TEHDİT SUÇU İKRAR VE BEYAN TUTARLILIĞI
Ceza hukuku yargılamalarının temel amacı, maddi gerçeğe ulaşarak adaleti tesis etmek ve suç işleyenlerin kanuni müeyyidelerle karşılaşmasını sağlamaktır. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasında en hayati unsurların başında ise şüphesiz "delillerin serbestçe değerlendirilmesi" ve "vicdani kanaat" ilkeleri gelmektedir. Uygulamada, özellikle aile içi şiddet, gönül ilişkileri sonrası yaşanan uyuşmazlıklar ve cinsel saldırı gibi olaylarda taraflar dışında üçüncü bir tanık veya kamera kaydı bulunmadığında, ilk derece mahkemeleri "şüpheden sanık yararlanır" (in dubio pro reo) evrensel ilkesine aşırı ve hatalı bir koruma yükleyerek haksız beraat kararları verebilmektedir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin incelememize konu emsal bozma kararı, delil yetersizliği ve şüphe kavramlarının ceza muhakemesindeki sınırlarını çizen çok önemli bir içtihattır. Kararda; sanığın aşamalardaki (soruşturma ve kovuşturma evrelerindeki) samimi ikrarları (suçunu kabul etmesi) ile katılanın (mağdurun) başından sonuna kadar gösterdiği istikrarlı, tutarlı ve çelişkisiz beyanlarının bir arada bulunması durumunda, tehdit suçunun sübuta erdiği (kesinleştiği) ve artık şüpheden bahsedilerek beraat kararı verilemeyeceği hükme bağlanmıştır.
Gönül ilişkilerinin sonlanmasının ardından taraflardan birinin ayrılığı kabul edemeyerek diğer tarafa yönelik "Senden vazgeçmem, seni de kendimi de öldürürüm, başkasına yar etmem" şeklindeki sözleri, Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında doğrudan "yaşam hakkına yönelik ağır tehdit" suçunu oluşturur. Sanıkların yargılama aşamasında "Ayrılık acısıyla söyledim, pişmandım, kendimde değildim" şeklindeki savunmaları, suçun manevi unsurunu (kastı) ortadan kaldıran yasal bir mazeret teşkil etmez. Aksine, bu tarz beyanlar ceza hukuku dogmatiği açısından suçun işlendiğine dair "ikrar" niteliğindedir. Yargıtay'ın emsal kararı, sanığın kendi ağzıyla suçunu kabul ettiği ve mağdurun da tutarlı bir şekilde şikayetini sürdürdüğü bir dosyada mahkemenin "başka somut delil yok" diyerek beraat kararı vermesini hukuka açıkça aykırı bulmuş ve cezalandırmanın yasal bir zorunluluk olduğunu hatırlatmıştır.
TEHDİT SUÇUNUN TANIMI VE UNSURLARI
Tehdit suçu, TCK'nın 106. maddesinde düzenlenen ve bireyin karar verme ve hareket etme özgürlüğünü, iç huzurunu korumayı amaçlayan bir tehlike suçudur. Yasanın 106/1. maddesinin ilk cümlesine göre; bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Suçun oluşması için tehdit içerikli sözlerin muhatapta ciddi bir korku, endişe ve geleceğe yönelik güvensizlik yaratmaya elverişli olması yeterlidir; tehdidin fiilen gerçekleştirilmesi şart değildir. "Seni de kendimi de öldürürüm" sözü, muhatabın en temel hakkı olan "yaşam hakkını" doğrudan hedef alan, TCK 106/1-1. cümle kapsamında kalan ve uzlaştırmaya tabi olmayan en ağır tehdit türlerinden biridir.
CEZA YARGILAMASINDA İKRARIN DELİL DEĞERİ
Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) sisteminde ikrar, sanığın üzerine atılı suçlamayı, suç teşkil eden fiili kendisinin gerçekleştirdiğini yargı mercileri önünde kabul etmesidir. Klasik hukukta ikrar "delillerin kraliçesi" olarak kabul edilse de, modern ceza yargılamasında ikrarın da diğer yan delillerle desteklenmesi aranır. Ancak sanığın ikrarının "samimi, detaylı ve aşamalarla uyumlu" olması delil gücünü zirveye taşır.
İncelediğimiz somut olayda sanık, soruşturma aşamasında "kız arkadaşıma 'Hem kendime hem de sana zarar veririm' şeklinde mesajlar attım" diyerek tehdit eylemini açıkça itiraf etmiştir. Kovuşturma (mahkeme) aşamasında ise önce tehdit etmediğini savunsa da hemen ardından "Ben ayrılmanın acısıyla kıza seni de kendimi de yaşatmam demiştim. Önceleri söylemiştim, pişmanım" diyerek suçunu yeniden ikrar etmiştir. Sanığın bu samimi ve detaylı ikrarları, suçun işlendiğine dair mahkemede hiçbir şüphe bırakmayacak derecede güçlü bir vicdani kanaat oluşturmuştur.
KATILANIN İSTİKRARLI BEYANLARININ SÜBUTA ETKİSİ
Özellikle baş başa kalınan ortamlarda veya dijital ortamda silinen mesajlarla işlenen suçlarda, mağdurun beyanlarının niteliği davanın kaderini belirler. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, katılanın (mağdurun) soruşturma aşamasından kovuşturma aşamasına kadar geçen tüm süreçte verdiği ifadelerin "istikrarlı, tutarlı, çelişkisiz ve hayatın olağan akışına uygun" olması, bu beyanlara itibar edilmesi için yeterlidir.
Katılanın ifadesinde hiçbir çelişki bulunmaması, sanığa iftira atmasını gerektirecek haklı bir nedenin olmaması ve beyanlarının sanığın kendi itiraflarıyla (ikrarlarıyla) birebir örtüşmesi, sübutun (suçun kesinleşmesinin) en somut kanıtıdır. İlk derece mahkemesinin katılanın bu istikrarlı beyanlarını "soyut beyan" olarak nitelendirip kenara itmesi, Yargıtay tarafından büyük bir hukuki yanılgı ve eksik gerekçe olarak değerlendirilmiştir.
ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİNİN SINIRLARI
"Şüpheden sanık yararlanır" ilkesi, ceza yargılamasının en kutsal ve vazgeçilmez sütunlarından biridir. Bu ilke uyarınca, sanığın bir suçu işlediğine dair kesin, somut ve her türlü şüpheden uzak delil elde edilemediği sürece mahkumiyet kararı verilemez; şüphe sanık lehine yorumlanarak beraatine hükmedilir.
Ancak bu ilke, mahkemelerin delil değerlendirmekten kaçınma veya tembellik yapma aracı haline getirilemez. Dosyada sanığın açık ve net iki adet ikrarı, katılanın ise başından beri değişmeyen istikrarlı şikayeti varken ortada hukuki anlamda bir "şüphe" kalmamıştır. Şüphenin olmadığı yerde "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi uygulanamaz. Yargıtay, sübutun apaçık ortada olduğu bu gibi durumlarda beraat kararı verilmesini hukuka açık bir meydan okuma olarak görmüş ve kararı bozmuştur.
AYRILIK ACISI BAHANESİNİN CEZAİ SORUMLULUĞU
Ceza hukukunda kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan haller kanunda tek tek sayılmıştır (akıl hastalığı, yaş küçüklüğü, sağır ve dilsizlik, zorunluluk hali vb.). "Ayrılık acısı çekmek", "aşırı sevmek", "kendinde olmamak" veya "öfkelenmek" gibi durumlar kişiyi cezai sorumluluktan kurtaran yasal nedenler değildir.
Sanığın mahkemede "Ben ayrılmanın acısıyla kıza seni de kendimi de yaşatmam demiştim, pişmanım" şeklindeki savunması, suç işleme kastının (tehdit iradesinin) varlığını kendi ağzıyla doğrulamaktadır. Sevgi veya ayrılık acısı, hiç kimseye bir başkasının yaşam hakkını tehdit etme, onun iç huzurunu ve güvenliğini bozma hakkı vermez. Hukuk düzeni, bu tür duygusal bahanelerin arkasına sığınarak şiddet dilini meşrulaştırmaya çalışanlara tavizsiz bir şekilde ceza yaptırımı uygulamakla mükelleftir.
YARGITAYIN TEHDİT SUÇUNA İLİŞKİN YAKLAŞIMI
Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin bu bozma kararı, ceza davalarında delil değerlendirme standartlarını yükselten ve mağdurların korunmasını sağlayan çok önemli bir yargısal müdahaledir. Karar, ikrar ve istikrarlı beyan birlikteliğinin, başka hiçbir yan delile (kamera, mesaj dökümü vb.) gerek kalmaksızın mahkumiyet için fazlasıyla yeterli olduğunu netleştirmiştir.
Bu emsal karar sayesinde, özellikle kapalı kapılar ardında veya sözel olarak gerçekleştirilen tehdit eylemlerinde, sanıkların mahkemedeki kaçamak savunmalarına ve mahkemelerin "delil yok" kolaycılığına sığınarak beraat etmelerinin önüne geçilmiştir. Hukuk, şiddetin ve tehdidin her türlüsüne karşı mağdurun yanında yer almaya, samimi itirafları ve tutarlı şikayetleri adil bir şekilde cezalandırarak toplumsal güvenliği korumaya devam edecektir.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Evet, kesinlikle suçtur. Bu ifade, TCK'nın 106/1. maddesinin ilk cümlesi kapsamında "yaşam hakkına yönelik ağır tehdit" suçunu oluşturur. Sonradan pişman olmanız veya öfkeyle söylemiş olmanız suçun oluşumunu engellemez; hakkınızda kamu davası açılır.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin emsal kararına göre, sanığın karakolda veya mahkemede suçu kabul etmesi (ikrarı) ve sizin de istikrarlı, çelişkisiz beyanlarınız varsa, başka somut delil aranmaksızın sanığın cezalandırılması gerekir. Bu durumda mahkemenin beraat kararı vermesi hukuka aykırıdır ve Yargıtayca bozulur.
Evet, olur. Mahkeme, sizin aşamalardaki tüm savunmalarınızı karşılaştırır. Karakoldaki detaylı ve samimi ikrarınız, mağdurun tutarlı şikayetiyle destekleniyorsa, mahkemedeki sonradan yapılan inkarınız cezadan kurtulmaya yönelik kabul edilerek karakoldaki ikrarınıza itibar edilir ve ceza alırsınız.
Bu suçun cezası 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıdır. Bu nitelikteki tehdit suçu yaşam hakkına yönelik olduğundan uzlaştırmaya tabi değildir. İlk defa suç işliyorsanız cezanız ertelenebilir veya Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararı verilebilir. Ancak sabıkanız varsa hapis cezası fiilen infaz edilir.
Tehdit anındaki ses kayıtları yasal izin olmadan alındığında bazen hukuka aykırı delil sayılabileceğinden, en güvenli yol savcılığa suç duyurusunda bulunmaktır. Savcılık telefonun arama detaylarını (HTS kayıtlarını) getirterek aramaların sıklığını saptar. Sizin kararlı ve tutarlı ifadeleriniz ile sanığın sorgusundaki çelişkiler veya olası itirafları sübut için yeterli kabul edilir.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir