MENFİ TESPİT DAVASINDA MÜKERRER TAZMİNAT
İcra ve İflas Kanunu, alacaklının alacağına kavuşmasını kolaylaştırırken, borçlunun haksız itirazlarla süreci uzatmasını engellemek amacıyla çeşitli tazminat müesseseleri öngörmüştür. Bu doğrultuda, icra takibine yapılan haksız itirazın kaldırılması aşamasında borçlu aleyhine "icra inkar tazminatı" hükmedilmektedir. Öte yandan, borçlunun borçlu olmadığını kanıtlamak amacıyla açtığı menfi tespit davasında takibi ihtiyati tedbirle durdurması ve davanın reddedilmesi halinde de alacaklı lehine "tedbir/gecikme tazminatı" düzenlenmiştir. Hukuk uygulamasında ve doktrinde, aynı takibe dayalı olarak hem itirazın kaldırılması davasında hem de sonradan açılan menfi tespit davasında borçlu aleyhine ayrı ayrı tazminata hükmedilmesinin mükerrerlik oluşturup oluşturmayacağı hususu yoğun tartışmalara neden olmaktadır. Yargıtay’ın karar düzeltme aşamasındaki oyçokluğu kararı, her iki tazminatın da yasal dayanaklarının ve amaçlarının farklı olmasından hareketle ayrı ayrı tahsil edilebileceğini savunurken; karşı oy gerekçesi, her iki tazminatın da alacağın geç tahsil edilmesinden doğan zararı karşılamayı amaçlaması nedeniyle mükerrer cezalandırma ve haksız zenginleşme yasağı kapsamında tek bir tazminatla yetinilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.
İTİRAZIN KALDIRILMASI VE İCRA İNKAR TAZMİNATININ MAHSULÜ
İcra ve İflas Kanunu’nun 68. maddesinin son fıkrasında, itirazın kaldırılması talebinin esasa ilişkin nedenlerle kabulü halinde borçlunun, alacaklının talebi üzerine belirli bir orandan aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edileceği düzenlenmiştir. Bu tazminatın hukuki niteliği, borçlunun borca yönelik haksız ve dayanaksız itirazı ile icra takibini durdurmasının cezalandırılması ve alacaklının bu gecikmeden doğan zararının karşılanmasıdır. İcra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun itirazında haksız olması ve alacağın likit (bilinebilir, belirlenebilir) olması şarttır. Ancak borçlu bu aşamadan sonra menfi tespit davası açarsa, hükmedilen bu inkar tazminatının tahsili dava sonuna kadar ertelenir.
MENFİ TESPİT DAVASI VE TEDBİR NEDENİYLE GEÇ TAHSİL TAZMİNATI
İcra takibinden önce veya sonra açılabilen menfi tespit davası (İİK m. 72), borçlunun maddi hukuk açısından borçlu olmadığının saptanmasını amaçlayan bir edim davasıdır. Borçlu, menfi tespit davası açarak icra takibinin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı alabilir. Eğer menfi tespit davası alacaklı lehine sonuçlanırsa (yani dava reddedilirse), borçlunun aldığı ihtiyati tedbir kararı kendiliğinden kalkar. İİK’nın 72. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, davanın reddi halinde alacaklı, ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının bu zararı aynı davada takdir olunarak karara bağlanır ve yasal asgari orandan aşağı olamaz. Bu tazminatın amacı da doğrudan alacağın tedbir nedeniyle geç tahsil edilmesini tazmin etmektir.
İKİ FARKLI TAZMİNAT HÜKMÜNÜN HUKUKİ AMACI VE NİTELİĞİ
Mükerrerlik uyuşmazlığının merkezinde, bu iki tazminatın koruduğu hukuki menfaatlerin örtüşüp örtüşmediği sorusu yatmaktadır. Çoğunluk görüşüne göre, itirazın kaldırılmasındaki tazminat borçlunun "itiraz eylemine" bağlanan bir yaptırımdır. Menfi tespit davasındaki tazminat ise borçlunun açtığı dava kapsamında aldığı "tedbir kararı ile takibi durdurması eylemine" bağlanan ayrı bir yaptırımdır. Ancak karşı oy yazısında belirtildiği üzere, kanun koyucunun her iki hükümle de ortak amacı, alacağın geç tahsil edilmesinin önüne geçilmesi ve alacaklının uğradığı gecikme zararının karşılanmasıdır. Fiilen aynı alacağın gecikmesinden kaynaklanan tek bir zarar söz konusu olduğundan, bu zararın iki kez tazmin ettirilmesi ceza hukuku ve tazminat hukukunun genel ilkelerine aykırıdır.
CEZAİ ŞART VE SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME AÇISINDAN MÜKERRERLİK DEĞERLENDİRMESİ
Borçlar Hukuku ilkeleri çerçevesinde, bir zarar doğduğunda bu zararın tazmini amacıyla birden fazla hukuki nedene dayanılarak mükerrer tahsilat yapılması dürüstlük kuralına ve sebepsiz zenginleşme yasağına aykırıdır. Alacaklının alacağını geç almasından doğan zararı karşılamak üzere zaten itirazın kaldırılması davasında bir tazminat belirlenmiştir. Menfi tespit davası reddedildiğinde, ertelenmiş olan o ilk tazminat zaten tahsil edilebilir hale gelecektir. Bunun üzerine ikinci bir tazminat eklenmesi, alacaklının zararından daha fazla bir zenginleşme elde etmesi sonucunu doğurur. Bu durum, tazminatın zenginleşme aracı olamayacağı yönündeki temel ilkeyi zedeler ve borçlu üzerinde haksız bir ekonomik yük oluşturur.
ALACAKLININ ZARARININ KARŞILANMASINDA TEK TAZMİNAT ESASI
Karşı oy yazısında sunulan çözüm önerisi, alacaklının gerçek zararının tespiti ve önceki tazminatın mahsup edilmesi esasına dayanmaktadır. Menfi tespit davasındaki tedbir nedeniyle alacaklının uğradığı zarar, asgari yasal oranla sınırlandırılmışsa, itirazın kaldırılması kararıyla hükmedilen icra inkar tazminatı bu asgari zararı zaten karşılamaktadır. Dolayısıyla ikinci kez tazminat verilmemelidir. Ancak alacaklının fiili zararı yasal asgari orandan daha fazla ise ve bu durum kanıtlanmışsa, sadece icra inkar tazminatını aşan kısım yönünden menfi tespit davasında ek bir tazminata hükmedilmesi gerekir. Bu yaklaşım, hem alacaklının hak kaybını önlemekte hem de borçlunun mükerrer cezalandırılmasının önüne geçerek hakkaniyete uygun bir denge kurmaktadır.
MAHKEME KARARLARININ HAKKANİYET VE USUL EKONOMİSİ AÇISINDAN DENETİMİ
Yerel mahkemelerin ve Yargıtay dairelerinin uyuşmazlıkları çözerken usul ekonomisi ve hakkaniyet ilkelerini gözetmeleri zorunludur. Karar düzeltme isteminin reddine dair çoğunluk kararı, katı bir şekilsel yorumla iki ayrı davanın bağımsızlığını savunurken; azınlıkta kalan karşı oy, maddi hukukun adalet ve denkleştirici adalet ilkelerini ön plana çıkarmıştır. İcra iflas uygulamasında borçluların hak arama özgürlüğünün (menfi tespit davası açma hakkının) aşırı tazminat tehdidiyle kısıtlanmaması gerekir. Bir davanın reddedilmesi nedeniyle borçluya iki kez asgari oranda tazminat yüklenmesi, mahkemeye erişim hakkı üzerinde caydırıcı bir etki yaratabilir. Bu nedenle uygulamada mahsuplaşma teorisinin dikkate alınması adalete daha uygundur.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Borçlunun takibe yaptığı haksız itiraz nedeniyle alacaklı lehine hükmedilen, alacağın geç tahsil edilmesini cezalandırma amaçlı bir tazminattır.
Evet, borçlu menfi tespit davasında ihtiyati tedbir kararı alarak takibi durdurmuşsa ve dava reddedilirse, alacaklı lehine en az yüzde yirmi (eski kanunda yüzde kırk) oranında tedbir tazminatına hükmedilir.
Yargıtay çoğunluk görüşüne göre eylemler farklı olduğu için mükerrerlik oluşmaz; ancak karşı oy görüşüne göre her iki tazminatın amacı aynı olduğundan mükerrerlik teşkil eder ve mahsup edilmelidir.
Alacaklının alacağına kavuşmasını geciktirir; bu nedenle yasa, alacaklının bu gecikmeden doğan zararının ihtiyati tedbir teminatından karşılanmasını öngörür.
İki ayrı maddede düzenlenen tazminatların da alacağın geç tahsilini önleme ortak amacına hizmet etmesi ve ilk davada verilen tazminatın alacaklının zararını karşılamaya yetmesi durumunda ikinci bir tazminatın haksız zenginleşme yaratacağı düşüncesidir.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Danıştay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.