TAPU İŞLEMLERİNDE NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK
Mal varlığına karşı işlenen suçlar arasında yer alan dolandırıcılık, aldatıcı nitelikteki hileli davranışlarla bir kimsenin rızasını sakatlayarak onun veya başkasının zararına, kendisine veya üçüncü bir kişiye yarar sağlamaktır. Türk Ceza Kanunu, dolandırıcılık suçunun basit şeklinin yanı sıra, eylemin kamu güvenini sarsacak nitelikteki araçlar veya yöntemlerle gerçekleştirilmesi durumunda nitelikli dolandırıcılık suçunun oluşacağını öngörmüştür. Özellikle mülkiyet hakkının resmi güvencesi olan tapu sicil müdürlükleri ve bu kurumlarda gerçekleştirilen tescil işlemleri, nitelikli dolandırıcılık suçunun işlenmesinde sıklıkla araç olarak kullanılabilmektedir. Kamu kurumlarının güvenilirliği ve resmi belgelerin doğruluk karinesinden yararlanan failler, hileli eylemlerini daha kolay hayata geçirebilmektedir. İsim, soyadı veya soybağı benzerlikleri gibi fiili durumların kötüye kullanılarak, vefat etmiş üçüncü kişilere ait taşınmazların sahte evrak veya yetkisiz vekaletnamelerle satılması, ceza hukuku doktrininde hem dolandırıcılık hem de resmi belgede sahtecilik suçlarının tipik örneklerini oluşturur. Bu çalışmada, tapu işlemlerinde nitelikli dolandırıcılık suçunun yasal unsurları, resmi belgede sahtecilik suçuyla ilişkisi, isim benzerliklerinin hile teşkil edecek şekilde kullanılması ve eylemlerin teşebbüs aşamasında kalmasının cezai yansımaları ele alınacaktır.
DOLANDIRICILIK VE NİTELİKLİ UNSURLARI
Dolandırıcılık suçu, Türk Ceza Kanunu'nun 157. maddesinde tanımlanmış olup, suçun oluşabilmesi için failin hileli bir davranışla mağduru aldatması ve bu aldatma sonucunda mağdurun veya bir başkasının zararına haksız bir menfaat elde etmesi gerekir. Hilenin, mağduru hataya düşürecek, onun denetleme imkanını ortadan kaldıracak yoğunlukta ve nitelikte olması şarttır. TCK’nın 158. maddesinde ise suçun nitelikli halleri sayılmıştır. Bu maddede düzenlenen nitelikli unsurlardan biri de, suçun "kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle" işlenmesidir (TCK m. 158/1-d). Kamu kurumlarının idari ve hukuki faaliyetleri sırasında tesis ettikleri işlemler veya bu kurumların resmi kimliği, fail tarafından dolandırıcılık eylemine inandırıcılık katmak amacıyla kullanılıyorsa, suç nitelikli hal kazanır. Bu durumda kanun koyucu, kamu güveninin ve kamu kurumlarına duyulan inancın zedelenmesini daha ağır bir ceza yaptırımına bağlamıştır.
TAPU DAİRELERİNİN ARAÇ KULLANILMASI
Tapu müdürlükleri, taşınmaz mülkiyetinin tescili, devri ve sınırlandırılması işlemlerini yürüten resmi kamu kurumlarıdır. Tapu sicilinin tutulması, devletin güvencesi ve sorumluluğu altındadır. Failin, mülkiyeti bir başkasına ait olan bir taşınmazı satıyormuş gibi göstererek mağdurdan para alması ve bu satış işlemini gerçekleştirmek üzere tapu müdürlüğüne başvurması, kamu kurumunun dolandırıcılık suçunda araç olarak kullanıldığının en açık göstergesidir. Alıcının (mağdurun), satın alma iradesini resmi bir kurum olan tapu dairesinde gerçekleştirilen işlemlere güvenerek oluşturması, hilenin inandırıcılığını artırmaktadır. Tapu dairesindeki resmi süreçler, failin yalan beyanlarına resmi bir kılıf kazandırmakta ve mağdurun şüphelerini bertaraf etmektedir. Bu nedenle, tapu müdürlüklerinde sahte kimlik veya sahte yetki belgeleriyle taşınmaz devri eylemleri, doğrudan TCK 158/1-d kapsamında kamu kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturur.
RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK SUÇU
Resmi belgede sahtecilik suçu, Türk Ceza Kanunu'nun 204. maddesinde düzenlenmiştir. Resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi cezalandırılır. Tapu müdürlüğündeki işlemler sırasında sunulan sahte nüfus cüzdanları, sahte yetki belgeleri veya sahte olarak tanzim edilmiş noter vekaletnameleri, resmi belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturur. Ceza hukukunda gerçek içtima kuralları geçerlidir. TCK'nın 212. maddesi gereğince, sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik suçundan hem de ilgili diğer suçtan (örneğin nitelikli dolandırıcılıktan) ayrı ayrı ceza verilir. Dolayısıyla, tapuda haksız devir gerçekleştirebilmek amacıyla sahte vekaletname veya kimlik ibraz eden failler, hem nitelikli dolandırıcılık hem de resmi belgede sahtecilik suçlarından bağımsız olarak cezai sorumluluğa tabi tutulmaktadır.
İSİM BENZERLİĞİNDEN YARARLANMA EYLEMLERİ
Uygulamada en sık karşılaşılan dolandırıcılık yöntemlerinden biri de, failin kendi ismi ile vefat etmiş veya kayıp olan üstsoyunun (dede, baba vb.) isim, soyadı ve baba adının birebir aynı olmasını kötüye kullanmasıdır. Fail, bu isim ve kimlik benzerliğinden faydalanarak, tapu kayıtlarında halen vefat eden yakını adına kayıtlı görünen taşınmazların gerçek sahibi kendisiymiş gibi davranmaktadır. Bu benzerliği kullanarak üçüncü kişileri aldatan, tapu kayıtlarındaki malikin kendisi olduğunu iddia eden ve bu doğrultuda haksız satış işlemleri gerçekleştiren veya yetkisiz vekaletnameler tanzim eden kişilerin bu eylemi hileli bir davranıştır. İsim benzerliği fiili bir durum olsa da, failin bu benzerliği bilerek, isteyerek ve kötü niyetle mal kaçırmak veya başkasının mülkünü haksız yere satmak amacıyla kullanması dolandırıcılık kastının varlığını ortaya koyar. Yargıtay da bu tür eylemleri, isim benzerliğinin ardına sığınılarak gerçekleştirilen planlı bir hile olarak kabul etmekte ve cezalandırmaktadır.
TEŞEBBÜS AŞAMASINDA KALAN DOLANDIRICILIK
Türk Ceza Kanunu'nun 35. maddesine göre, kişi işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamazsa teşebbüsten sorumlu tutulur. Tapuda dolandırıcılık eylemlerinde suçun tamamlanması, taşınmazın tapuda tescil edilmesi ve haksız menfaatin (satış bedelinin) elde edilmesi ile gerçekleşir. Ancak bazı durumlarda, failin sahte belgelerle tapu müdürlüğüne başvurmasının ardından, tapu memurlarının dikkati, tescil kayıtlarındaki incelemeler veya veri tabanındaki uyumsuzlukların tespiti sayesinde durum fark edilmekte ve devir işlemi engellenmektedir. Satış işleminin tapu dairesi görevlilerince fark edilerek engellenmesi durumunda, dolandırıcılık suçu tamamlanamamış ancak suçun icra hareketlerine doğrudan başlanmıştır. Bu durumda eylem, nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs aşamasında kalmış sayılır. Teşebbüs halinde fail, suçun tamamlanmış haline oranla daha az bir ceza yaptırımı ile karşılaşır; ancak cezai sorumluluğu ortadan kalkmaz.
HUKUKİ YAPTIRIMLAR VE SONUÇLAR
Mülkiyet hakkına ve kamu güvenine yönelik tecavüz teşkil eden tapudaki sahtecilik ve dolandırıcılık eylemleri, ceza adaletinin en sert şekilde cezalandırdığı suç tiplerindendir. Faillerin resmi belgeleri tahrif etmesi ve devletin resmi tapu sicil sistemini manipüle etmeye çalışması, toplumsal güvenliği sarsmaktadır. Mahkemelerce bu suçlarda somut deliller titizlikle incelenmeli, sanıkların kastı, hilenin boyutu ve meydana gelen zarar miktarı dikkate alınarak hüküm kurulmalıdır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da tapuda dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarında tavizsiz bir onama politikası güdülerek kamu düzeninin korunması amaçlanmaktadır. Mülkiyet sahiplerinin de bu tür dolandırıcılık risklerine karşı tapu kayıtlarını e-devlet sistemleri üzerinden düzenli olarak kontrol etmeleri ve tedbirli olmaları önem taşımaktadır.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
TCK 158/1-d maddesinde düzenlenen, failin aldatıcı hileli eylemlerini gerçekleştirirken tapu müdürlüğü gibi resmi kurumları veya bu kurumların resmi işlem güvenliğini araç olarak kullanmasıyla oluşan suçtur.
Bu eylem, aldatma kastı ve hile içerdiğinden nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturur. Ayrıca sahte kimlik veya vekaletname ibraz edilmesi durumunda resmi belgede sahtecilik suçu da oluşur.
Dolandırıcılık eylemi tapuda tescil edilmeden ve menfaat temin edilmeden görevlilerce fark edilip engellenirse, suç tamamlanamadığı için nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs suçu oluşur.
Resmi belgede sahtecilik suçu TCK 204. maddesinde düzenlenmiş olup dolandırıcılık suçuyla birlikte (gerçek içtima kuralları gereği) ayrı ayrı cezalandırılmayı gerektirir.
TCK 35. maddesi gereğince, suçun tamamlanamadığı durumlarda, failin kastı ve ortaya çıkan tehlikenin ağırlığına göre verilecek cezada kanunda öngörülen oranlarda indirime gidilir.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların dilekçe ve hukuki işlemlerde kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynakları üzerinden ayrıca teyit edilmesi gerekmektedir.