avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Şişman Hukuk Bürosu Miras Hukuku

Mirastan Feragat Sözleşmesinin İptali – Hukuki Değerlendirme ve Yargısal İlkeler

1. Mirastan Feragat Sözleşmesinin Hukuki Niteliği ve Ölüme Bağlı Tasarruf Sistemi İçindeki Konumu

Mirastan feragat sözleşmesi, miras bırakan ile gelecekteki mirasçısı arasında kurulan ve miras hakkının doğumu veya kullanılmasını doğrudan etkileyen iki taraflı ve ölüme bağlı bir tasarruf niteliğindedir. Bu sözleşme, miras hukukunun temel ilkeleri içerisinde istisnai bir düzenleme olup, mirasçılık sıfatının doğmasını veya kullanılmasını ortadan kaldırdığı için sıkı şekil ve geçerlilik şartlarına tabi tutulmuştur.

Bu niteliği gereği mirastan feragat, yalnızca tarafların irade beyanlarıyla sonuç doğuran basit bir sözleşme değil; aynı zamanda miras hukukunun kamu düzeniyle yakından ilişkili alanlarından biri olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle sözleşmenin geçerliliği, irade serbestisinin ötesinde kanuni şekil şartlarına bağlıdır.

2. Uygulanacak Hukuk ve Geçerlilik Şartlarının Belirlenmesi

Somut uyuşmazlıklarda hangi hukukun uygulanacağı, miras hukukunda özellikle önem taşır. Miras bırakanın ölüm tarihi ve işlemin yapıldığı dönemde yürürlükte bulunan kanun hükümleri dikkate alınarak değerlendirme yapılır.

Bu kapsamda, 4722 sayılı Kanun’un yürürlük hükümleri uyarınca, belirli durumlarda 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi (eMK) hükümlerinin uygulanması gerekebilir. Bu durum, özellikle eski tarihli miras işlemlerinin geçerlilik denetiminde belirleyici rol oynar.

3. Şekil Şartı ve Geçerliliğe Etkisi (eMK Dönemi Uygulaması)

743 sayılı Türk Kanunu Medenisi döneminde mirastan feragat sözleşmesine ilişkin açık bir şekil düzenlemesi bulunmamakla birlikte, Yargıtay içtihatlarıyla bu boşluk doldurulmuştur. Bu çerçevede, mirastan feragat sözleşmesinin geçerli olabilmesi için resmî vasiyetname şekline uygun olarak düzenlenmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Bu şekil:

zorunlu kılar. Bu şartlara uyulmaması hâlinde işlem, geçersizlik yaptırımına tabi olur ve hukuki sonuç doğurmaz. Şekil şartı burada yalnızca teknik bir unsur değil, aynı zamanda işlemin geçerliliğinin kurucu unsurudur.

4. Tenkis Hukuku ve Saklı Payın Korunması İlkesi

Mirastan feragat ve ölüme bağlı tasarruflarda, mirasçılar arasında yapılan kazandırmalar saklı pay düzeni ile doğrudan ilişkilidir. Saklı pay sahibi mirasçıların haklarının korunması, miras hukukunun temel amaçlarından biridir.

Birden fazla mirasçıya yapılan kazandırmalarda:

Tenkis uygulamasında temel ilke, miras bırakanın tasarruf özgürlüğü ile saklı pay sahiplerinin korunması arasında adil bir denge kurulmasıdır. Saklı pay sahibi olmayan kişilere yapılan kazandırmalar ise, genellikle tenkis hesabında farklı bir değerlendirme sürecine tabi tutulur.

5. Orantılı Tenkis İlkesi ve Uygulama Hataları

Tenkis uygulamasında en önemli husus, saklı paylı mirasçılar ile saklı payı olmayan kişiler arasında yapılan ayrımın doğru kurulmasıdır. Yargısal denetimde, mahkemenin tenkis hesabını hatalı yapması durumunda hukuka aykırılık oluşur.

Özellikle:

hukuka aykırı kabul edilmektedir. Bu tür hatalar, kararın bozulma nedeni olabilir.

6. Temyiz İncelemesi ve Yargıtay’ın Denetim Sınırları

Temyiz incelemesi, esasen yerel mahkemenin kararının hukuka uygunluk denetimi ile sınırlıdır. Yargıtay, delillerin yeniden değerlendirilmesini değil, delillerin hukuka uygun şekilde değerlendirilip değerlendirilmediğini inceler.

Bu kapsamda delillerin takdiri kural olarak yerel mahkemeye aittir, ancak bu takdir açık bir isabetsizlik içeriyorsa müdahale edilir. Hukuka uygun gerekçeye dayanan kararlar onanır. Bu yaklaşım, yargılamada istikrar ve mahkeme takdirine saygı ilkesine dayanır.

7. Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı (TMK m.2) ve Yargısal Rol

Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi, dürüstlük kuralını hukuk düzeninin temel taşı olarak kabul eder. Buna göre hiç kimse hakkını açıkça kötüye kullanamaz. Bu ilke kamu düzenine ilişkin olup, hâkim tarafından re’sen dikkate alınmalıdır.

Miras hukukunda bu ilke özellikle önemlidir. Çünkü şeklen geçersiz görünen işlemler ile tarafların fiili davranışları arasında çelişki bulunabilir. Bu durumda hâkimin, işlemin ekonomik ve fiili sonuçlarını da dikkate alarak değerlendirme yapması gerekir.

8. Davayı Aydınlatma Ödevi ve Maddi Gerçeğin Araştırılması

Hâkimin HMK kapsamında davayı aydınlatma ödevi, uyuşmazlığın doğru şekilde çözülmesi açısından kritik öneme sahiptir. Bu kapsamda hâkim tarafların iddialarını netleştirmeli, gerekli belge ve kayıtları resen araştırmalı ve maddi vakıaların gerçekliğini ortaya koymalıdır.

Özellikle mirastan feragat gibi işlemlerde, tarafların irade beyanlarının arkasındaki ekonomik ilişkiler ve karşılıklı kazandırmaların varlığı mutlaka incelenmelidir.

Sonuç

Mirastan feragat sözleşmelerine ilişkin yargısal yaklaşım, üç temel eksen etrafında şekillenmektedir: Şekil şartlarının mutlaklığı ve kamu düzeni niteliği, saklı payın korunması ve tenkis sisteminin doğru uygulanması, dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağının yargısal denetimde aktif rolü. Bu ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, miras hukukunda hem işlem güvenliği hem de adalet dengesinin korunması amaçlanmaktadır.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.

8. Hukuk Dairesi 2014/17007 E. , 2014/16442 K.
"İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Mirastan feragat sözleşmesinin iptali ... ve ... ile ... ve .... aralarındaki mirastan feragat sözleşmesinin iptali davasının kabulüne dair ..... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 31.05.2013 gün ve 946/884 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüled: K A R A R Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile Usul ve Kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılı 24,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 0,90 TL'nin temyiz eden davalılardan alınmasına, 19.09.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (Muhalif) KARŞI OY Dava, mirasbırakan ile ona mirasçı olan davacıların Noterde düzenleme şeklinde ayrı ayrı yapmış oldukları tek yanlı mirastan feragatname işlemlerinin iptaline ilişkindir. Davacılar iptal sebebi olarak, feragat işleminin kanunda gösterilen şekil koşuluna uygun olarak yapılmamış olmasını göstermişlerdir. İptali istenen işlemler ...Noterliği'nce “düzenleme sureti ile mirastan feragat sözleşmesi” başlığı altında birbirini izleyen sayı ile yapılmış 15.08.1990 tarihli iki ayrı işlemdir. Bunlardan 12521 sayılı işlemle mirasbırakan Ertuğrul Konuk'un; 12522 sayılı işlem de adı geçen Ertuğrul'un olası mirasçıları olan çocukları ... ve Zuhra Yalçın'ın “tapuda karşılıklı olarak yapmış oldukları satış işlemi sonucu birbirlerinden menkul ve gayrimenkul olarak bir hak ve alacaklarının kalmadığını, karşılıklı bu hak ve alacaklarından feragat ettiklerini” bildirdikleri görülmektedir. İptali istenen bu işlemlerin, mirasbırakan ile mirasçıları arasında sağlar arası ölüme bağlı olmayan bir işlem mi; yoksa TMK.md.528. (eMK. md. 475) maddesi uyarınca ölüme bağlı bir işlem (sözleşme) mi sayılacağı açık değil ise de; gerek davacılar, gerekse davalılar, bu işlemleri ölüme bağlı mirastan feragat işlemi olarak benimsediklerinden; hukuki değerlendirmenin bu benimsemeye uygun olarak yapılması gerekecektir. Bu işlemlerin Noterde yapıldığı 1990 yılında yürürlükte olan 743 sayılı eMK.'da mirastan feragat sözleşmesinin şekli bakımından bir hüküm bulunmadığından; “olumsuz miras sözleşmesi” niteliğinde olduğu; olumlu miras sözleşmelerinin şekline ilişkin eMK. 492. maddesindeki “miras mukavalesi resmi vasiyet şeklinde tanzim edilmedikçe geçerli değildir” biçimdeki hükmün mirastan feragat sözleşmeleri için de uygulanması gerektiği, Yargıtay'ın 11.12.1959 tarih ve 16/14 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile kabul edilmiştir. Bu İBK gereğince mirastan feragat sözleşmesi resmi vasiyet şeklinde yapılmadığı takdirde geçerli olmayacaktır. O halde davaya konu mirastan feragat işlemlerinin yapıldığı tarihte yürürlükte olan eMK. 479 vd. maddelerinde gösterilen şekilde yapılmış olması gerekir. Ancak vasiyetnameden farklı olarak, miras sözleşmesi tek yanlı olmayıp, iki taraflı ölüme bağlı bir tasarruftur. Anılan eMK. 479. maddesine göre resmi vasiyetin öncelikle iki tanık huzurunda düzenlenmesi gerekir. Diğer geçerlilik şartlarına girilmeksizin, dava konusu işlemler iki taraflı olarak düzenlenmediği gibi; iki tanık huzurunda düzenlenmediğinden geçerli bir mirastan feragat sözleşmesi olarak kabul edilemez. Diğer yandan böyle bir feragat işlemini, mirasbırakan yönünden resmi vasiyetnameye tahvil suretiyle de geçerli tutmak mümkün değildir. Zira bu işlemler iki tanık huzurunda yapılmadığı gibi; resmi vasiyetnamenin diğer bazı şekil koşullarını da taşımamaktadır. Bu bakımdan mahkemenin davaya konu bu işlemleri geçerli tutmamasında bir isabetsizlik bulunmadığmaktadır. Ne var ki, dava konusu işlemlerin içeriğine baktığımızda; işlemlerin geçerli olacağı inancı ile mirasbırakan ile davacıların, işlemlerin ivazı (karşılığı) olarak tapuda karşılıklı devir ve temlik işlemleri yaptıklarının belirtildiği görülmektedir. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz (TMK. md.2/1, eMK 2/2). Bu durum hukukta “hakkın kötüye kullanılması yasağı” olarak adlandırılmaktadır. Hakkın kötüye kullanılması yasağının çiğnenip çiğnenmediği hususunu, taraflar ileri sürebileceği gibi, hakim de kendiliğinden gözönüne almalıdır. Bu amaçla hakimin HMK. 31. maddelerindeki “davayı aydınlatma ödevi” çerçevesinde, taraflardan davaya konu işlemlerde sözü geçen tapuda karşılıklı devir ve temlik işlemlerinin mevcut olup olmadığını sorması, bildirilmesi halinde kayıt ve belgelerinin getirtilip gerçekliğinin araştırılması; buna göre davacıların dava açmada TMK. 2. maddedeki hakkın kötüye kullanılması davranışı içinde olup olmadıklarını değerlendirip sonucuna göre bir karar vermesi gerekir. Bu nedenlerle, davanın kabulüne ilişkin hükmün açıkladığım yönde inceleme yapılmak üzere bozulması gerektiğini düşünüyor, çoğunluğun onama kararına katılmıyorum. 19.09.2014