avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Şişman Hukuk Bürosu Emsal Kararlar

SİYASİ ELEŞTİRİ VE KİŞİLİK HAKLARI

Demokratik bir toplumun en temel yapı taşlarından biri, şüphesiz ki düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti ile bu hürriyetin doğal bir uzantısı olan basın özgürlüğüdür. Bireylerin ve kitle iletişim araçlarının, toplumu ilgilendiren her türlü olay, fikir ve eylemi serbestçe tartışabilmesi, eleştirebilmesi ve denetleyebilmesi çoğulcu demokrasinin vazgeçilmez unsurudur. Ancak ifade özgürlüğü mutlak ve sınırsız bir hak olmayıp, bireylerin onur, şeref ve haysiyetini koruyan "kişilik hakları" ile sürekli bir çatışma halindedir. Hukuk düzeninin buradaki en hassas görevi, bu iki anayasal değer arasındaki dengeyi adil ve dengeli bir biçimde kurmaktır. Ceza hukuku ve tazminat hukuku uygulamasında bu denge aranırken, eleştiriye konu olan kişinin kimliği ve toplumdaki rolü belirleyici bir kriter olarak karşımıza çıkmaktadır. Yargıtay'ın yerleşik kararlarında ve uluslararası insan hakları metinlerinde kabul gören evrensel bir ilke uyarınca, siyasetçiler ve kamuoyuna mal olmuş kişilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırları, sıradan vatandaşlara kıyasla çok daha geniş tutulmuştur. Siyaset yapmayı ve kamu yararını ilgilendiren kararlar almayı bilerek tercih eden bireyler, toplumsal merceğin altına girmeyi de kabul etmiş sayılırlar. Bu nedenle, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin kararlarında da teyit edildiği üzere, siyasetçilerin kendilerine yöneltilen sert, sarsıcı ve rahatsız edici siyasi eleştirilere karşı daha geniş bir hoşgörü gösterme yükümlülüğü bulunmaktadır.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN ANAYASAL VE ULUSLARARASI BOYUTU

Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 26. maddesinde güvence altına alınmış olup, herkesin düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama hakkına sahip olduğunu belirtir. Aynı şekilde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 10. maddesi de ifade özgürlüğünü koruma altına almıştır. İfade özgürlüğü, yalnızca toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz bulunan "bilgi" ve "fikirler" için değil; aynı zamanda devleti veya toplumun bir bölümünü inciten, şoke eden, rahatsız eden fikirler için de geçerlidir. Demokratik çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereği budur. Basın özgürlüğü ise bu hakkın kamuoyuna ulaştırılmasındaki en önemli araçtır. Basın, kamuoyunun "bekçi köpeği" (watchdog) rolünü üstlenerek toplumsal aksaklıkları, siyasi kararları ve kamusal figürlerin eylemlerini sorgular. Bu sorgulamanın ve eleştirinin engellenmesi, demokratik damarların tıkanması anlamına gelecektir. Bu nedenle, eleştirinin sınırları çizilirken ifade özgürlüğünün bu kurucu niteliği daima göz önünde bulundurulmalıdır.

KAMUOYUNA MAL OLMUŞ KİŞİ (PUBLIC FIGURE) DOKTRİNİ

Hukuk literatüründe ve yargı kararlarında sıkça atıfta bulunulan "Kamuoyuna mal olmuş kişi" (public figure) doktrini, eleştiri sınırlarının genişliğini açıklayan en temel teoridir. Bu doktrine göre, toplumda tanınan, kararlarıyla kitleleri etkileyen, kamusal kaynakları yöneten veya popülaritesi yüksek olan bireyler, özel kişilerden farklı hukuki standartlara tabidir. Siyasetçiler, bu grubun en belirgin temsilcileridir. Bir siyasetçi, kendi iradesiyle kamu sahnesine çıkmayı, toplumsal uyuşmazlıkların odağında yer almayı ve halkın oylarına talip olmayı tercih etmiştir. Bu tercih, onların sadece profesyonel yaşamlarını değil, kamuyu ilgilendirdiği ölçüde özel yaşamlarının bazı yönlerini ve tüm söylemlerini de yakın denetime açar. Gazetecilerin, rakip siyasetçilerin ve sıradan vatandaşların kamusal figürleri mercek altına alması, onların eylemlerini sert sözlerle eleştirmesi demokrasinin doğal bir çıktısıdır. Dolayısıyla, kamuoyuna mal olmuş kişilerin, sıradan bir vatandaşın kişilik hakları korumasından aynı hassasiyetle yararlanmayı beklemeleri, üstlendikleri toplumsal rolle çelişmektedir.

SİYASETÇİLERİN HOŞGÖRÜ GÖSTERME YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin emsal kararında da açıkça belirtildiği üzere, siyasetçilerin kendilerine getirilen basın ve halk eleştirilerine karşı "daha geniş bir hoşgörü" (tolerance) göstermeleri yasal ve demokratik bir zorunluluktur. Hoşgörü gösterme yükümlülüğü, siyasetçinin her türlü sert eleştiriyi, politik muhalefeti ve hatta bazen tek taraflı ithamları dahi sineye çekmesi gerektiği anlamına gelir. Elbette bu durum, siyasetçilerin tamamen korumasız olduğu ve kendilerine yönelik her türlü hakarete veya asılsız iftiraya katlanmak zorunda oldukları anlamına gelmez. Ancak eleştirinin üslubu sert, iğneleyici, sarsıcı veya rahatsız edici olsa bile, eğer kamusal bir tartışmaya katkı sunuyorsa ve doğrudan doğruya kişinin siyasi eylemleriyle ilgiliyse, kişilik haklarına saldırı olarak nitelendirilemez. Siyasetçiler, ellerindeki geniş kamusal güç, medya erişimi ve cevap verme olanakları sayesinde kendilerini savunma konusunda özel kişilere kıyasla çok daha avantajlı konumdadırlar. Bu nedenle, hukuki yollara (özellikle manevi tazminat davalarına) başvurmadan önce, kamusal tartışma platformlarında kendilerini ifade etme yolunu seçmelidirler.

ELEŞTİRİ İLE HAKARET ARASINDAKİ İNCE SINIR

Hukuk uygulamasında mahkemelerin en çok üzerinde durduğu husus, eleştiri hakkının kullanımı ile hakaret suçu ve kişilik haklarına saldırı arasındaki sınırın belirlenmesidir. Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinde düzenlenen hakaret suçu, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek ya da sövmek suretiyle işlenir. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında vurgulandığı üzere, "değer yargısı" niteliğindeki ifadeler ile "somut olgu isnadı" arasında ayrım yapılmalıdır. Siyasi eleştiriler genellikle birer değer yargısıdır ve değer yargılarının doğruluğunu kanıtlamak mümkün değildir. Örneğin bir siyasetçinin politikasını "beceriksizce", "basiretsizce" veya "halkı aldatmaya yönelik" olarak tanımlamak sert birer değer yargısıdır ve eleştiri sınırları içinde kalır. Ancak siyasetçinin şahsına yönelik ağır hakaretler, küfürler veya doğrudan suça yönelen asılsız iftiralar eleştiri olarak kabul edilemez. Sınır çizilirken; ifadenin söylendiği bağlam, kamusal tartışmanın niteliği, ifadenin hedef alınan siyasetçinin kamusal görevine mi yoksa tamamen özel hayatına mı yönelik olduğu unsurları değerlendirilir.

YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ KARARININ HUKUKİ YORUMU

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2014/9694 Esas ve 2014/14179 Karar sayılı ilamı, eleştiri sınırlarının genişletilmesi ilkesinin Türk yargısındaki en net ve sarsılmaz yansımalarından biridir. Yargıtay bu kararında, siyasetçilere yönelik eleştirilerin sınırının özel kişilere göre çok daha geniş olduğunu "tüm hukuk sistemlerinde yerleşmiş bir ilke" olarak tanımlamıştır. Kararın gerekçesinde, siyasetçilerin kamuoyuna mal olmuş kişiler olmayı bilerek ve isteyerek tercih ettiklerini, bu nedenle diğer siyasetçilerin, basının ve halkın yakın denetimine açık olduklarını vurgulamıştır. Dolayısıyla, bu denetim ve eleştiri ortamının doğal bir sonucu olarak siyasetçilerin basının eleştirilerine daha geniş bir hoşgörü göstermek zorunda oldukları hükme bağlanmıştır. Bu karar, siyasetçiler tarafından gazetecilere veya muhaliflere karşı açılan haksız manevi tazminat davalarının reddedilmesi gerektiğine dair yerel mahkemelere verilmiş çok güçlü bir hukuki talimattır. Karar, basın özgürlüğünün korunması ve kamusal tartışmaların cezalandırma tehdidi altında boğulmaması adına büyük bir kazanımdır.

MANEVİ TAZMİNAT DAVALARINDA ELEŞTİRİ İSTİSNASI

Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi (eski BK 49) uyarınca, kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören kimse, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Siyasetçiler de sıklıkla kendilerine yönelik basın haberleri veya açıklamalar nedeniyle manevi tazminat davaları açmaktadırlar. Ancak tazminat hukukunda "hukuka uygunluk nedenleri" mevcutsa, kişilik haklarına müdahale olsa dahi tazminata hükmedilemez. İfade ve basın özgürlüğü, haber verme hakkı ve eleştiri hakkının kullanılması en temel hukuka uygunluk nedenleridir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin kararı ışığında, dava konusu edilen ifadenin siyasi eleştiri sınırları içinde kaldığının tespiti halinde, davanın esastan reddine karar verilir. Mahkeme, ifadenin sertliğinden veya rahatsız ediciliğinden ziyade, kamusal yarar barındırıp barındırmadığına odaklanır. Siyasetçilerin açtığı manevi tazminat davalarında bu ilkelerin titizlikle uygulanması, basının ve bireylerin otosansür (kendini sınırlama) mekanizması geliştirmesinin önüne geçer ve ifade özgürlüğünü fiilen korur.

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ (AİHM) YAKLAŞIMI VE UYUM

Yargıtay’ın bu emsal kararında benimsediği yaklaşım, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) yerleşik içtihatlarıyla tamamen uyumludur. AİHM, özellikle ünlü "Lingens - Avusturya" kararından bu yana, siyasetçilerin ve hükümetlerin eleştirilmesinde sınırların özel şahıslara göre çok daha geniş olduğunu tutarlı bir şekilde savunmaktadır. AİHM'e göre, siyasetçilerin eylemleri ve sözleri halk tarafından denetlenmeli ve en sert şekilde eleştirilebilmelidir. AİHM kararlarında sıklıkla vurgulandığı üzere, demokratik toplumun temeli olan siyasi tartışma özgürlüğü, siyasetçilerin hoşgörü eşiğini çok yüksek tutmasını gerektirir. Siyasetçilerin şeref ve itibarlarının korunması elbette bir meşru amaçtır; ancak bu koruma, kamusal çıkarları ilgilendiren konuların serbestçe tartışılmasını engelleyecek veya basını cezalandıracak şekilde yorumlanamaz. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin bu içtihadı, uluslararası insan hakları standartlarının iç hukukumuza entegre edilmesinde ve anayasal hakların pratikte karşılık bulmasında çok önemli bir kilometre taşıdır.

SORU – CEVAP BÖLÜMÜ

1. Siyasetçilere yönelik eleştirilerin sınırı neden daha geniştir?

Siyasetçiler, kamusal görev üstlenmeyi ve halkın gözü önünde bulunmayı bilerek tercih ettikleri için eylemleri, kararları ve söylemleri basının ve kamuoyunun yakın denetimine tabidir. Bu nedenle daha geniş eleştirilere katlanmak zorundadırlar.

2. Bir siyasetçiye hakaret etmek serbest midir?

Hayır, siyasetçilere yönelik eleştiri sınırlarının geniş olması onlara hakaret, küfür veya asılsız iftiralarda bulunma hakkı vermez. Eleştirinin kamusal tartışma kapsamında ve politik eylemlere yönelik olması gerekir.

3. Siyasetçilerin açtığı manevi tazminat davaları nasıl sonuçlanır?

Eğer dava konusu edilen ifadeler, siyasetçinin kamusal görevine, kararlarına veya politik söylemlerine yönelik sert değer yargıları (eleştiri) içeriyorsa, Yargıtay içtihatları gereği dava hukuka uygunluk nedeniyle reddedilir.

4. Basın özgürlüğü siyasetçilerin kişilik haklarından üstün müdür?

Hukukta haklar arasında mutlak bir üstünlük hiyerarşisi yoktur. Ancak kamusal yararın bulunduğu siyasi tartışmalarda, toplumun bilgi edinme hakkı ve basının eleştiri hakkı, siyasetçinin hoşgörü göstermesi gereken sınırlar ölçüsünde öncelik kazanır.

5. Siyasetçilerin özel hayatına yönelik eleştiriler de bu kapsamda mıdır?

Siyasetçilerin özel hayatına yönelik eleştiriler, sadece kamuyu doğrudan ilgilendiren yönleriyle (örneğin görevini kötüye kullanma veya etik dışı kamusal ilişkiler) eleştiri konusu yapılabilir. Sırf özel hayatı ilgilendiren ve kamusal yarar taşımayan saldırılar koruma altında değildir.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.

YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ İÇTİHAT METNİ
"Siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu tüm hukuk sistemlerinde yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, diğer siyasetçilerin, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişiler haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir. Siyasetçiler bu nedenle basın ve gazeteciler tarafından getirilen eleştirilere daha geniş bir hoşgörü göstermek zorundadırlar." Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2014/9694 E., 2014/14179 K.