REŞİT ÇOCUĞUN EĞİTİMİ VE YARDIM NAFAKASI
Aile Hukuku'nun temel felsefesi, aile bireyleri arasındaki ekonomik ve manevi dayanışmayı yasal güvence altına almaktır. Toplumumuzdaki genel (ve çoğu zaman hatalı) hukuki algı, anne veya babanın çocuğuna bakma, onun masraflarını karşılama ve ona nafaka ödeme yükümlülüğünün çocuğun "18 yaşını doldurması" (reşit olması) ile birlikte kendiliğinden, mutlak ve bıçak gibi kesilerek sona erdiği yönündedir. Ancak gelişen sosyo-ekonomik şartlar, uzayan eğitim süreleri, üniversite hayatının getirdiği ağır maliyetler ve genç işsizliği gibi faktörler, 18 yaşını dolduran bir gencin kendi ayakları üzerinde durmasını (ekonomik bağımsızlığını kazanmasını) neredeyse imkansız hale getirmiştir. Kanun koyucu bu sosyal gerçeği görerek, Türk Medeni Kanunu'na (TMK) çok kritik istisnai hükümler eklemiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun uyuşmazlığa konu olan ve aile mahkemelerine yön veren bu devrim niteliğindeki emsal kararı; 18 yaşını geçmiş, hatta iki yıllık bir meslek yüksekokulundan mezun olmuş ancak eğitimine dört yıllık bir fakültede devam eden bir gencin, yarı zamanlı veya geçici işlerde çalışarak "cüzi" (çok az) bir miktar para kazanmasının, babasının (veya annesinin) kendisine nafaka ödeme yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağını çok net bir biçimde ortaya koymaktadır. Karar, "yardım nafakası" ile "yoksulluğa düşme" kavramlarını salt matematiksel bir gelir-gider hesabı olmaktan çıkarıp, gencin eğitim hayatını tamamlaması ve geleceğini güvence altına alması temelinde sosyolojik bir vizyonla yorumlamaktadır.
ÇOCUĞUN REŞİT OLMASI VE İŞTİRAK NAFAKASI
Boşanma veya ayrılık davaları neticesinde velayeti kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım, eğitim ve korunma giderlerine kendi mali gücü oranında katılmak üzere ödediği nafakaya "İştirak Nafakası" adı verilir. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 328. maddesinin 1. fıkrası, anne ve babanın çocuğun bakım ve eğitim giderlerini karşılama yükümlülüğünün kural olarak "çocuğun ergin (reşit) olmasına kadar" devam edeceğini hükme bağlamıştır. Türkiye'de erginlik yaşı kural olarak 18 yaşın doldurulması ile başlar (TMK m. 11). Bir çocuk 18 yaşını doldurduğu gün, boşanma kararıyla hükmedilmiş olan iştirak nafakası, herhangi bir mahkeme kararına, iptal davasına veya ihtara gerek kalmaksızın, kanun gereği "kendiliğinden" sona erer. Ebeveynin icra dosyasına veya banka hesabına yatırdığı iştirak nafakası yasal olarak kesilir. Eğer 18 yaşına giren çocuk liseden mezun olmuş, bir işe girmiş ve kendi ekonomik hayatını kurabilecek duruma gelmişse hukuki olarak ebeveynin bakım borcu tamamen sonlanmıştır. Ancak günümüz şartlarında bir gencin 18 yaşında hayata tam anlamıyla atılması çoğu zaman mümkün olmadığından, yasa koyucu bu kurala hayati bir istisna getirmiştir.
EĞİTİMİ DEVAM EDEN ÇOCUĞUN KORUNMASI
TMK'nın 328. maddesinin 2. fıkrası, iştirak nafakasının kendiliğinden sona ermesi kuralının katı duvarlarını yıkan o önemli istisnayı içerir: "Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler." Bu kanun maddesi, ebeveynlere çocuğun 18 yaşını doldurmasından bağımsız olarak, çocuğun "öğrencilik statüsü" devam ettiği sürece ona destek olma görevi yükler. Lisede sınıfta kalıp 18 yaşını geçen öğrenci, üniversite sınavına hazırlanan (dershaneye giden) öğrenci, 4 yıllık üniversite kazanan öğrenci, hatta yüksek lisans yapan öğrenci, eğer kendi hayatını idame ettirecek bir gelirden yoksunsa, eğitimi bitene kadar anne ve babasından maddi destek isteme hakkına sahiptir. Ancak 18 yaşından sonra ödenecek bu destek, artık eski adıyla "iştirak nafakası" değildir. Velayet hakkı sona erdiği için anne (veya baba) çocuk adına dava açamaz; reşit olan çocuk, bizzat kendi adına (davacının kendisi olduğu) yeni bir dava açmak zorundadır. Bu yeni davada talep edilen nafakanın hukuki türü "Yardım Nafakası"dır.
YARDIM NAFAKASI KAVRAMI VE YASAL ŞARTLARI
Yardım nafakası, Türk Medeni Kanunu'nun 364. maddesinde (Nafaka Yükümlülüğü) düzenlenen, sadece çocuklarla ebeveynler arasında değil; altsoy, üstsoy ve kardeşler arasındaki geniş bir ailevi dayanışma kurumudur. Madde metni şöyledir: "Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyuna, altsoyuna ve kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür." Yetişkin bir gencin (eğitimi devam eden altsoyun), anne veya babasından yardım nafakası talep edebilmesi için mahkemede ispatlaması gereken bazı hukuki şartlar vardır. Öncelikle çocuk, yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek bir durumda (gerçek bir ihtiyaç içinde) olmalıdır. İkincisi, nafaka talep edilen ebeveynin (genellikle babanın) ekonomik gücü, kendi temel asgari geçimini tehlikeye atmadan (kendi yoksulluğa düşmeden) bu nafakayı ödemeye elverişli olmalıdır. Üçüncüsü, çocuğun kendi çabasıyla bu yoksulluğu yenme imkanı objektif olarak bulunmamalıdır (Örneğin öğrenci olduğu için tam zamanlı çalışamaması). Eğer bu şartlar oluşmuşsa, hakim hakkaniyete uygun bir yardım nafakası bağlamak zorundadır.
YOKSULLUĞA DÜŞME VE İHTİYAÇ KAVRAMI
Aile mahkemelerinde en çok tartışılan konu, reşit olmuş bir gencin "yoksulluğa düşme" kriterini taşıyıp taşımadığıdır. Yoksulluk kelimesi, sokakta kalmak veya açlık sınırında olmak şeklinde çok dar yorumlanamaz. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre yoksulluk; "bireyin barınma, beslenme, giyinme, ulaşım, sağlık ve eğitim gibi zorunlu insani ihtiyaçlarını karşılayacak düzenli ve yeterli bir gelire sahip olmaması" durumudur. Emsal davada, davacı genç iki yıllık bir ön lisans (meslek yüksekokulu) programından mezun olmuştur. Hukuken "meslek sahibi" sıfatını kazandığı için mahkemelerin bir kısmı "Senin artık bir mesleğin var, git çalış, babandan nafaka isteyemezsin" diyebilmektedir (Nitekim yerel mahkeme böyle demiştir). Ancak genç, bu bölümden mezun olmasına rağmen mesleğine uygun, düzenli ve yeterli maaşlı bir iş bulamamış; dahası eğitimini dört yıla (İktisat Fakültesine) tamamlamak için yeniden üniversiteye başlamıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, gencin eğitimini daha üst bir seviyeye taşıma (lisans tamamlama) iradesini saygıyla karşılamış ve bunun kişisel gelişim için zorunlu bir ihtiyaç olduğunu, dolayısıyla eğitim giderlerinin yoksulluk kriteri içinde değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
CÜZİ GELİRİN NAFAKAYA ENGEL OLMAMASI
Emsal kararın en can alıcı ve hukuk sistemine yön veren noktası "cüzi gelir" kavramıdır. Davacı genç, eğitimine devam ederken harçlığını çıkarmak için düğünlerde müzik aleti çalarak ara sıra (part-time / geçici) paralar kazanmaktadır. İlk derece mahkemesi bu durumu, gencin bir gelirinin olduğu ve yoksul olmadığı şeklinde (yanılgılı) değerlendirerek nafaka davasını reddetmiştir. Ancak Hukuk Genel Kurulu, modern ekonomik gerçekleri masaya yatırmıştır: Bir öğrencinin anlık, güvencesiz, sigortasız ve düşük miktarlı (cüzi) gelirler elde etmesi, onun yoksulluk durumunu ortadan kaldırmaz. Düğünde çalınan bir org veya gitarla kazanılan harçlık, bir üniversite öğrencisinin ev kirasını, faturalarını, okul harcını, kitap masraflarını ve beslenmesini karşılamaya yetecek "düzenli ve yeterli" bir gelir (örneğin asgari ücret) değildir. Kazanılan paranın sadece günlük küçük ihtiyaçları karşıladığı ve ana yaşam giderlerine yetmediği durumlarda, çocuğun hala "babasının yardımına ihtiyacı olduğu" kabul edilmelidir. Hukuk, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan, az da olsa para kazanmaya gayret eden, boş durmayan bir genci cezalandırmamalı (nafakasını kesmemeli), aksine onu eğitimini bitirmesi için desteklemelidir.
AİLE İÇİ DAYANIŞMA VE HAKKANİYET İLKESİ
TMK 364 bağlamındaki nafaka yükümlülüğü, salt ekonomik bir transfer değil, Türk aile yapısının temelindeki dayanışma duygusunun kanuna yansımasıdır. Kararda çok güzel ifade edildiği üzere: "Çocuğun okulunu bitirip, bir işe girmesi, çocuğun yararına olduğu gibi, babanın da yararına bulunmaktadır." Zira ebeveyn, bugün eğitim için katlandığı bu maliyetin sonucunda; gelecekte meslek sahibi, bağımsız, saygın ve kendi ayakları üzerinde duran (hatta yarın öbür gün baba yoksulluğa düşerse babasına bakabilecek) bir evlat yetiştirmiş olacaktır. Hakim, bu dengeyi kurarken "Hakkaniyet İlkesi"ni (TMK m. 4) kullanır. Yardım nafakası belirlenirken; babanın maaşı, sahip olduğu mallar, bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler (yeni eşi, diğer çocukları) terazinin bir kefesine konur. Diğer kefeye ise öğrenci çocuğun aldığı KYK bursları, düğünlerden kazandığı o cüzi gelir, okul harcı ve barınma giderleri konur. Hakim, babayı da sefalete sürüklemeyecek, çocuğu da eğitiminden mahrum bırakmayacak adil (hakkaniyete uygun) bir rakama hükmeder.
HUKUK GENEL KURULU İÇTİHAT ANALİZİ
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (YHGK), Yargıtay'ın en üst ve kararları en bağlayıcı mercilerinden biridir. YHGK'nın 2013/1627 Esas, 2015/1020 Karar sayılı bu ilamı, yerel mahkemelerin "çocuk 18 yaşını geçti, zaten meslek yüksekokulu da bitirdi, bir de harçlık kazanıyor, o zaman babası buna bakmak zorunda değil" şeklindeki yüzeysel ve sığ bakış açısını temelinden çürütmüştür. Karar, Medeni Kanun'un m. 328 ve 364 hükümlerini harmanlayarak, "eğitim" kavramının statik (iki yıllık okul bitti tamam) bir şey olmadığını, dikey geçiş (lisans tamamlama vb.) yoluyla devam eden eğitimin de korunması gerektiğini vurgulamıştır. Hukuk Genel Kurulu, yerel mahkemenin gencin kazandığı az miktardaki parayı "nafakaya ret sebebi" saymasını hukuka ve hakkaniyete açıkça aykırı bularak kararı bozmuş, "hakkaniyete uygun bir yardım nafakası bağlamak zorundasın" diyerek davayı (öğrenci genç lehine) kesin ve net bir biçimde sonuçlandırmıştır.
SONUÇ VE EBEVEYNLERİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ
Sonuç olarak; boşanma kararlarıyla kurulan iştirak nafakası sistemi, kural olarak çocuk 18 yaşını doldurduğunda kendiliğinden sona erse de, ebeveynlerin (anne ve babanın) çocuğa bakma ve onu destekleme yükümlülüğü tamamen ortadan kalkmaz. Şayet 18 yaşını (erginliği) geçmiş çocuğun lise, üniversite veya lisans tamamlama gibi eğitim süreçleri devam ediyorsa; çocuk, ebeveynlerine karşı TMK m. 364 (ve m. 328/2) uyarınca "Yardım Nafakası" davası açma hakkına sahiptir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun emsal kararında altı çizildiği gibi; yetişkin çocuğun meslek lisesi veya iki yıllık bir yüksekokul bitirmiş olması yahut yarı zamanlı (garsonluk, müzisyenlik, stajyerlik gibi) işlerde çalışarak cüzi (az) bir miktar gelir elde etmesi, onun yoksulluğunu ve babasının yardımına olan ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Elde edilen bu küçük meblağlar, artan eğitim ve barınma masraflarını karşılamaya yetmiyorsa, ekonomik durumu elverişli olan ebeveyn, çocuğunun eğitim hayatını tamamlayıp ayakları üzerinde durabilmesi adına ona hakkaniyete uygun bir nafaka ödemek zorundadır. Bu durum, hukukun hem aile içi dayanışmayı koruma amacının hem de gençlerin eğitim hakkına verdiği değerin bir tezahürüdür.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Evet, yasal olarak iştirak nafakası çocuk 18 yaşını doldurduğu gün (eğer mahkeme kararında aksi bir tarih yoksa) kendiliğinden sona erer. Sizin icra dosyasına veya bankaya ödemeyi kesmeniz için yeni bir dava açmanıza kural olarak gerek yoktur.
Evet, isteyebilir. TMK 328/2 ve 364 uyarınca eğitimi devam eden ve kendi geçimini sağlayamayan (yoksulluğa düşecek) ergin çocuk, bizzat kendisi (davacının annesi değil kendisi olması şartıyla) size karşı "Yardım Nafakası" davası açabilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına göre; çocuğun elde ettiği gelir sadece günlük küçük harçlıklarına yetiyor (cüzi bir miktar kalıyor) ve kira, okul taksidi, genel gıda gibi asıl masraflarını karşılamıyorsa, yoksulluk durumu ortadan kalkmamış sayılır ve size düşen oranda yardım nafakası ödemek zorunda kalırsınız.
Kural olarak eğitim bittiği anda TMK 328/2'deki "eğitim süresince" şartı sona erer. Ancak çocuk, mezun olmasına rağmen ciddi bir sağlık sorunu, engel veya başka bir mücbir sebeple çalışamıyor ve yoksulluğa düşüyorsa, sadece TMK 364 (soybağı yardımı) kapsamında genel şartlarla nafaka talep edebilir.
Hayır, açamaz. Çocuk 18 yaşını doldurduğu için velayet hakkı tamamen sona ermiştir. Ergin (reşit) bir birey adına anne veya baba dava açamaz. Yardım nafakası davasını, üniversitede okuyan yetişkin çocuğun bizzat kendi adına (veya kendi vekalet verdiği avukatı aracılığıyla) açması hukuki bir zorunluluktur.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir