avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Şişman Hukuk Bürosu Emsal Kararlar

Nitelikli Dolandırıcılık ve Sahtecilik Suçları Analizi

Ceza hukuku sistematiği içerisinde mülkiyet hakkı ile kamu güvenini aynı anda zedeleyen ve uygulamada sıklıkla birbiriyle bağlantılı olarak işlenen suç tiplerinin başında dolandırıcılık ve belgede sahtecilik gelmektedir. Yargıtay kararları ışığında incelendiğinde, bu iki suçun maddi ve manevi unsurlarının doğru tespit edilmesi, suçların içtimaı kurallarının isabetli uygulanması ve tüm bu sürecin usul hukukunun emredici kaidelerine uygun olarak temyiz merciinin denetiminden geçmesi hayati bir önem taşımaktadır. Özellikle ceza muhakemesinde kanun yolları aşamasında, yerel mahkemeler tarafından kurulan hükümlerin Yargıtay nezdinde eksiksiz ve adil bir şekilde incelenebilmesi için hukuki dinlenilme hakkının bir gereği olan tebliğname müessesesinin işlevi büyük bir titizlikle ele alınmalıdır. Bu hukuki makalede, nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarının hukuki altyapısı, hile ve aldatma kavramlarının irade bozukluğu üzerindeki etkileri ve temyiz aşamasında usuli eksikliklerin doğurduğu hukuki sonuçlar derinlemesine ve doktrinsel bir bakış açısıyla incelenmektedir.

Nitelikli Dolandırıcılık Suçunun Hukuki Doğası

Dolandırıcılık suçu, özü itibarıyla bir kimsenin hileli davranışlarla aldatılması ve onun veya başkasının zararına olarak, failin veya bir başkasının kendisine haksız bir yarar sağlaması üzerine kurulan karmaşık bir malvarlığı suçudur. Türk Ceza Kanunu kapsamında bu suçun temel şekli düzenlenmiş olmakla birlikte, suçun belirli araçlar kullanılarak, belirli kişilere karşı veya belirli kurumsal yapılar istismar edilerek işlenmesi hali nitelikli dolandırıcılık olarak tanımlanmış ve daha ağır bir yaptırıma tabi tutulmuştur. Bu suç tipinde korunan hukuki değer, yalnızca kişilerin malvarlığı hakkı değil, aynı zamanda toplumdaki ticari ve sosyal ilişkilerin temelini oluşturan iyi niyet, dürüstlük ve güven duygusudur. Suçun maddi unsurunu oluşturan hile ve aldatma eylemleri, mağdurun gerçeği algılama yeteneğini ortadan kaldıran veya zafiyete uğratan, onu normal şartlarda yapmayacağı bir malvarlığı tasarrufunda bulunmaya sevk eden nitelikli yalanlar silsilesidir. Yargıtay uygulamalarında hilenin nitelikli yalan olması gerektiği, mağdurun inceleme eğilimini ortadan kaldıracak ustalıkta, sergileniş açısından mağdurun denetim imkanını elinden alan bir boyuta ulaşması gerektiği ısrarla vurgulanmaktadır. Basit bir yalan dolandırıcılık suçunun hile unsurunu oluşturmaya yetmezken, birtakım dış hareketlerle, sahte belgelerle veya kurgulanmış mizansenlerle desteklenen yalanlar irade bozukluğu yaratarak suçun oluşumuna vücut vermektedir.

Türk Ceza Kanunu Madde 158 Çerçevesi

Türk Ceza Kanunu madde 158, dolandırıcılık suçunun nitelikli hallerini tahdidi olarak sayarak suçun ceza miktarını artırmıştır. İlgili kanun maddesi, suçun dini inanç ve duyguların istismar edilmesi, kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanılması, kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından faydalanılması gibi mağdurun zaaflarına yönelik haller ile kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması gibi kurumsal güvenin istismar edildiği halleri kapsamlı bir şekilde düzenlendirmektedir. Özellikle bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenen nitelikli dolandırıcılık suçları, günümüz teknolojik gelişmeleriyle paralel olarak en sık karşılaşılan türler arasındadır. Bu madde kapsamında hüküm kurulabilmesi için, failin eylemi ile elde ettiği haksız menfaat arasında doğrudan bir nedensellik bağının bulunması ve kullanılan hileli yöntemin kanunda sayılan bu özel araçlar veya durumlar üzerinden gerçekleştirilmiş olması gerekmektedir. Yargıtay kararları incelendiğinde, bu nedensellik bağının ve suçun kanuni tanımındaki unsurların her bir somut dosyada titizlikle tartışıldığı, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince maddi gerçeğin tereddüde yer bırakmayacak şekilde aydınlatılmasının zorunlu olduğu görülmektedir.

Resmi Belgede Sahtecilik Suçunun Unsurları

Resmi belgede sahtecilik suçu, kamu idaresinin güvenilirliğine ve işleyişine karşı işlenen, toplumun belgelere olan inancını ve hukuki güvenliği derinden sarsan son derece ciddi bir suç tipidir. Türk Ceza Kanunu madde 204 kapsamında düzenlenen bu suç, bir resmi belgeyi sahte olarak düzenlemek, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek veya sahte resmi belgeyi kullanmak şeklinde üç farklı seçimlik hareketle işlenebilmektedir. Burada korunan ana hukuki değer, kamu güvenidir; zira hukuki işlemlerde ispat vasıtası olarak kullanılan resmi belgelerin gerçeğe aykırı olarak üretilmesi veya tahrif edilmesi, hukuk düzeninin işleyişini felce uğratma potansiyeli taşımaktadır. Suça konu olan belgenin resmi belge niteliği taşıyabilmesi için bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği düzenlenmiş olması ve belgenin kanunun aradığı şekil şartlarını taşıması gerekmektedir. Yargıtay içtihatlarında sıkça vurgulanan en önemli kriter ise sahteciliğin aldatma kabiliyetine haiz olmasıdır. Eğer bir belgedeki sahtelik, ilk bakışta herkes tarafından kolaylıkla anlaşılabilecek kadar kaba ve ilkel bir nitelik taşıyorsa, suçun yasal unsurları oluşmayacaktır. Aldatma kabiliyetinin tespiti aşamasında hakim, belgenin objektif görünümünü, düzenleniş tarzını ve ibraz edildiği makamın özelliklerini dikkate alarak, gerekiyorsa uzman bilirkişi raporlarıyla desteklenen kapsamlı bir hukuki inceleme yapmakla mükelleftir.

Sahtecilik ve Dolandırıcılık Suçlarında İçtima

Ceza hukuku doktrininde ve Yargıtay uygulamasında en çok tartışılan konuların başında, sahtecilik eyleminin dolandırıcılık suçunun bir aracı olarak kullanılması durumunda uygulanacak suçların içtimaı kuralları gelmektedir. Kural olarak fail, işlediği her bir fiilden dolayı ayrı ayrı cezalandırılır. Türk Ceza Kanunu madde 212, sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik suçundan hem de ilgili diğer suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunacağını açıkça düzenlemiştir. Bu emredici hüküm gereğince, fail nitelikli dolandırıcılık suçunu işlemek amacıyla sahte bir resmi belge düzenlemiş ve bu belgeyi kullanarak mağduru aldatıp haksız menfaat temin etmişse, eylemi tek bir fiil olarak değerlendirilemez. Failin, hem mülkiyet hakkını ihlal ettiği için nitelikli dolandırıcılık suçundan hem de kamu güvenini ihlal ettiği için resmi belgede sahtecilik suçundan bağımsız olarak cezalandırılması kanuni bir zorunluluktur. Bu durum, failin gerçekleştirdiği haksızlığın tam olarak karşılanması ve korunan farklı hukuki değerlerin ayrı ayrı teminat altına alınması amacına hizmet etmektedir. Mahkemelerin bu iki suçu birbirinin içinde eriyen eylemler olarak görmeyip, her bir suçun maddi ve manevi unsurlarını bağımsız bir şekilde tartışarak ayrı ayrı hüküm kurmaları adil yargılanma ve kanunilik ilkelerinin bir gereğidir.

Ceza Muhakemesinde Temyiz ve Tebliğname

Hukuk sistemimizde yerel mahkemeler tarafından verilen kararların hukuka uygunluğunun denetlenmesi, maddi gerçeğe ulaşılması ve içtihat birliğinin sağlanması amacıyla kanun yolları öngörülmüştür. Bu bağlamda temyiz incelemesi, bölge adliye mahkemelerinin bozma dışında kalan kararlarının Yargıtay tarafından hukuki yönden denetlenmesini ifade eden en üst derece kanun yoludur. Temyiz aşamasının en kritik usuli işlemlerinden biri ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen tebliğnamedir. Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca, Yargıtay'a intikal eden dava dosyaları, ilgili ceza dairesine gönderilmeden önce Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından incelenir ve dosyanın esasına, usulüne ve yerel mahkeme kararına ilişkin savcılığın hukuki görüşünü ihtiva eden yazılı bir mütalaa hazırlanır. Bu mütalaaya tebliğname adı verilir. Tebliğname, iddia makamının en üst düzeydeki temsilcisi sıfatıyla, tarafların temyiz itirazlarını değerlendiren, kararın onanması, bozulması, düzelterek onanması veya reddedilmesi yönünde gerekçeli bir talep sunan son derece önemli bir hukuki belgedir. Tebliğnamenin amacı, Yargıtay ceza dairelerine incelemelerinde yardımcı olmak ve aynı zamanda taraflara savcılık makamının görüşünü önceden bildirerek savunma haklarını etkin bir şekilde kullanmalarına olanak tanımaktır.

Hukuki Dinlenilme Hakkı ve Tebliğnamenin İşlevi

Tebliğname müessesesi, salt bir bürokratik aşama olmaktan ziyade, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ve bu hakkın çekirdeğini oluşturan hukuki dinlenilme hakkının doğrudan bir yansımasıdır. Hukuki dinlenilme hakkı, yargılama sürecinin taraflarının, mahkemenin kararını etkileyebilecek nitelikteki tüm iddia, savunma ve hukuki mütalaalardan haberdar olmalarını ve bunlara karşı kendi görüşlerini sunabilme imkanına sahip olmalarını zorunlu kılar. Bu nedenle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan tebliğnamenin taraflara usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesi kanuni bir mecburiyettir. Taraflar, aleyhlerine olabilecek hususları içeren bu tebliğnameye karşı belirli bir süre içerisinde cevap verme, itirazlarını sunma ve kendi lehlerine olan hukuki argümanları Yargıtay dairesinin dikkatine sunma hakkına sahiptirler. Eğer taraflara bu imkan tanınmadan veya dosyada yer alan tüm suçlamalar ve hükümler hakkında savcılık görüşü alınmadan Yargıtay incelemesi yapılarak karar verilirse, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ağır bir şekilde ihlal edilmiş olur. Bu tür usuli sakatlıklar, yargılamanın adilliğine gölge düşürmekte ve verilen kararların meşruiyetini zedelemektedir.

Eksik Tebliğname ve Tevdi Kararının Niteliği

Temyiz incelemesi sırasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen tebliğnamenin, yerel mahkeme kararında yer alan ve temyize konu edilen tüm suçları ve hükümleri eksiksiz bir şekilde kapsaması hukuki bir zorunluluktur. Uygulamada zaman zaman, birden fazla suçtan kurulan hükümlerin bir arada temyiz edilmesine rağmen, savcılık makamının dalgınlık veya maddi hata sonucunda tebliğnamesinde yalnızca suçlardan birine ilişkin görüş bildirip, diğer suçlar hakkında sessiz kaldığı durumlara rastlanmaktadır. Örneğin, bir dosyada hem nitelikli dolandırıcılık hem de resmi belgede sahtecilik suçlarından kurulan hükümlerin tamamı taraflarca temyiz edilmişken, hazırlanan tebliğnamenin sadece dolandırıcılık suçuna ilişkin inceleme ve talep içerip, sahtecilik suçlarına dair hiçbir mütalaaya yer vermemesi hali, açık bir usul noksanlığıdır. Yargıtay ceza dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre, tebliğnamede hakkında hukuki görüş belirtilmeyen ve değerlendirme dışı bırakılan hükümlerle ilgili olarak doğrudan temyiz incelemesi yapılması hukuken mümkün değildir. Böyle bir tespit yapıldığında Yargıtay, eksik olan kısımlarla ilgili karar vermez; bunun yerine dosyanın, eksik bırakılan suçlara ilişkin ek tebliğname düzenlenmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına geri gönderilmesine karar verir. Bu usuli işleme tevdi kararı denilmektedir.

Tevdi İşleminin Ceza Yargılamasındaki Önemi

Yargıtay tarafından verilen tevdi kararı, ceza yargılamasının sağlıklı yürümesi ve usul kurallarının şekli birer prosedür olmaktan çıkarılarak maddi gerçeğin hizmetine sunulması açısından son derece kritik bir işlev görür. Tevdi kararı, davanın esasına ilişkin bir karar olmayıp, esasa girilmeden önce usuli bir noksanlığın ikmal edilmesini sağlayan bir ara işlem niteliğindedir. Bu sayede, hakkında tebliğname düzenlenmeyen suç yönünden iddia makamının görüşü dosyaya kazandırılmakta ve ardından bu yeni ek tebliğname de taraflara usulünce tebliğ edilerek onların da bu görüşe karşı cevap haklarını kullanmaları güvence altına alınmaktadır. Aksi bir düşüncenin kabulü, yani tebliğnamede görüş bulunmayan bir suç hakkında Yargıtay'ın doğrudan inceleme yaparak hüküm kurması, savunma makamını sürpriz bir kararla karşı karşıya bırakacak ve savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelecektir. Yargıtay'ın bu konudaki titiz tutumu, hukuk devletinin gereği olan öngörülebilirlik ve usuli güvencelerin her aşamada korunması prensibinin bir sonucudur. Dolayısıyla, eksik tebliğname üzerine verilen tevdi kararları, yargılamanın uzamasına neden olan usuli engeller olarak değil, adil yargılanma hakkının teminatı olan zorunlu düzeltme mekanizmaları olarak değerlendirilmelidir.

Sıkça Sorulan Hukuki Sorular

Nitelikli Dolandırıcılık ile Belgede Sahtecilik Suçları Birlikte İşlendiğinde Nasıl Cezalandırılır?
Türk Ceza Kanunu'nun 212. maddesi gereğince, sahte bir belge düzenlenerek dolandırıcılık suçunun işlenmesi halinde fail hakkında hem resmi veya özel belgede sahtecilik suçundan hem de nitelikli dolandırıcılık suçundan dolayı ayrı ayrı ceza hükmü kurulması yasal bir zorunluluktur.

Yargıtay Tebliğnamesi Nedir ve Neden Önemlidir?
Tebliğname, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kararın akıbetine dair görüş bildirdiği mütalaadır. Adil yargılanma hakkı kapsamında tarafların bu görüşten haberdar olması ve cevap verebilmesi için kritik öneme sahiptir.

Tebliğnamede Bazı Suçlar Hakkında Görüş Bildirilmemişse Ne Olur?
Yargıtay dairesi eksik olan kısımlar için doğrudan temyiz incelemesi yapamaz. Eksikliklerin tamamlanması için dosyayı Başsavcılığa geri gönderir (Tevdi kararı).

Tevdi Kararı Davanın Esasını ve Sanığın Durumunu Nasıl Etkiler?
Tevdi kararı esasa ilişkin nihai bir hüküm doğurmaz; sadece usuli bir eksikliğin giderilmesini sağlar. Süreci bir miktar uzatsa da adil yargılanma hakkının korunmasını temin eder.

Resmi Belgede Sahtecilik Suçunda Aldatma Kabiliyeti Kriteri Nasıl Değerlendirilir?
Sahteciliğin herkes tarafından anlaşılamayacak düzeyde olması gerekir. Eğer sahtelik çok kaba ve ilk bakışta anlaşılıyorsa suçun yasal unsurları oluşmaz.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.

YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ İÇTİHAT METNİ
15. Ceza Dairesi 2015/8060 E. , 2018/7546 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik HÜKÜM : 1-Sanık ... hakkında; nitelikli dolandırıcılık suçundan, TCK'nın 158/1-f-son,52/2-4,53 ve 58; Resmi belgede sahtecilik suçundan,TCK'nın 204/1,53 ve 58 maddeleri uyarınca mahkumiyet 2- Sanık ... hakkında; nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraat Nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından, sanık ...'in mahkumiyetlerine ilişkin hükümler, sanık ... müdafii tarafından; sanık ...'in beraatine ilişkin hükümler o yer Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü, Mahkemece, sanık ... hakkında resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçları yönünden mahkumiyet hükümleri verildiği, sanık müdafiinin her iki mahkumiyet hükmünü kapsar şekilde temyiz talebinde bulunduğu; yine sanık ... hakkında resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından beraat hükümleri verildiği ve o yer Cumhuriyet Savcısının her iki beraat hükmünü kapsar şekilde hükmü temyiz etmesine karşın, bila tarihli tebliğnamede sanıklar hakkında sadece nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen hükümlere ilişkin görüşe yer verildiği, resmi belgede sahtecilik suçlarından verilen hükümlere ilişkin ise her hangi bir görüşe yer verilmediğinin anlaşılması karşısında, tebliğnamede görüşe yer verilmeyen resmi belgede sahtecilik suçlarından sanık ... hakkında verilen beraat ve sanık ... hakkında verilen mahkumiyet hükümlerine ilişkin ek tebliğname düzenlenmesinin temini amacıyla dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01/11/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.