MENFİ TESPİT DAVASINDA HUKUKİ YARAR
İcra ve iflas hukukumuzda borçlu olmadığı iddia edilen bir tutarın takibe konu edilmesi halinde, borçlunun kendisini savunabilmesi amacıyla öngörülen en etkili hukuki çarelerden biri "Menfi Tespit Davası" davasıdır. Türk Medeni Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında dava şartlarından biri olan "hukuki yarar", davacının mahkemeden hukuki korunma talep etmesindeki meşru ve güncel menfaatini ifade eder. Menfi tespit davalarında hukuki yarar şartı, davanın açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre belirlenir. Uygulamada alacaklıların başlattıkları takiplere karşı borçluların menfi tespit davası açmalarından sonra, alacaklılar tarafından itirazın iptali, itirazın kaldırılması veya doğrudan iflas davalarının ikame edilmesi durumunda, menfi tespit davasının akıbeti tartışma konusu olmaktadır. Yargıtay’ın yerleşik kararları, dava açıldığı anda mevcut olan hukuki yararın, sonradan alacaklı tarafından açılan diğer davalar nedeniyle ortadan kalkmayacağını kabul etmektedir. Bu durum, borçlunun daha önce başlattığı hak arama sürecinin adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakları kapsamında korunması gerektiği prensibine dayanmakta olup, usul ekonomisi ve kazanılmış hak kurallarıyla da doğrudan uyumludur.
MENFİ TESPİT DAVASININ TANIMI VE HUKUKİ AMACI
Menfi tespit davası, İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinde düzenlenen ve bir kişinin maddi hukuk bakımından borçlu olmadığının saptanmasını amaçlayan bir eda davası benzeri tespit davasıdır. Bu davanın temel amacı, borçlu olmadığı halde hakkında icra takibi başlatılan veya başlatılma tehdidi altında olan kişilerin üzerindeki hukuki baskıyı ve malvarlığına yönelik riskleri ortadan kaldırmaktır. Borçlu, bu davayı açarak takibe konu senedin sahte olduğunu, borcun ödendiğini veya geçersiz bir sözleşmeye dayandığını ileri sürer. Dava sonucunda verilecek karar kesinleştiğinde, icra takibi tamamen iptal edilir ve borçlunun malvarlığı üzerindeki hacizler kalkar. Bu yönüyle menfi tespit davası, borçlunun icra tehdidine karşı en kapsamlı savunma kalkanıdır.
DAVA AÇMA ŞARTI OLARAK HUKUKİ YARAR KAVRAMI
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde "hukuki yarar" açıkça bir dava şartı olarak düzenlenmiştir. Mahkeme, davanın her aşamasında bu şartın bulunup bulunmadığını re'sen incelemekle yükümlüdür. Hukuki yararın varlığından söz edebilmek için, davacının bir hakkına veya hukuki durumuna yönelik güncel ve ciddi bir tehlikenin mevcut olması ve bu tehlikenin ancak mahkeme kararıyla bertaraf edilebilecek nitelikte bulunması gerekir. Menfi tespit davalarında, borçlu aleyhine bir icra takibine girişilmiş olması veya takip öncesinde borç senedinin alacaklının elinde bulunması, borçlu açısından güncel bir tehlike oluşturduğundan hukuki yararın varlığı için yeterli kabul edilmektedir.
İFLAS DAVALARININ MENFİ TESPİT DAVALARINA ETKİSİ
İcra ve İflas Kanunu kapsamında alacaklılar, borçlunun iflasa tabi kişilerden olması halinde takibi iflas yoluyla yürütebilirler. Borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi durumunda, alacaklı icra mahkemesinden itirazın kaldırılması ve ticaret mahkemesinden de iflas kararı verilmesini talep edebilir. Alacaklı tarafından açılan bu iflas davasında, borçlunun borçlu olmadığı yönündeki savunmaları mahkemece incelenir. Bu nedenle, alacaklı tarafından iflas davası açıldıktan sonra borçlunun aynı borç ilişkisine dayanarak ayrı bir menfi tespit davası açmasında hukuki yararının bulunmadığı kabul edilir. Zira borçlu, borçsuzluk iddialarını zaten derdest olan iflas davası içerisinde savunma sebebi olarak ileri sürme imkanına kavuşmuştur.
TAKİBİN İFLASA ÇEVRİLMESİ SÜRECİ VE HUKUKİ SONUÇLARI
İİK’nın 43. maddesi uyarınca alacaklı, başlattığı haciz takibini harcını ödemek suretiyle iflas takibine çevirebilir. Takip yolunun değiştirilmesi, eski takibin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez; takibin şekil değiştirerek iflas usulüne dönüştüğünü gösterir. Bu dönüşüm üzerine borçluya yeni bir iflas ödeme emri gönderilir. Borçlunun bu ödeme emrine karşı yapacağı itirazlar, takibi durdurur ve alacaklıyı iflas davası açmaya zorlar. Takip yolunun iflasa çevrilmesi, borçlunun önceki haciz takibi sırasında karşı karşıya olduğu hukuki tehdidin boyutunu artırır; zira artık borçlunun sadece malvarlığı değil, ticari varlığının tamamen sona ermesi (tasfiyesi) tehlikesi gündeme gelmektedir. Bu durum, borçlunun borçsuzluğunun saptanmasına yönelik ihtiyacını daha da acil hale getirir.
DAVA TARİHİ İTİBARİYLE HUKUKİ YARARIN BELİRLENMESİ ESASI
Usul hukukumuzda dava şartlarının mevcut olup olmadığı belirlenirken esas alınacak an, davanın açıldığı tarihtir. Dava tarihinde var olan bir dava şartının, yargılama sırasında meydana gelen ve davacının iradesi dışındaki gelişmeler nedeniyle ortadan kalktığı kolayca kabul edilemez. Somut olayda borçlu, aleyhine başlatılan kambiyo takibinin hemen ardından, henüz alacaklı tarafından herhangi bir iflas davası açılmamışken menfi tespit davası açmıştır. Dava tarihinde alacaklının iflas davası bulunmadığından, borçlunun menfi tespit davası açmakta hukuki yararı tamdır. Alacaklının daha sonra takip yolunu iflasa çevirerek iflas davası açmış olması, borçlunun dava tarihindeki kazanılmış hukuki yararını geriye dönük olarak ortadan kaldıramaz.
DERDEST DAVALARDA SAVUNMA VE YETKİLİ MAHKEME YORUMU
Bir davanın derdest olması, aynı konuda ve aynı taraflar arasında ikinci bir davanın açılmasını engeller. Ancak bu kural, davacının açtığı ilk davanın reddedilmesini gerektirmez. Alacaklının sonradan açtığı iflas davasında borçlunun borçsuzluk savunmasında bulunabilecek olması, borçlunun daha önce açtığı bağımsız menfi tespit davasının görülmesine engel teşkil etmemelidir. Mahkemelerin yapması gereken, derdest olan menfi tespit davasını bekletici mesele yapmak veya davaları birleştirerek uyuşmazlığı tek bir elden çözmektir. Borçlunun daha önce açtığı davayı "sonradan iflas davası açıldı, orada savunma yapabilirsin" gerekçesiyle reddetmek, hak arama özgürlüğünü kısıtlayan ve usul kurallarını amacından saptıran bir yaklaşımdır.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Menfi tespit davası, bir kişinin maddi hukuk kuralları çerçevesinde borçlu olmadığının tespiti amacıyla açılan ve borç baskısını ortadan kaldıran bir davadır.
Davacının borç tehdidi altında olması veya aleyhine icra takibi başlatılmış olması, mahkemeden hukuki koruma talep etmesi için gerekli hukuki yararı oluşturur.
Kural olarak, alacaklı tarafından itirazın iptali veya iflas davası açıldıktan sonra borçlunun ayrı bir menfi tespit davası açmasında hukuki yarar yoktur; zira borçsuzluk iddialarını o davalarda savunma olarak ileri sürebilir.
Borçlu, takibin başlatılmasından sonra yetkili ticaret veya asliye hukuk mahkemesinde borçlu olmadığını iddia ederek dava açar ve teminat karşılığında takibin durdurulmasını talep edebilir.
Menfi tespit davasının açıldığı tarihte hukuki yararın mevcut olması ve sonradan alacaklı tarafından açılan iflas davasının bu hukuki yararı ortadan kaldırmayacağı kuralının ihlal edilmesidir.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Danıştay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.