SÖZLÜ NAFAKA TALEBİ VE TUTANAK
Boşanma davalarında tarafların en çok uyuşmazlığa düştüğü konuların başında, yoksulluk nafakası gibi mali yardımların hangi usul ve şartlarla talep edilebileceği meselesi gelir. Hukuk yargılamalarında egemen olan en temel ilkelerden biri "taleple bağlılık ilkesi" (HMK m. 26) olup, hâkimin tarafların talebi olmaksızın kendiliğinden bir hakka veya alacağa hükmetmesi yasal olarak yasaklanmıştır. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 175. maddesinde düzenlenen yoksulluk nafakası da bu kurala sıkı sıkıya bağlıdır; yani boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan masum veya daha az kusurlu eş lehine yoksulluk nafakası verilebilmesi için mutlak surette eşin bu konuda bir "talebinin" bulunması şarttır. Ancak bu talebin şekli, uygulamada mahkemeler ve hukukçular arasında çok ciddi tartışmalara yol açmıştır. Bazı alt derece mahkemeleri, davacının veya davalının nafaka talebini mutlaka "yazılı bir dilekçeyle" ve kanundaki birebir "yoksulluk nafakası" ifadesini kullanarak yapması gerektiğini, aksi takdirde nafaka verilemeyeceğini savunmuştur. Oysa Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) adli usul tarihindeki bu muazzam emsal kararı; yoksulluk nafakası talebinin yazılı olabileceği gibi "sözlü" olarak da yapılabileceğini, duruşma esnasında sözlü olarak dile getirilen ve duruşma zaptına (tutanaklara) geçirilen "nafaka talep ediyorum" şeklindeki beyanların, yoksulluk nafakası takdir edilebilmesi için usul ve yasaya tamamen uygun, geçerli bir talep olduğunu tescil etmiştir.
Usul hukuku kuralları, vatandaşların hak arama hürriyetlerini kısıtlayıcı veya aşırı şekilci bir biçimde yorumlanmamalıdır. Duruşma esnasında, hâkimin huzurunda bizzat söz alan ve "Ben boşanmak istiyorum, ayrıca aylık nafaka talep ediyorum" diyen bir eşin bu irade beyanı, hukuki bir gerçektir ve mahkeme kâtibi tarafından duruşma tutanağına yazıldığı an resmi bir senet niteliği kazanır. Eşin bu sözlü talebinde teknik bir terim olan "yoksulluk nafakası" ibaresini aynen telaffuz etmemiş olması, onun hakkını elinden almaz. Zira hâkim, Türk hukukunu re'sen uygulamakla yükümlü olup (HMK m. 33), tarafların beyanlarındaki gerçek hukuki iradeyi ve amacını yorumlamak zorundadır. Boşanma sonrasını da kapsayacak şekilde nafaka talep eden bir eşin bu arzusunun yoksulluk nafakasına yönelik olduğunu anlamak, hâkimin asli görevidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, direnme kararı veren yerel mahkemenin bu yersiz şekilciliğini mahkûm ederek, adaletin esastan tecelli etmesini sağlamıştır.
YOKSULLUK NAFAKASINDA TALEP ZORUNLULUĞU
Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca hukuk davalarında davasız yargılama olmaz. Yoksulluk nafakası, kamu düzenine ilişkin olan velayete bağlı iştirak nafakası veya davanın açılmasıyla hâkimin kendiliğinden bağladığı geçici tedbir nafakası gibi re'sen hükmedilen bir nafaka değildir.
TMK 175 maddesi kapsamında yoksulluk nafakasına karar verilebilmesi için mağdur eşin bu yönde açık bir irade beyanı (talebi) bulunmalıdır. Eğer dava dilekçesinde, cevap dilekçesinde veya yargılama aşamasında nafaka yönünde hiçbir talep ileri sürülmemişse, hâkim kadının yoksulluğa düşeceğini kesin olarak bilse dahi kendiliğinden yoksulluk nafakasına karar veremez. Bu durum, tasarruf ilkesinin ve taleple bağlılığın doğrudan sonucudur.
SÖZLÜ TALEPLERİN HUKUKİ NİTELİĞİ
Hukukumuzda dilekçelerin verilmesiyle yazılı yargılama usulü yürütülse de, duruşmalarda tarafların sözlü iddia ve savunmalarda bulunmaları, beyanlarını sözlü olarak mahkemeye sunmaları hukuken geçerlidir.
Sözlü olarak ileri sürülen bir hakkın veya talebin hukuki geçerlilik kazanabilmesi, onun kayıt altına alınmasına bağlıdır. Duruşma sırasında yapılan sözlü açıklamaların, taleplerin veya itirafların mahkeme kâtibi tarafından "duruşma tutanağına" (duruşma zaptına) yazılması ve taraflarca imzalanması durumunda, bu sözlü beyanlar yazılı dilekçe gücünde yasal sonuç doğurur. Söz uçar, tutanak kalır; tutanağa geçen sözlü beyan artık davanın resmi bir talebidir.
DURUŞMA TUTANAĞININ İSPAT GÜCÜ
HMK'nın 222. maddesi uyarınca duruşma tutanakları, aksi sadece sahtelik iddiasıyla kanıtlanabilen kesin delil (resmi senet) niteliğindedir. Duruşmada neyin yaşandığı, hangi beyanların sunulduğu ancak duruşma tutanağıyla ispatlanabilir.
Somut olayda davalı kadının, 10.02.2010 tarihli celsede hâkimin huzurunda bizzat "aylık 250 TL nafaka talep ediyorum" dediği ve bu sözlerin kâtip tarafından kelimesi kelimesine tutanağa yazıldığı sabittir. Bu resmi kayıt, kadının nafaka yönünde geçerli bir irade açıkladığının sarsılmaz kanıtıdır. Hâkimin, resmi tutanakta açıkça yer alan bu talebi görmezden gelerek "yazılı dava veya cevap dilekçesinde açıkça nafaka istenmedi" diyerek davayı reddetmesi, kesin delil niteliğindeki tutanağı hiçe saymaktır.
TEDBİR VE YOKSULLUK NAFAKASI AYRIMI
Boşanma davalarında üç nafaka türü bulunur: Dava sürecinde bağlanan geçici "tedbir nafakası", çocuk için bağlanan "iştirak nafakası" ve boşanma sonrasında eş için devam eden "yoksulluk nafakası".
Eşlerin duruşmada sadece "nafaka istiyorum" şeklindeki genel beyanları, yargılamanın aşamalarına göre yorumlanmalıdır. Dava sürecinde bu talep tedbir nafakası olarak uygulanırken, boşanma kararının kesinleşmesinden sonrası için yoksulluk nafakası olarak devam ettirilir. Yargıtay HGK, kadının duruşmadaki sözlü nafaka talebini ve sonrasındaki temyiz dilekçesindeki "talebinin yoksulluk nafakasına ilişkin olduğu" yönündeki açıklamasını bir bütün olarak değerlendirmiş ve bu talebin yoksulluk nafakasına yönelik olduğunu kabul etmiştir.
HUKUK GENEL KURULUNUN EMSEL BOZMASI
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (HGK), daireler ile yerel mahkemeler arasındaki direnme kararlarını inceleyen, Türk yargı pratiğine en üst düzeyde yön veren yüksek kuruluştur. HGK kararları, hukukun yeknesak uygulanmasında en yüksek otoritedir.
HGK, Özel Daire'nin bozma kararına direnerek kadının nafaka talebini usulden reddeden yerel mahkemenin direnme kararını kesin bir dille bozmuştur. Kurul, "direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır" diyerek, duruşma tutanağına geçen sözlü nafaka taleplerinin göz ardı edilemeyeceğini Türk hukuk tarihine altın harflerle kazımıştır. Bu karar, şekilci hukukun yerine hakkaniyetli hukukun zaferidir.
AİLE MAHKEMELERİNDE TALEP YORUMU
Aile Mahkemeleri, yapısı gereği sosyal içerikli uyuşmazlıkları çözen, Türk aile yapısını ve masum bireyleri korumakla görevli özel ihtisas mahkemeleridir. Bu mahkemelerde usul kuralları, katı bir ticaret davası gibi değil, sosyal hakları koruyacak esneklikte uygulanmalıdır.
Hâkim, duruşmada kendisini avukatla temsil etmeyen veya hukuki terimleri bilmeyen sıradan bir vatandaşın "nafaka istiyorum" şeklindeki feryadını, yoksulluk nafakası olarak yorumlamakla mükelleftir. Vatandaştan "Ben TMK 175 uyarınca yoksulluk nafakası talep ediyorum" şeklinde profesyonel bir dilekçe yazmasını beklemek adalet duygusunu zedeler. Yargıtay'ın bu tarihi içtihadı, aile mahkemelerine insancıl ve hakkaniyetli bir yargılama vizyonu aşılamıştır.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Evet, isteyebilirsiniz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun emsal kararına göre, duruşma sırasında sözlü olarak nafaka talep ettiğinizi söylemeniz ve bu talebin kâtip tarafından duruşma tutanağına yazılması, nafaka alabilmeniz için tamamen yeterli ve geçerli bir taleptir.
Duruşmada sözlü olarak dile getirdiğiniz tüm taleplerin tutanağa geçirilmesini hâkimden açıkça rica edin. Eğer hâkim veya kâtip yazmazsa, duruşma sonunda tutanağı imzalamadan önce beyanınızın yazılmadığını belirterek itiraz edin. Tutanaklar resmi delil olduğu için mutlaka yazdırılması şarttır.
Evet, sayılır. Emsal kararda belirtildiği üzere, duruşmada sadece "nafaka istiyorum" şeklinde genel bir beyanda bulunmanız ve sonrasında (örneğin temyiz veya istinaf aşamasında) bu talebin yoksulluk nafakasına ilişkin olduğunu belirtmeniz durumunda, hâkim bu talebi yoksulluk nafakası olarak kabul edip esastan incelemek zorundadır.
Yerel mahkemenin bu kararına karşı derhal istinaf (veya Yargıtay) kanun yoluna başvurmalısınız. İstinaf dilekçenizde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2013/2-231 E. sayılı emsal kararını sunarak, duruşma tutanağına geçen sözlü talebinizin geçerli bir talep olduğunu ve kararın bozulması gerektiğini belirtmelisiniz.
Hayır, yaratmaz. Sözlü talep duruşma esnasında karşı tarafın ve vekilinin huzurunda yapıldığı için, karşı taraf bu sözlü talebi bizzat duymuş olur ve buna karşı beyanda bulunma, itiraz etme hakkını (savunma hakkını) duruşmada veya sonraki celsede kullanabilir. Dolayısıyla usul kurallarına aykırı bir durum oluşmaz.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir