ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS VE KASTEN YARALAMA
Ceza hukukunda bir eylemin hukuki nitelendirmesi, sadece sonucun ne olduğuna değil, failin o sonucu gerçekleştirirken taşıdığı "kastın" derinliğine bağlıdır. Özellikle kasten öldürmeye teşebbüs ile kasten yaralama suçları arasındaki ince çizgi, yargılamanın en kritik ve belirleyici aşamasını oluşturur. Bir saldırı sonucunda mağdurun hayati tehlike geçirmiş olması, tek başına eylemin "öldürmeye teşebbüs" olarak nitelendirilmesi için yeterli midir? Yoksa failin eylemi gerçekleştirirken kullandığı aletin niteliği, hedef aldığı vücut bölgesi ve darbelerin şiddeti mi asıl niyetini ele verir? Hukuk düzeni, failin iç dünyasındaki öldürme arzusunu objektif kriterlerle saptayarak adaleti tesis etmeye çalışır.
Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, öldürme kastı ile yaralama kastı arasındaki ayrım yapılırken somut olayın tüm özellikleri titizlikle analiz edilir. Fail ile mağdur arasındaki husumet, suçta kullanılan aletin öldürmeye elverişliliği, hayati bölgelerin hedef alınıp alınmadığı ve eylemin neden sona erdiği gibi sorular, suçun vasfını belirleyen anahtarlardır. Ayrıca haksız tahrik indiriminin uygulanması ve teşebbüs derecesinin tespiti, sanığa verilecek cezanın adalet dengesini kuran unsurlardır. Bu makalemizde, kasten öldürmeye teşebbüs suçunun yasal unsurlarını, yaralama kastından ayrılan yönlerini, haksız tahrik indiriminin sınırlarını ve teşebbüs aşamasındaki ceza belirlenme kriterlerini Yargıtay'ın emsal yaklaşımları ışığında detaylıca inceleyeceğiz.
ÖLDÜRME KASTI VE YARALAMA AYRIMI
Kasten öldürme suçu Türk Ceza Kanunu'nun 81. maddesinde, kasten yaralama ise 86. maddesinde düzenlenmiştir. Eylemin bu iki suçtan hangisi kapsamında değerlendirileceği, tamamen failin kastına (niyetine) bağlıdır. Kastın belirlenmesinde "subjektif teori" yerine, dış dünyaya yansıyan bulgular üzerinden "objektif kriterler" esas alınır. Failin eylemi sırasında mağdurun hayati bölgelerine (baş, göğüs, batın gibi) yönelmesi ve bu bölgelere şiddetli darbeler vurması, öldürme kastının en güçlü belirtisidir. Ancak bazen bir yaralama fiili de hayati tehlikeye yol açabilir; bu durumda mahkemeler failin eylemine kendi isteğiyle mi yoksa dış bir engel sebebiyle mi son verdiğine bakarlar.
Yargıtay, öldürme kastının saptanmasında bir dizi objektif ölçüt kullanmaktadır. Bunlar; fail ile mağdur arasında olay öncesine dayalı öldürmeyi gerektirecek derecede ciddi bir husumetin bulunup bulunmadığı, kullanılan aletin (silah, bıçak, satır vb.) öldürmeye elverişliliği, darbe sayısı ve şiddeti, darbelerin vurulduğu vücut bölgelerinin hayati önemi ve failin eylemini engelleyici bir sebep olmaksızın sürdürüp sürdürmediğidir. Eğer fail, mağduru öldürme imkânı varken sadece yaralayıp bırakmışsa veya hayati olmayan bölgeleri hedef seçmişse, eylem genellikle kasten yaralama olarak nitelendirilir. Ancak hayati bölgelere yönelen birden fazla darbe, aksini gösteren bir delil yoksa öldürmeye teşebbüs olarak kabul edilmelidir.
HEDEF BÖLGE VE DARBE ŞİDDETİ
Darbelerin hedef alındığı vücut bölgesi, kastın tayininde merkezi bir rol oynar. Tıp biliminin verilerine göre, hayati organların (kalp, akciğer, beyan, karaciğer) bulunduğu bölgelere yönelen şiddetli saldırılar, doğrudan yaşamı sonlandırma potansiyeline sahiptir. Örneğin, bir kişinin göğüs bölgesine bıçakla birden fazla kez vurulması veya başına sert bir cisimle şiddetlice vurularak kemik kırığına ve hayati tehlikeye yol açılması, yaralama kastını aşan ve öldürmeye matuf bir eylem olarak görülür. Yaralamanın niteliği (uzuv zaafı, sabit iz, hayati tehlike) cezanın alt ve üst sınırını belirlemede kullanılır.
Özellikle öldürmeye elverişli aletlerin (silah, bıçak vb.) kullanımı, failin sonucun ölüm olabileceğini öngördüğünü ve bunu kabullendiğini gösterir. Yargıtay'ın emsal kararlarında vurgulandığı üzere, darbe sayısı sadece "bir" olsa dahi, eğer bu darbe hayati bir organa isabet etmiş ve şiddeti yüksekse öldürmeye teşebbüs hükümleri uygulanabilir. Ancak darbelerin sayısı arttıkça ve farklı hayati bölgelere yayıldıkça, failin kastının öldürme olduğu hususundaki şüphe ortadan kalkar. Bu noktada, mahkemeler adli tıp raporlarını esas alarak yaralanmanın ciddiyetini ve failin hedef seçme serbestisini değerlendirirler.
HAKSIZ TAHRİK VE İNDİRİM ORANLARI
Haksız tahrik, Türk Ceza Kanunu'nun 29. maddesinde düzenlenen ve failin cezasında indirim yapılmasını sağlayan bir ceza sorumluluğunu azaltan nedendir. Bir kimsenin haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda haksız tahrik hükümleri uygulanır. Özellikle kavga ortamlarında, ilk haksız hareketin kimden geldiğinin saptanamadığı veya her iki tarafın da birbirine yönelik saldırılarının bulunduğu durumlarda, tahrik hükümlerinin uygulanması hukuki bir zorunluluktur.
Tahrik indiriminin oranı (1/4 ile 3/4 arası), tahrikin ağırlığına ve haksız fiilin derecesine göre belirlenir. Yargıtay, tahrik oluşturan davranışın ulaştığı boyutu ve tarafların birbirine verdikleri zararları karşılaştırarak makul bir indirim oranı takdir edilmesini ister. Eğer haksız fiil çok ağırsa (örneğin ilk saldırıyı mağdur başlatmış ve sanığı yaralamışsa) indirim üst sınıra yakın tutulur. Ancak karşılıklı kavga ortamında, tarafların davranışlarının dengeli olduğu durumlarda daha makul (örneğin 1/4 veya 1/3) oranlar tercih edilir. İndirim oranının gerekçelendirilmemesi veya orantısız olması, üst mahkemelerce bozma nedeni sayılmaktadır.
TEŞEBBÜS DERECESİ VE CEZA BELİRLENMESİ
Suçun teşebbüs aşamasında kalması durumunda, TCK'nın 35. maddesi uyarınca cezada indirim yapılır. Öldürmeye teşebbüs suçunda ceza, müebbet hapis yerine 9 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası olarak belirlenir. Bu aralıkta ceza belirlenirken mahkeme, "meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığını" esas alır. Eğer mağdur ölümün kıyısından dönmüşse ve ağır bir hayati tehlike söz konusuysa, ceza 15 yıla yakın (üst sınırdan) belirlenmelidir. Eğer yaralanma daha hafifse veya tehlike derecesi düşükse, alt sınıra yakın bir ceza takdir edilir.
Ceza belirlenirken "orantılılık" ilkesine riayet edilmelidir. Failin kullandığı aracın tehlikeliliği ve mağdur üzerinde yarattığı yıkıcı etki, teşebbüs cezasının takdirinde birincil derecede önemlidir. Teşebbüsün derecesi, failin suçu tamamlama kararlılığına ve suçun tamamlanmasına ne kadar yaklaşıldığına bakılarak saptanır. Yargıtay, zararın ağırlığı ile ceza miktarı arasındaki dengesizliği veya teşebbüs indiriminin eksik ya da fazla yapılmasını hukuka aykırı bulmaktadır. Her somut olay, kendi içindeki "tehlike yoğunluğuna" göre değerlendirilmeli ve ceza adaleti bu şekilde sağlanmalıdır.
HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI İTİRAZI
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB), sanığa belirli bir denetim süresi verilmesi ve bu sürede suç işlenmezse davanın düşmesi sonucunu doğuran usuli bir kurumdur. Ancak kasten öldürmeye teşebbüs gibi ağır suçlarda HAGB uygulanması genellikle mümkün değildir; zira ceza miktarı yasal sınırı (2 yıl) aşmaktadır. Yaralama suçları yönünden ise HAGB kararı verilebilir. Bu kararlar, mahiyetleri gereği "temyiz" değil "itiraz" kanun yoluna tabidir.
Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca, HAGB kararlarına karşı yapılan başvurular, bir üst numaralı Ağır Ceza Mahkemesi tarafından incelenir. İtiraz mercii, kararın hem usul hem de esas yönünden yasaya uygun olup olmadığını denetler. Eğer bir davada birden fazla sanık ve farklı suçlar varsa, bazı suçlar temyize (Yargıtay incelemesine) tabi iken, HAGB kararı verilen suçlar itiraz merciine gönderilir. Bu durum, yargılama sürecinde dosyanın farklı merciler tarafından incelenmesi sonucunu doğurur. Hukuk sistemimiz, HAGB kararlarını kesin bir hüküm olarak görmediğinden, bu kararların denetimini daha hızlı ve pratik olan itiraz yoluyla gerçekleştirmektedir.
YARGITAY'IN KASTIN BELİRLENMESİ DENETİMİ
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, öldürmeye teşebbüs dosyalarında "kastın belirlenmesi" hususunu en sık bozma nedeni yapan mercidir. Yerel mahkemelerin, eylemin sadece hayati tehlikeye yol açmış olmasına dayanarak öldürmeye teşebbüsten hüküm kurmasını yeterli görmez. Kastın, öldürmeye yönelik olduğunun şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanması gerekir. Eğer kullanılan alet, hedef seçme imkanı ve darbelerin şiddeti yaralama kastına daha yakınsa, suçun "kasten yaralama" (veya nitelikli yaralama) olarak vasıflandırılması gerektiğini vurgular.
Kastın belirlenmesinde "yanılgıya düşülmesi", sanığın çok daha ağır bir ceza almasına veya tam tersi, hak ettiğinden az ceza almasına yol açabilir. Bu nedenle Yargıtay, olay tutanaklarını, tanık beyanlarını ve adli raporları bir bütün olarak yeniden değerlendirir. Özellikle taraflar arasındaki husumetin boyutu ve kavganın çıkış sebebi, failin o andaki psikolojisini ve kastını anlamada anahtar rol oynar. Adalet, sadece eylemin sonucuna değil, o eylemi var eden iradenin asıl gayesine bakılarak tesis edilir. Şüphenin bulunduğu her durumda, sanık lehine olan yaralama vasfının öncelikle değerlendirilmesi, ceza hukukunun "şüpheden sanık yararlanır" prensibinin doğal bir sonucudur.
Sonuç olarak; kasten öldürmeye teşebbüs ve kasten yaralama suçları arasındaki hukuki mücadele, kastın objektif delillerle ispatı mücadelesidir. Hedef alınan bölgenin hayatiyeti, aletin elverişliliği ve tahrik unsurları, ceza miktarının adil bir şekilde belirlenmesini sağlar. Yargıtay'ın kriterleri, failin niyetini gölgeden kurtarıp somut verilerle ortaya koyarken, haksız tahrik ve teşebbüs indirimleri ile de cezanın kişiselleştirilmesini sağlar. Hukuk, bir cana kast edenle, bir kavgada öfkesine yenik düşen arasındaki farkı bu ince terazilerle tartmaktadır.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Hayır. Hayati tehlike, yaralamanın nitelikli bir hali (TCK 87) de olabilir. Önemli olan sizin kastınızdır. Eğer hayati bir bölgeyi hedef almadıysanız ve öldürme niyetinizi gösteren başka deliller (tehdit, husumet vb.) yoksa eyleminiz kasten yaralama sayılabilir.
TCK 29'a göre haksız tahrik varsa cezada 1/4'ten 3/4'e kadar indirim yapılır. İndirim oranı, karşı tarafın yaptığı haksız hareketin (tahrikin) ağırlığına göre mahkemece takdir edilir.
Eylem tamamlanmış olsaydı müebbet hapis gerektiren bir suç ise, teşebbüs halinde ceza 9 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına düşer. Mağdurdaki zararın ağırlığına göre bu aralıkta bir ceza belirlenir.
Hukukta "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi gereği, ilk haksız hareketin kimden geldiği saptanamıyorsa, sanık lehine haksız tahrik hükümleri uygulanır ve cezada indirim yapılır.
HAGB kararları temyiz edilemez. Bu kararlara karşı tebliğden itibaren 7 gün içinde bir üst numaralı Ağır Ceza Mahkemesine "itiraz" dilekçesi verilmesi gerekir. İtiraz merciinin kararı kesindir.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.