MÜDAFİSİZ KOLLUK İFADESİNİN HUKUKİ DEĞERİ
Ceza muhakemesinde dürüst yargılanma hakkı ve savunma hakkı, anayasal koruma altındaki en temel ilkelerdir. Şüphelinin kolluk (polis veya jandarma) tarafından sorgulanması sırasında kendisini bir müdafi (savunman) eşliğinde savunma hakkı, adil yargılanmanın vazgeçilmez bir parçasıdır. Kollukta avukat yokluğunda alınan beyanların, yargılamanın ilerleyen aşamalarında delil olarak kabul edilip edilmeyeceği sorusu hukukumuzda açık yasal sınırlara bağlanmıştır. Türk Ceza Muhakemesi Kanunu, şüphelilerin kollukta baskı altında veya haklarını bilmeden yapabilecekleri itirafların kötüye kullanılmasını önlemek amacıyla emredici kurallar koymuştur. Yargıtay’ın istikrar kazanmış kararları çerçevesinde, müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifadeler, hakim veya mahkeme huzurunda şüpheli ya da sanık tarafından açıkça doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz. Bu kural, ceza yargılamasında hukuka aykırı yollarla elde edilen delillerin dışlanması ilkesinin en somut ve ödünsüz yansımalarından biridir.
CEZA MUHAKEMESİNDE İFADE ALMA VE SORGUNUN ESASLARI
İfade alma ve sorgu, ceza muhakemesinde delil toplama ve şüphelinin olay hakkındaki savunmasını alma yöntemidir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 147. ve 148. maddelerinde ifade alma ve sorgunun usulü ile yasak sorgu yöntemleri ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Şüpheliye haklarının bildirilmesi, müdafi seçme hakkının hatırlatılması ve onun yardımıyla savunma yapmasının sağlanması yasal bir zorunluluktur. Şüpheliye istemi halinde barodan bir müdafi görevlendirileceği bildirilmeden veya müdafi eşliğinde ifadesi alınmadan gerçekleştirilen sorgu işlemleri sakatlanmış kabul edilir.
MÜDAFİİ BULUNMAKSIZIN ALINAN KOLLUK İFADELERİNİN GEÇERSİZLİĞİ
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 148. maddesinin dördüncü fıkrası, avukat yokluğunda kolluk kuvvetlerince alınan ifadelerin hukuki akıbetini net bir şekilde belirlemiştir. Bu hükme göre, müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hakim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça mahkûmiyet hükmüne esas alınamaz. Kanun koyucu bu düzenlemeyle, kolluk aşamasında avukatsız olarak gerçekleştirilen sorguların yargılamayı tek başına yönlendirmesini engellemek istemiştir. Sanık mahkemede kollukta verdiği ifadeyi reddederse, o ifade dosyada hiç yokmuş gibi kabul edilir ve delil değeri kalmaz.
MAHKEME HUZURUNDA DOĞRULANMAYAN BEYANLARIN HÜKME ETKİSİ
Sanığın kolluk aşamasındaki müdafisiz itirafını mahkeme huzurunda (duruşmada veya sorgu hakimliğinde) reddetmesi durumunda, mahkemenin bu beyanı gerekçeli kararına dayanak yapması kesin bir bozma sebebidir. Mahkeme, sanığın inkara yönelik savunmasının aksini ispatlayan başkaca somut, kesin ve inandırıcı deliller bulmak zorundadır. Kolluktaki avukatsız ifadenin samimi olduğu, sonradan yapılan inkarın cezadan kurtulmaya yönelik olduğu şeklindeki klasik gerekçeler Yargıtay tarafından kabul görmemektedir. Hukuka uygun olarak elde edilmeyen veya kanunun açıkça yasakladığı delillere dayanılarak mahkûmiyet kararı tesis edilemez.
SİT ALANINDA İZİNSİZ KAZI SUÇLARINDA DELİL KRİTERLERİ
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 74. maddesinde düzenlenen "kültür varlıkları bulmak amacıyla izinsiz kazı yapma" suçunda delillerin niteliği büyük önem arz eder. Olay yerinde suçüstü yakalanmayan, kazı aletleri üzerinde parmak izi tespiti yapılmayan ve olay yerinden kaçan kişilerin kimlikleri net olarak belirlenemeyen durumlarda şüphe oluşur. Diğer sanıkların sonradan değişen ve kendilerini kurtarmaya yönelik olabilecek beyanları da tek başına mahkûmiyet için yeterli kabul edilemez. Bu suç tipinde, kazı yerinde ele geçirilen aletlerin sanıklarla olan fiziki bağlantısının bilimsel yöntemlerle ispatlanması gerekir.
ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİNİN SOMUT UYGULAMASI
Ceza yargılamasının en temel ilkelerinden biri olan "şüpheden sanık yararlanır" (in dubio pro reo) kuralı uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesi için suçun işlendiğinin hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kesinlikte ispatlanmış olması gerekir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar sanık aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet kararı verilemez. Hakimin vicdani kanaati, ihtimallere değil, dosyadaki kesin ve hukuka uygun delillere dayanmalıdır. Sanıkların suçu işlediklerine dair kesin delil elde edilemediğinde, beraat kararı verilmesi ceza adaletinin temel gereğidir.
SUÇ BİRLİKTELİĞİNDE FAİLLERİN AYRI AYRI DEĞERLENDİRİLMESİ
Yargıtay incelemesine konu olan olayda, sit alanında kazı yapıldığı esnada olay yerinde kazma ve küreklerle yakalanan veya kaçtıktan kısa süre sonra pişmanlıkla geri gelen sanıkların eylemleri olay yeri görgü tespit tutanağı ve fiziki durum ile sabit görülerek mahkûmiyetleri onanmıştır. Ancak olay yerinde yakalanmayan, kazı aletlerinde parmak izi incelemesi yapılmayan ve tek delil olarak müdafisiz kolluk ifadeleri bulunan diğer sanıklar yönünden durum farklı değerlendirilmiştir. Yargıtay, bu sanıkların müdafisiz kolluk ifadelerini duruşmada kabul etmemeleri nedeniyle bu beyanların hükme esas alınamayacağını, başka da kesin delil bulunmadığını belirterek mahkûmiyet kararını bozmuş ve beraat kararı verilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Şüphelinin emniyet veya jandarmada, yanında savunmasını üstlenecek bir avukat bulunmaksızın alınan ifadesidir.
Hayır, müdafi hazır bulunmadan kollukça alınan ifade, sanık tarafından mahkeme veya hakim önünde kabul edilip doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.
Olay yerinde yakalanmayan şüphelilerin kazı aletleriyle olan fiziki irtibatını ve dolayısıyla suça iştiraklerini ispatlayan en önemli maddi delildir; yapılmaması eksik inceleme teşkil eder.
Hayır, diğer sanıkların somut delillerle desteklenmeyen ve sonradan çelişen beyanları tek başına mahkûmiyet kararı verilmesi için yeterli delil kabul edilemez.
CMK m. 148/4 uyarınca müdafisiz alınan kolluk ifadesinin sanıklarca reddedilmesi nedeniyle geçersiz kalması ve sanıkların cezalandırılmasına yeterli başkaca kesin delil bulunmamasıdır.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Danıştay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.