi kartını kullanmaya devam ettiğini,dava dilekçesinde talep edilen tutarların hangi kalemlerden oluştuğunun tam olarak bildirilmediğini kredi kartından çekilen tüm tutarların davacının onayı ile tahsil edildiğini,talep edilen tutarların kesintiden fazla olduğunu, bankanın masraf talep hakkının bulunduğunu, kredi sözleşmesinde ve sözleşme öncesi bilgi formunda dosya masrafı alınacağı hususunda bilgilendirme yapıldığını,davacının haksız şart iddiasının yerinde olmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece,toplanan deliller,yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre,tüketiciden hesap işletim ücreti ile kredi kartı aidatı alınacağına ilişkin sözleşme hükümlerinin başlı başına haksız şart niteliğinde olmamakla birlikte bankacılık hizmet sözleşmesinde hesap işletim ücreti ile ilgili herhangi bir alt veya üst sınır belirlenmediği, hesap işletim ücretini belirleme yetkisinin tek taraflı olarak bankaya bırakıldığı, tüketiciden hesap işletim ücreti adı altında 110 TL kesinti yapıldığı,somut olayda ibraz edilen sözleşmenin 12 puntodan küçük ve okunaksız olduğu, belli bir rakam üzerinde uzlaşma sağlanmadığı, tüketiciden kart aidatı adı altında 330 TL kesinti yapıldığı, hesap işletim ücreti ve aidat miktarını tek taraflı belirleme yetkisinin 6502 sayılı Kanunun 5/1 maddesi anlamında tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme şartı olduğu ve haksız şartın unsurlarının oluştuğu ve bu yönü ile 6502 sayılı Kanun'un 5/8 fıkrası gereğince, sözleşmesindeki bu haksız şartın kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi olduğu, davacıdan hızlı para hizmeti adı altında 2.900,84 TL, taksitli avans ücreti adı altında 1.113,01 TL ve nakit avans ücreti adı altında 158,30 TL olmak üzere 4.172,70 TL kesinti yapıldığı, herhangi bir gider belgesi sunulmadığı, sonuç itibari ile tüketiciden 4.612,70 TL kesinti yapıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş,hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Kredi kartı tüketicilere mal ya da hizmetleri edinme karşılığı nakit para taşımalarına gerek kalmaksızın ödeme yapabilme, nakde ihtiyaç duyulduğunda da ATM'ler kanalıyla para çekme imkanı vermektedir. Bu haliyle kredi kartı bir yönüyle ödeme aracı, diğer yönüyle de bir kredi aracı niteliğindedir. 5464 sayılı Kanunun 24/3 . maddesine göre kartla mal veya hizmet satın alınmasında; kart hamilinin yaptığı işlemler nedeniyle, sözleşmede yer almayan faiz, komisyon veya masraf gibi adlar altında hiçbir şekil ve surette ödeme talep edilemez ve kart hamilinin hesabından kesinti yapılamaz. Somut olayda davacı kredi kartı ile taksitli avans çekimi dolayısıyla ödemek zorunda kaldığı nakit çekim komisyonunun iadesini istemiştir. Hemen belirtmek gerekir ki bankalar ticari kuruluşlar olup, amaçları kar elde etmektir. Bankalar tarafından tüketici kredilerinden herhangi bir zorunlu masraf ve gidere ilişkin bulunmayan kesintilerin iade edilmesi gerekmektedir. Ancak kredi kartı kullanmak suretiyle nakit avans çekilmesi halinde uygulanan nakit avans çekim komisyonu, bu nitelikte bir ücret değildir. Tüketici nakte ihtiyaç duyduğunda bankaya gidip tüketici kredisi imzalamadan, emek ve mesai harcamadan, herhangi bir merasime gerek kalmadan kolaylıkla bu krediye ulaşmaktadır. Banka, kart kullanıcısına ATM'lerden 24 saat kredi kullanma olanağı sağlamıştır. Bu hizmet, bankanın ATM cihazlarında her zaman belli tutarda bir nakit para bulundurması ve ne zaman kullanılacağını bilmediği bu meblağın faizinden yararlanmaktan vazgeçmesinin karşılığıdır. Nitekim somut olayda uygulanma imkanı yok ise de 6502 sayılı Kanuna göre çıkarılan 03.10.2014 tarih 29138 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından hazırlanan “Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik”te ücret alınması mümkün olan EK-1 numaralı “Ürün ve Hizmet Sınıflandırması” listesinde kredi kartları ile ilgili olarak “Nakit Avans Çekim Ücreti” alınabileceği belirtilmiştir. Davacıya her ay gönderilen kredi kartı ekstresinde taksitli avans ve hızlı para işlemleri, ödemeleri ve alınan işlem ücretiyle ilgili bilgi verilmiştir. Kural olarak herkes dilediği şartlarda sözleşme yapmakta serbest olduğu gibi istemediği bir sözleşmeyi sürdürmek zorunda da değildir. 5464 sayılı Yasanın 25/2. maddesine göre tüketici sözleşmeyi feshetmeyip kartı kullanmaya devam ettiğine göre "ahde vefa" ilkesi uyarınca sözleşmeye uymak zorundadır. Bu nedenle davacının ödediği nakit avans çekim komisyonunun iadesine ilişkin isteminin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 21/01/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.