avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Off-Shore Hesapları ve TMSF Sorumluluğu Analizi

OFF-SHORE HESAPLARI VE TMSF SORUMLULUĞU

Türkiye bankacılık tarihinde, özellikle 1990'lı yılların sonu ve 2000'li yılların başında yaşanan krizlerle birlikte, yerel bankaların bünyesindeki mevduatların yurt dışı kaynaklı "off-shore" (kıyı bankacılığı) hesaplarına aktarılması süreci büyük bir hukuki uyuşmazlık dalgası yaratmıştır. Off-shore bankacılığı, genellikle yüksek faiz oranları vaat eden, vergi avantajları sunan ancak faaliyet gösterdiği ülkenin sıkı denetim ve mevzuatından muaf olan bir yapıyı ifade eder. Yerel bankaların personelince yönlendirilen mevduat sahipleri, paralarının aslında hala aynı bankada güvende olduğunu düşünürken, hukuki planda paralar Türkiye sınırları dışındaki tüzel kişiliklere aktarılmıştır. Bankaların Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilmesi veya iflası sonrasında, off-shore hesap sahiplerinin bu meblağları devlet güvencesinden (TMSF) talep edip edemeyeceği, bankacılık hukukunun en çetrefilli alanlarından birini oluşturmuştur.

Hukuki açıdan off-shore uyuşmazlıklarının merkezinde "havale talimatı", "güvence kapsamı" ve "pasif husumet ehliyeti" kavramları yer alır. Tüketicilerin veya şirketlerin, paralarını yerel bankadan off-shore bir kuruluşa aktarırken imzaladıkları talimatlar, işlemin rızaya dayalı olup olmadığını belirleyen en temel delildir. Eğer bir mevduat sahibi, kendi eliyle imzaladığı bir talimatla parasının off-shore bir hesaba gönderilmesini istemişse, bu işlem artık devletin mevduat sigortası kapsamında kalmaz. Bu durumda, bankanın devri sonrası TMSF'nin bu borçlardan sorumlu tutulması "husumet" (defendant standing) noktasında mümkün değildir. Ancak yönlendirmenin banka personeli tarafından kasten yanıltıcı şekilde yapılması veya paranın aslında bankadan hiç çıkmayıp kağıt üzerinde aktarılmış gibi gösterilmesi (paravan şirket uygulamaları), sorumluluk rejimini değiştirebilir. Bu makalede, off-shore hesaplarının hukuki niteliği, TMSF’nin bu alacaklardaki sorumluluk sınırları ve banka personelinin kusurundan doğan davaların usulü, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ışığında analiz edilecektir.

OFF-SHORE MEVDUATININ HUKUKİ NİTELİĞİ

Off-shore veya kıyı bankacılığı, serbest bölgelerde, düşük vergi oranlı ülkelerde veya finansal denetimin zayıf olduğu ada ülkelerinde kurulan, genellikle yerel halka hizmet vermeyip sadece yurt dışı yerleşiklere odaklanan bankacılık türüdür. Türk mevzuatı açısından off-shore hesapları, Türk bankacılık sisteminin bir parçası olarak kabul edilmez. Bu hesaplara yatırılan veya aktarılan paralar, aktarıldığı ülkenin hukukuna tabidir. Bu nedenle, yerel bir bankanın personeli aracılığıyla yapılan bu işlemler, aslında paranın Türkiye dışına, bir yabancı tüzel kişiliğe gönderilmesi hukuki sonucunu doğurur.

Bir mevduatın "Tasarruf Mevduatı" niteliğini taşıyabilmesi için, paranın Türkiye'de faaliyet gösteren ve mevduat kabulüne yetkili bir bankanın kayıtlarında, mevduat sözleşmesi kapsamında bulunması şarttır. Off-shore işlemlerinde ise para, yerel bankanın kayıtlarından çıkarak off-shore bankanın hesabına geçer. Bu aşamada yerel banka, sadece bir "aracı" veya "muhabir banka" rolündedir. Havale işlemi tamamlandığı anda, mevduat sahibi ile yerel banka arasındaki mevduat ilişkisi sona erer ve off-shore banka ile yeni bir sözleşmesel ilişki kurulur. Bu yeni ilişki, Türk devletinin mevduat sigortası (TMSF garantisi) kapsamında değildir.

Yüksek faiz getirisi vaadi, off-shore hesaplarının en büyük cazibe merkezidir. Ancak yüksek getiri, yüksek risk prensibini de beraberinde getirir. Tacirler veya basiretli davranması beklenen mevduat sahipleri, paralarını yerel sistem dışına çıkarırken bu riski üstlenmiş sayılırlar. Hukuk düzeni, kendi rızasıyla sistem dışına çıkan bir kişinin, risk gerçekleştiğinde tekrar sistemin sunduğu kamu güvencesine sığınmasını, "dürüstlük kuralı" ve "kazanılmış hak" ilkeleri çerçevesinde her zaman korumaz. Bu noktada en önemli kriter, aktarımın "gerçek bir iradeye" dayanıp dayanmadığıdır.

DEVLET GÜVENCESİ VE SORUMLULUK SINIRLARI

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), Türkiye'de faaliyet gösteren bankalardaki tasarruf mevduatlarını sigorta altına alan kamu tüzel kişiliğidir. Ancak bu sigortanın kapsamı kanunla (5411 sayılı Bankacılık Kanunu ve ilgili yönetmelikler) sınırlanmıştır. Sigorta sadece Türkiye'de yerleşik mudilerin Türk Lirası veya döviz cinsinden mevduatlarını kapsar. Yurt dışı şubeler, off-shore bankalar veya bankaların aracı olduğu yatırım araçları bu sigorta kapsamının dışındadır. Bu kural, kamu kaynaklarının sadece denetlenen yerel sistem içindeki meblağlar için harcanmasını öngören bir koruma mekanizmasıdır.

Bankaların el konularak TMSF'ye devredilmesi durumunda, TMSF sadece "sigorta kapsamında olan" mevduatları ödemekle yükümlüdür. Eğer bir mevduat sahibi, bankanın el konulmasından önce parasını off-shore bir hesaba aktarmışsa, TMSF'nin bu parayı ödeme yükümlülüğü hukuken doğmaz. Zira para artık fonun garantisi altındaki "tasarruf mevduatı" vasfını yitirmiştir. Bu durumda mevduat sahibinin TMSF aleyhine açtığı davalarda, mahkemeler genellikle "husumet yokluğu" (lack of standing) nedeniyle davanın reddine karar vermektedir. TMSF, off-shore bankasının borçlarının evrensel bir üstlenicisi değildir.

Ancak bu kuralın istisnası, banka yönetiminin kasten ve hileli şekilde mudileri off-shore hesaplarına yönlendirerek parayı aslında kendi bünyesinde tutması veya paravan şirketler üzerinden hortumlamasıdır. Eğer mudinin parası off-shore bankasına gitmiş gibi gösterilip aslında yerel bankanın hakim ortaklarının cebine girmişse, burada "organın haksız fiili" söz konusu olur. Ancak Yargıtay, mevduat sahibinin kendi imzasıyla verilmiş bir "havale talimatı" bulunması durumunda, bu talimatın aksinin ancak aynı kuvvete sahip belgelerle kanıtlanabileceğini savunmaktadır.

BANKA HAVALE TALİMATININ GEÇERLİLİĞİ

Off-shore davalarının en kritik delili, mevduatın yerel bankadan yurt dışındaki bankaya aktarılmasını sağlayan "havale talimatı"dır. Davacılar genellikle bu talimatı imzalamadıklarını, imzalarının taklit edildiğini veya boş kağıda imza attıklarını ileri sürerler. Ancak adli tıp incelemeleri sonucunda imzanın mudiye ait olduğunun tespit edilmesi, davanın kaderini belirler. Hukukumuzda geçerli olan "yazılı delil" prensibi gereği, imzalı bir belge kişinin iradesini yansıtır ve bu iradenin fesada uğratıldığı ispatlanmadıkça belge geçerliliğini korur.

İmza itirazı yapıldığında mahkeme, dosyayı Adli Tıp Kurumu’na veya uzman bilirkişilere gönderir. "Eli ürünü" olduğu tespit edilen bir imza, mevduat sahibinin parasının off-shore hesabına aktarılmasına rıza gösterdiğinin en güçlü kanıtıdır. Mudi, talimatın içeriğini okumadığını veya banka personeline güvendiğini ileri sürse de, basiretli bir kişinin altına imza attığı belgenin sonuçlarını bilmesi beklenir. Özellikle döviz cinsinden büyük meblağların transferinde, mudinin daha dikkatli ve öngörülü davranması gerektiği kabul edilir. Rızaya dayalı transferlerde, yerel bankanın ve dolayısıyla TMSF’nin sorumluluğu sona erer.

Talimatın geçerli olması, sadece imzanın gerçekliğiyle değil, aynı zamanda talimatın açık ve anlaşılır olmasıyla da ilgilidir. Hangi hesaptan, hangi tutarın, hangi alıcıya (off-shore bankasına) gönderileceği talimatta net olarak belirtilmişse, "irade ile beyan" arasında bir uyum olduğu kabul edilir. Bu uyum sağlandığında, işlemin bir "bankacılık hizmeti" olarak ifa edildiği ve paranın artık yerel bankanın mülkiyetinden/zilyetliğinden çıktığı tescillenmiş olur. Bu aşamadan sonra paranın geri alınamaması, off-shore bankasının finansal durumuna bağlı bir ticari risk haline gelir.

PASİF HUSUMET EHLİYETİ VE TMSF

Hukuk usulünde "pasif husumet", davanın doğru kişiye (davalığa) yöneltilmesidir. Off-shore alacakları için açılan davalarda TMSF'nin davalı sıfatıyla yer alabilmesi için, fonun bu borcu üstlenmesini gerektiren bir kanun maddesi veya sözleşmesel bağ olmalıdır. Ancak 5411 sayılı Kanun ve mülga 4389 sayılı Kanun, TMSF’nin sadece devlet garantisi altındaki mevduatlardan sorumlu olduğunu net bir şekilde çizmiştir. Off-shore hesapları bu garanti çemberinin dışındadır.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu kararlarında, off-shore hesaplarına yapılan havale sonrasında paranın "Sümerbank" (veya ilgili devralınan banka) nezdinde kalmadığı ve garanti kapsamı dışında olduğu tespit edildiğinde, TMSF'nin pasif husumet ehliyetinin bulunmadığına karar verilmektedir. Davacı, talebini paranın gönderildiği asıl muhatap olan off-shore şirketine yöneltmelidir. Eğer bu şirket tasfiye halindeyse veya ulaşılamıyorsa, bu durum TMSF'yi otomatik olarak "yedek borçlu" haline getirmez. Husumet, sadece borcun asıl borçlusuna veya onun kanuni halefine yöneltilebilir.

Bu noktada mevduat sahibi, "asıl muhatabın off-shore şirketi olduğu" gerçeğiyle yüzleşir. TMSF, sadece mudilerin sigortalı mevduatlarını korumakla görevli bir fondur; banka ortaklarının veya üçüncü kişilerin yarattığı off-shore yükümlülüklerinin ödenmesi, kamu yararına ve fonun kuruluş amacına aykırıdır. Bu nedenle, mahkemelerin "husumet yokluğu" kararları, kamu kaynaklarının korunması ve hukuki belirliliğin sağlanması adına yerindedir. Davacı, ancak haksız fiil iddialarıyla banka personelini veya hileli işlemi yapan yönetimi dava edebilir ki bu da farklı bir hukuki zemine dayanır.

BANKA PERSONELİNİN KUSUR SORUMLULUĞU

Mevduat sahiplerinin en sık ileri sürdüğü iddia, banka personelinin kendilerini yanlış yönlendirdiği veya off-shore hesabının da devlet garantisinde olduğunu söyledikleridir. Hukuken bu durum, "adam çalıştıranın sorumluluğu" (TBK m. 66) veya "hizmet kusuru" kapsamında değerlendirilebilir. Eğer bir banka çalışanı, müşteriyi kasten yanıltarak mevduatını riskli bir hesaba kaydırmışsa, bankanın bu personelin kusurundan dolayı sorumluluğu doğabilir. Ancak bu sorumluluk, paranın "mevduat" olarak iadesini değil, uğranılan zararın "tazminat" olarak ödenmesini gerektirir.

Personelin kusurundan doğan davalarda ispat yükü davacıdadır. Mudi, kendisine yanıltıcı bilgi verildiğini, personelin bankanın yetkisini kötüye kullandığını veya hile yapıldığını kanıtlamalıdır. Ancak mudinin kendi imzasıyla verdiği bir havale talimatı varken, sadece "sözlü olarak kandırıldım" iddiası ispat hukuku açısından zayıf kalır. Yargıtay, bu gibi durumlarda personel kusuru ve sorumluluğu hususunun "daha sonra açılacak (veya ayrı bir zeminde yürütülecek) bir davada" değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmektedir. İtirazın iptali davası gibi dar kapsamlı davalarda, karmaşık hile iddialarının incelenmesi her zaman mümkün olmayabilir.

Ayrıca personelin kusuru, mudinin kendi kusuruyla (müterafık kusur) birleşmiş olabilir. Yüksek faiz beklentisiyle riskli bir işleme giren kişinin, banka çalışanının her söylediğine sorgusuz güvenmesi, basiretli bir kişi için kusur sayılabilir. Borçlar Kanunu çerçevesinde tazminattan indirim yapılmasını gerektiren bu durum, off-shore davalarının tazminat boyutunda sıkça tartışılır. Ancak her halükarda, personelin kusuru TMSF'nin "mevduat garanti yükümlülüğünü" geri getirmez; sadece bir "tazminat borcu" yaratabilir.

PROSEDÜREL GEREKLİLİKLER VE İMZA İNCELEMESİ

Off-shore uyuşmazlıklarında yargılama süreci, teknik bir imza incelemesi etrafında döner. Davalı banka veya TMSF, savunmasını "talimatlı havale" üzerine kurar. Davacı tarafın imza inkârı üzerine mahkeme, HMK hükümleri uyarınca imza incelemesi yaptırır. Bu inceleme, davacının o dönemdeki resmi imzalarıyla karşılaştırılarak gerçekleştirilir. Adli Tıp Raporu, mahkeme için "bağlayıcı olmayan ancak belirleyici" bir delildir. Raporun "eli ürünü" olduğu yönündeki tespiti, davanın reddi için en sağlam temeldir.

Mahkemeler bu süreçte "fiili karineleri" de dikkate alır. Örneğin, mudinin daha önce de benzer off-shore işlemleri yapıp faiz geliri elde etmiş olması, işlemin mahiyetini bildiğine dair güçlü bir karinedir. Yıllarca off-shore hesabından yüksek faiz alan bir kişinin, bankaya el konulunca "ben bunun ne olduğunu bilmiyordum" demesi, dürüstlük kuralı çerçevesinde hakkın kötüye kullanılması olarak görülebilir. Yargılama sırasında sunulan dekontlar, hesap dökümleri ve yazışmalar, iradenin yönünü tayin eder.

Eğer imza itirazı başarılı olursa ve talimatın sahte olduğu kanıtlanırsa, o zaman bankanın sorumluluğu (mevduatı koruma yükümlülüğü) tekrar canlanır. Çünkü rızasız bir transfer, hukuken gerçekleşmiş sayılmaz ve mevduatın hala yerel bankada olduğu kabul edilir. Bu istisnai durumlar dışında, Adli Tıp tarafından doğrulanan her imza, off-shore yatırımcısının kendi riskini üstlendiğinin yasal mührüdür. Usul hukuku, yazılı belgenin aksinin yine yazılı belgeyle ispatını arayarak, bankacılık işlemlerinde güvenliği ve sürekliliği korur.

VARLIKLARIN YURT DIŞI KURULUŞLARDAN TAHSİLİ

Off-shore davalarında davanın reddedilmesi, mudinin alacağını tamamen kaybettiği anlamına gelmez; ancak alacağını "nereden" talep edeceği konusunda bir yönlendirme içerir. Mahkeme, "talebin off-shore şirketine yöneltilmesi gerektiğini" belirterek, davanın muhatabını tayin eder. Ancak bu off-shore şirketlerinin çoğu, ana bankanın çöküşüyle birlikte tasfiyeye girmiş veya içi boşaltılmış durumdadır. Mudinin yurt dışındaki bu tüzel kişiliğe karşı açacağı davanın fiili bir tahsilatla sonuçlanması oldukça zordur.

Uluslararası hukuk ve bankacılık teamülleri gereği, her tüzel kişilik kendi malvarlığıyla sorumludur. Yerel bankanın ana ortakları ile off-shore şirketinin ortakları aynı olsa bile, "tüzel kişilik perdesi" (piercing the corporate veil) ancak çok ağır hile ve muvazaa durumlarında aralanabilir. Mevduat sahipleri için en büyük hüsran, paranın devlet garantisi altında olmayan bir "kağıt üzerinde şirket" hesabında olduğunun mahkemece tescil edilmesidir. Bu durum, finansal okuryazarlığın ve yatırım risklerini analiz etmenin önemini bir kez daha ortaya koyar.

Sonuç olarak, off-shore hesapları ile ilgili uyuşmazlıklarda Yargıtay’ın tavrı nettir: Rıza ile (imzalı talimatla) gönderilen para, devletin sigorta şemsiyesinin dışındadır. TMSF'nin bu borçlar için pasif husumet ehliyeti bulunmamaktadır. Mudilerin banka personeli tarafından yanıltıldıkları yönündeki iddiaları, havale talimatındaki imzaları gerçek olduğu sürece, mevduatın iadesi davasının reddini engellemez. Off-shore yatırımları, yüksek getiri vaadinin karşılığında üstlenilen bireysel bir risktir ve bu riskin faturasının kamuya (TMSF üzerinden topluma) kesilmesi hukuken mümkün görülmemektedir.

HUKUKİ SORU VE CEVAPLAR

Off-shore hesapları devlet garantisi kapsamında mıdır?

Hayır. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) garantisi sadece Türkiye'de yerleşik mudilerin, Türkiye'deki banka şubelerindeki tasarruf mevduatlarını kapsar. Yurt dışı veya off-shore hesaplar bu garanti dışındadır.

Banka personelinin beni off-shore'a yönlendirmesi suç mudur?

Hatalı yönlendirme veya hileli davranışlar haksız fiil sorumluluğu doğurabilir. Ancak kendi imzanızla verdiğiniz bir havale talimatı varsa, sadece "personel yönlendirdi" diyerek paranın devletten iadesini isteyemezsiniz.

Havale talimatındaki imzayı kabul etmiyorum, ne yapmalıyım?

Dava sürecinde imza itirazında bulunmalısınız. Mahkeme dosyayı Adli Tıp Kurumu'na gönderir. Eğer imzanın size ait olmadığı kanıtlanırsa, bankanın mevduatı izinsiz transfer ettiği kabul edilir ve sorumluluğu doğar.

TMSF'ye karşı açılan off-shore davaları neden reddediliyor?

Genellikle "pasif husumet yokluğu" nedeniyle reddedilir. Çünkü para off-shore bankasına geçtiği andan itibaren TMSF'nin garanti kapsamında değildir ve TMSF bu borcun asıl borçlusu sayılamaz.

Off-shore alacağımı kimden talep edebilirim?

Alacağın asıl muhatabı paranın gönderildiği off-shore şirketidir. Eğer banka yönetiminin hileli işlemleri ispatlanırsa, haksız fiil hükümlerine göre banka yöneticilerine karşı da tazminat davası açılması mümkündür.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.

YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ İÇTİHAT METNİ
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi 2010/7998 E. , 2011/2796 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Davacı vekili, müvekkilinin Sümerbank A.Ş. bünyesinde bulunan mevduatın banka personelinin önerisi üzerine Efektif Bank .....Ltd.Şirketinin .... nolu hesabına aktarıldığını,bu işlemde müvekkilinin açık ve yazılı bir talimatı bulunmadığını, adı geçen .....Ltd.şirketin kağıt üzerinde bir tüzel kişiliğe sahip olup, tüm bankacılık işlemlerinin Sümerbank A.Ş tarafından yapıldığını, daha sonra Sümerbank’ın devlet tarafından el konularak TMSF’na devredildiğini, bu nedenle müvekkilinin davalılardan alacaklı olduğunu, bu alacağın tahsili için girişilen takibe davalının itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile %40 tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, davalı TMSF açısından davaya idari yargıda bakılması gerektiği için yargı yolu itirazında bulunduklarını, ayrıca yine bu davalı açısından husumet itirazında bulunduklarını, davanın BK.nun 60.maddesi uyarınca (1) yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açıldığını, davanın konusunu oluşturan.... hesaplarının TMSF kapsamı dışında bulunduğunu, davada asıl muhatabın ..... Bankası olduğunu öne sürerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davacı Sümerbank ..... Şubesinde bulunan USD mevduat hesabında 37.500.-USD’nin 03.12.1999 tarihinde dava dışı..... Ltd. Şirketinin Sümerbank A.Ş ..... Şubesinde bulunan hesabına havale edildiği 03.12.1999 tarihli davaya ait talimattaki imzanın da davacının eli ürünü olduğunun Adli Tıp Raporu ile tespit edildiği, böylece söz konusu havalenin davacının talimatı doğrultusunda yapıldığının anlaşıldığı, havale edilen bedelin Sümerbank A.Ş’nin nezdinde kalmadığı gibi, garanti kapsamı dışında olduğu, bu durumda TMSF kapsamında bulunmayan hesap nedeni ile davalı TMSF’nun pasif husumet ehliyeti bulunmadığı, davacı talebini .... Ltd. Şirketine yöneltmesi gerektiği, bundan sonuç alınamazsa davalı banka personelinin olayda kusur ve sorumluluğunun gerekip, gerekmediği hususlarının daha sonra açılacak davada değerlendirilmesi gerektiği nedeni ile davanın davalı TMSF yönünden husumet nedeni ile diğer davalı yönünden de esastan reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 03.03.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.