avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Şişman Hukuk Bürosu Emsal Kararlar

ŞİKAYETTEN VAZGEÇMENİN HUKUKİ SONUÇLARI VE KABUL

Ceza muhakemesi hukuku, suç oluşturan fiillerin soruşturulması ve kovuşturulması sürecinde devletin cezalandırma yetkisini kullanırken, bireylerin hak ve özgürlüklerini koruma amacı güden kurallar bütünüdür. Bu süreçte bazı suç tipleri, toplumsal ve bireysel menfaat dengeleri gözetilerek devlet tarafından doğrudan (resen) takip edilmeyip, mağdurun iradesine, yani şikayetine bağlı tutulmuştur. Şikayete bağlı suçlar, ceza hukuku dogmatiğinde kamu davasının açılması ve yürütülebilmesi için zorunlu olan birer "yargılama (kovuşturma) koşulu" olarak kabul edilir. Ancak, mağdurun soruşturma veya kovuşturma evrelerinde şikayetinden vazgeçmesi durumunda, davanın akıbeti sadece mağdurun tek taraflı iradesine bırakılamaz. Türk Ceza Kanunu’nun 73/6. maddesi uyarınca, şikayetten vazgeçme, kovuşturma aşamasında sanığın kabulüne bağlıdır. Peki, sanık şikayetten vazgeçmeyi kabul etmezse ve beraat ederek aklanmak istediğini beyan ederse yargılamaya nasıl devam edilmelidir? Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin bu makaleye konu olan emsal kararı, ceza muhakemesinde evrelerin birbirini takip etmesi ve tamamlanmış evreden geriye dönülmezlik ilkeleri çerçevesinde bu sorunu netleştirmektedir. Karar uyarınca; şikayet bir cezalandırılma koşulu değil, kovuşturma koşuludur. Sanık vazgeçmeyi kabul etmediği takdirde şikayet koşulu hukuken gerçekleşmiş sayılır. Bu aşamadan sonra mahkeme, davayı düşüremez; aksine yargılamaya devam ederek maddi gerçeği ortaya çıkarmalı ve sanık hakkında (suç sabitse) mahkumiyet kararı vermelidir.

Uygulamada takibi şikayete bağlı olan hakaret, basit yaralama veya mala zarar verme gibi suçlarda, mağdurlar yargılama sürecinin uzaması, tarafların uzlaşması veya baskılar sebebiyle duruşma aşamasında şikayetlerinden vazgeçtiklerini (şikayeti geri çektiklerini) beyan etmektedirler. İlk derece mahkemeleri, bu vazgeçme beyanı üzerine doğrudan davanın düşmesine karar verme eğiliminde olabilmektedir. Oysa ceza muhakemesi kuralları, sanığa yöneltilen suçlamadan yargılanarak beraat etme, yani toplum nezdinde ve adli sicil kaydında tamamen aklanma hakkını tanımıştır. Sanık, "Ben bu suçu işlemedim, şikayetten vazgeçme yoluyla davanın düşmesini değil, suçsuzluğumun mahkeme kararıyla tescil edilmesini ve beraatimi istiyorum" diyerek vazgeçmeyi reddedebilir. Sanığın vazgeçmeyi kabul etmemesi, şikayet dilekçesinin geçerliliğini korumasını sağlar. Bu aşamadan sonra davanın düşürülmesi, ceza muhakemesinin geriye dönülmezlik ilkesine aykırıdır; çünkü yargılama şartı zaten gerçekleşmiş ve kovuşturma aşamasına geçilmiştir. Yargıtay’ın bu kararı, hem sanığın aklanma hakkını korumakta hem de ceza usul hukukunun aşamalı, disiplinli yapısını güvence altına almaktadır.

CEZA HUKUKUNDA ŞİKAYET KAVRAMININ NİTELİĞİ

Şikayet, takibi şikayete bağlı bir suçtan zarar gören kişinin, yetkili makamlara başvurarak failin cezalandırılmasını isteme yönündeki irade beyanıdır. Şikayet hakkı, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olup, kural olarak hak sahibi tarafından bizzat veya özel yetkili vekil aracılığıyla kullanılır. Türk Ceza Kanunu’nun 73. maddesi uyarınca şikayet süresi, hak sahibinin fiili ve failin kim olduğunu öğrendiği tarihten itibaren altı aydır.

Ceza hukuku doktrininde ve Yargıtay içtihatlarında oybirliğiyle kabul edildiği üzere, şikayet bir "cezalandırılma koşulu" değil, "kovuşturma (yargılama) koşulu"dur. Cezalandırılma koşulları, suçun unsurları olmamakla birlikte, failin cezalandırılması için varlığı aranan şahsi sebeplerdir (Örneğin, şahsi cezasızlık sebepleri). Kovuşturma koşulu ise, devletin suç oluşturan eylem hakkında ceza muhakemesi işlemlerini başlatabilmesi ve yürütebilmesi için varlığı zorunlu olan usuli şarttır. Şikayetin yokluğu veya süresinde yapılmaması durumunda kamu davası açılması veya devam ettirilmesi hukuken imkansızdır.

ŞİKAYETTEN VAZGEÇME VE SANIK KABULÜ

Şikayetten vazgeçme (şikayeti geri alma), mağdurun daha önce yetkili makamlara sunduğu cezalandırma talebini geri çekmesidir. Vazgeçme, hüküm kesinleşinceye kadar her aşamada yapılabilir. Soruşturma aşamasında şikayetten vazgeçme doğrudan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (takipsizlik) verilmesini gerektirir. Ancak kamu davası açıldıktan sonra, yani kovuşturma evresinde şikayetten vazgeçmenin sonuçları farklı bir yasal rejime tabi tutulmuştur.

Türk Ceza Kanunu’nun 73. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca: "Kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez." Bu emredici hüküm, vazgeçmenin hüküm ve sonuç doğurabilmesini sanığın kabulüne bağlamıştır. Kanun koyucu bu kuralla, asılsız veya iftira niteliğindeki suçlamalara maruz kalan sanığı korumayı amaçlamıştır. Sanık, şikayetten vazgeçmeyi kabul etmek zorunda değildir. Sanığın vazgeçmeyi reddetmesi halinde, şikayet koşulu en başından itibaren eksiksiz olarak gerçekleşmiş sayılır ve mahkemenin önündeki usuli engel tamamen ortadan kalkar.

GERİYE DÖNÜLMEZLİK İLKESİNİN USULİ ETKİLERİ

Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ve usul hukuku ilkeleri, yargılama sürecinin belirli aşamalardan ve evrelerden geçerek nihai karara ulaşmasını öngörür. Bu süreçte geçerli olan en temel prensiplerden biri "evrelerin birbirini takip etmesi" ve buna bağlı olarak gelişen "tamamlanmış evreden geriye dönülmezlik" ilkesidir. Bu ilkeye göre, yargılamanın bir aşamasında hukuka uygun olarak gerçekleşen ve tamamlanan bir usuli işlem veya şart, sonraki aşamalarda yok sayarak geçmişe etkili olarak ortadan kaldırılamaz.

Emsal kararda çok net ifade edildiği üzere; "tamamlanmış evreden geriye dönülmezlik ilkesi gereği yargılama şartı gerçekleştirdikten sonra hüküm aşamasında buradan dönülerek yargılama şartı bulunmadığından söz edilemez." Dava açılmış, sanık vazgeçmeyi kabul etmemiş ve böylece şikayet şartı hukuken kesin olarak gerçekleşmiştir. Yargılama bu şekilde ilerleyip hüküm aşamasına geldikten sonra, sanki şikayet şartı hiç gerçekleşmemiş gibi geriye dönülerek davanın düşürülmesi ceza usul mantığına aykırıdır. Hukuk düzeni, usuli aşamaların ciddiyetini ve kesinliğini korumakla mükelleftir.

TAKİBİ ŞİKAYETE BAĞLI SUÇLARIN RASYONELİ

Yasa koyucunun bazı suçları takibi şikayete bağlı tutmasının arkasında yatan rasyonel (hukuki ve sosyal gerekçeler) son derece belirgindir. Bu gerekçeler Yargıtay kararında şu şekilde sıralanmıştır: Sanığın yargılama sürecinin dışına çıkarılmasının tercih edilmesi, yargılama sürecine başvurulmadan suç ile uyuşmazlığın giderilmesi, yargılama ekonomisi ve sanığın yargılama sürecinde hukuki durumundaki belirsizliğin giderilmesidir.

Şikayete bağlılık, mağdura kendi onurunu ve huzurunu koruma imkanı tanırken, sanığa da mahkeme salonlarında yıpranmadan uyuşmazlığı barışçıl yollarla (uzlaşma, şikayet geri çekme) çözme şansı sunar. Ancak, davanın tüm aşamaları geçilip hüküm aşamasına gelindikten ve sanık bizzat vazgeçmeyi reddettikten sonra, şikayete bağlı tutulmanın öngördüğü bu faydaların tamamı fiilen ortadan kalkmıştır. Sanık zaten yargılama sürecinin içine çekilmiş, duruşmalara katılmış, hukuki belirsizliği yaşamış ve beraat etmek için yargılamanın esastan bitirilmesini seçmiştir. Bu saatten sonra davanın düşürülmesinde ne yargılama ekonomisi ne de sanık yararı kalmıştır.

SANIK KABULÜNÜN YARGILAMA ŞARTINA ETKİSİ

Sanığın şikayetten vazgeçmeyi kabul etmemesi beyanı, bozucu veya engelleyici bir usul işlemi değil; aksine mevcut yargılama şartını sabitleyen ve davanın esastan görülmesini emreden kurucu bir usul işlemidir. Sanık bu beyanıyla, mahkemeye "Davanın usuli nedenlerle (düşme kararıyla) kapatılmasına izin vermiyorum; benim suçlu olup olmadığımı esastan incele ve karar ver" talimatı vermiş olur.

Sanığın bu reddi neticesinde, şikayetten vazgeçme beyanı hukuken "yok hükmünde" kalır. Şikayet en başta yapıldığı haliyle geçerli ve aktif bir yargılama şartı olarak varlığını sürdürür. Mahkeme, bu aşamadan sonra şikayetten vazgeçme fiilini hiç gerçekleşmemiş gibi kabul ederek, ceza yargılamasının maddi gerçeğe ulaşma amacı doğrultusunda delilleri toplamalı, tartışmalı ve esasa müteallik bir karar vermelidir. Sanık kabulünün bu güçlü etkisi, ceza yargılamasındaki irade serbestisinin ve adil yargılanma hakkının en önemli yansımalarından biridir.

HÜKÜM AŞAMASINDA KOVUŞTURMA KOŞULU DENETİMİ

Mahkeme, yargılamanın her aşamasında olduğu gibi hüküm anında da kovuşturma koşullarının varlığını denetlemek zorundadır. Ancak bu denetim, usul kurallarına uygun olarak yapılmalıdır. Eğer sanık vazgeçmeyi kabul etmemişse, hüküm aşamasında "şikayet hakkının bulunmadığı" veya "şikayet şartının gerçekleşmediği" yönünde bir sonuca varılamaz.

Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin kararında belirtildiği üzere, sanık vazgeçmeyi kabul etmeyip hüküm aşamasına gelen bir yargılamada, mahkemenin yapması gereken iş toplanan delillere göre sanığın hukuki durumunu tayin etmektir. Şayet yapılan yargılama ve toplanan deliller sonucunda sanığın suçu işlediği şüpheye yer bırakmayacak biçimde sabit görülürse, mahkemece sanığın mahkumiyetine karar verilmesi hukuka tamamen uygundur. Sanık, aklanmak amacıyla yargılamanın esastan yürütülmesini göze alarak vazgeçmeyi reddetmiş ve bu riskin sonuçlarına katlanmayı seçmiştir. Maddi gerçeğin sanığın mahkumiyetini gerektirdiği durumlarda, sırf şikayetten vazgeçme beyanı oldu diye (sanık bunu reddetmişken) mahkumiyetten kaçınılamaz.

TÜRK CEZA KANUNU 73 VE CMK HÜKÜMLERİ

Ceza muhakemesinde şikayet ve vazgeçme müesseseleri, maddi ceza hukuku ile usul hukukunun iç içe geçtiği alanlardır. İlgili yasal düzenlemeler şu şekilde tanzim edilmiştir:

TCK Madde 73/6 -
"Kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez."

CMK Madde 223/8 -
"Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı veya soruşturma ya da kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şikayete bağlı yetkili kimsenin şikayetten vazgeçmesi halinde, sanığın rızası varsa düşme kararı verilir."

Bu yasal mevzuat hükümleri, Yargıtay’ın geriye dönülmezlik ve sanık kabulü yönündeki içtihatlarının yasal ve sarsılmaz temelini oluşturmaktadır. Kanun koyucu, sanığın rızasını düşme kararının ön koşulu yaparak konuyu tartışmasız şekilde çözmüştür.

CMK VE İSPAT HUKUKU İLİŞKİLERİ

Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) çerçevesinde yürütülecek hakaret davası gibi şikayete bağlı yargılamalarda, ispat hukuku kuralları maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla serbest delil ve vicdani kanaat ilkelerine dayanır. Sanığın vazgeçmeyi reddederek davanın esastan yürütülmesini istemesi, mahkemenin delilleri çok daha titiz bir şekilde inceleme yükümlülüğünü doğurur.

İspat sürecinde tanık beyanları, ses kayıtları, sosyal medya ekran görüntüleri veya mesaj dökümleri HMK usullerinden farklı olarak CMK'nın serbest ispat kuralları uyarınca değerlendirilir. Sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi için, suçun işlendiğine dair her türlü şüphenin bertaraf edilmiş olması şarttır. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince, eğer deliller sanığın suçluluğunu kanıtlamaya yetmiyorsa, sanık vazgeçmeyi kabul etmemiş olsa dahi mahkeme düşme kararı değil, beraat kararı vermek zorundadır. Ancak, suçun işlendiği kesin delillerle sabitlenmişse, sanığın aklanma iddiası boşa çıkmış olur ve mahkeme TCK hükümleri çerçevesinde mahkumiyet hükmünü kurar. Dolayısıyla ispat denetimi, sanığın risk aldığı bu usuli sürecin en adil sonucunu belirler.

HUKUKİ YORUMLAR VE EMSAL DEĞERLENDİRME

Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin bu emsal kararı, ceza usul hukukunun teorik derinliğini ve pratik işlevselliğini gösteren mükemmel bir içtihattır. Karar, yerel mahkemelerin iş yükünü azaltmak amacıyla sanık haklarını ihlal ederek alelacele düşme kararları vermesinin önüne set çekmiştir.

Sonuç olarak; şikayet bir kovuşturma koşulu olup, bu koşul davanın açılmasıyla gerçekleşmiştir. Kovuşturma aşamasında müştekinin şikayetten vazgeçmesi, onu kabul etmeyen sanığı etkilemez. Sanığın reddiyle birlikte vazgeçme hükümsüz kalır ve şikayet şartı varlığını korur. Ceza muhakemesindeki evrelerin geriye dönülmezliği ilkesi gereğince, bu aşamadan sonra davanın düşürülmesi hukuken imkansızdır. Mahkemenin maddi gerçeği araştırarak ulaştığı delillere göre sanık hakkında mahkumiyet kararı vermesi yasalara ve usul hukukuna tamamen uygundur. Yargıtay’ın bu onama kararı, ceza adaletinin ve adil yargılanma hakkının tam anlamıyla tecelli etmesini sağlayarak içtihat dünyasına çok büyük bir katkı sunmuştur.

SORU – CEVAP BÖLÜMÜ

1. Mahkemede şikayetçi şikayetinden vazgeçti ama ben kabul etmedim. Ne olur?

Şikayetten vazgeçmeyi kabul etmediğiniz takdirde, vazgeçme beyanı hukuken geçersiz kalır. Mahkeme davanın düşmesine karar veremez; yargılamaya devam ederek suçsuzluğunuzu veya suçluluğunuzu esastan incelemek ve delillere göre beraat ya da mahkumiyet kararı vermek zorundadır.

2. Sanık neden şikayetten vazgeçmeyi kabul etmez?

Sanık, kendisinin tamamen suçsuz olduğunu düşünüyor ve davanın "şikayetten vazgeçme nedeniyle düşmesi" yerine mahkeme kararıyla "beraat ederek" tamamen aklanmak istiyor olabilir. Düşme kararı adli sicilde beraat gibi kesin bir suçsuzluk tescili sağlamaz.

3. Şikayetten vazgeçmeyi kabul etmedikten sonra mahkum olursam bu karar hukuka uygun mudur?

Evet, uygundur. Yargıtay emsal kararına göre, vazgeçmeyi kabul etmeyerek davanın esastan yürütülmesini seçtiğinizde, mahkeme delilleri değerlendirir. Eğer suçun sabit olduğu anlaşılırsa hakkınızda mahkumiyet kararı verilmesi hukuka tamamen uygundur.

4. Soruşturma (savcılık) aşamasında şikayetten vazgeçilirse sanığın onayına gerek var mıdır?

Hayır, yoktur. TCK m. 73/6 uyarınca sanığın kabulü şartı sadece "kovuşturma" (mahkeme) aşamasındaki vazgeçmeler için geçerlidir. Savcılık aşamasında müşteki şikayetten vazgeçerse dosya doğrudan takipsizlik kararıyla kapatılır.

5. Hüküm kesinleştikten sonra şikayetten vazgeçilirse ne olur?

Takibi şikayete bağlı suçlarda, hüküm kesinleştikten sonra şikayetten vazgeçilirse, cezanın infazı durdurulur ve ceza tüm kanuni sonuçlarıyla birlikte ortadan kalkar. Ancak hüküm kesinleşene kadar vazgeçmenin sonuç doğurması sanığın kabulüne bağlıdır.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.

YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ İÇTİHAT METNİ
Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2018/6021 E., 2018/13813 K. "Şikayet uygulama ve öğreti de kabul edildiği gibi bir kovuşturma koşulu olup, cezalandırılma koşulu değildir. Şikayetten vazgeçme halinde kovuşturma aşamasında hüküm ve sonuç doğurması sanığın kabulüne bağlıdır. Sanığın, vazgeçmeyi kabul etmemesi halinde artık şikayet koşulu gerçekleşmiştir. Ceza Muhakemesinde evrelerin birbirini takip etmesi yani tamamlanmış evreden geriye dönülmezlik ilkesi gereği yargılama şartı gerçekleştirdikten sonra hüküm aşamasında buradan dönülerek yargılama şartı bulunmadığından söz edilemez. Bazı suçların takibinin şikayete bağlı tutulma nedeni, sanığın yargılama sürecinin dışına çıkarılmasının tercih edilmesi, yargılama sürecine başvurulmadan suç ile uyuşmazlığın giderilmesi, yargılama ekonomisi ve sanığın yargılama sürecinde hukuki durumundaki belirsizliğin giderilmesidir. Sanık, vazgeçmeyi kabul etmeyip hüküm aşamasına gelen bir yargılamada tüm bu yararlar ortadan kalkmıştır. Bu nedenle sanığın oluşan sonuca göre mahkumiyetine karar verilmesi hukuka uygundur. Yukarıda açıklanan nedenlerle, sanık hakkında hakaret suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün Dairemizce onanmasında isabetsizlik görülmediğinden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazının reddine karar vermek gerekmiştir."