TEMYİZ AŞAMASINDA ANLAŞMALI BOŞANMA PROTOKOLÜ SUNULMASI
Aile hukuku, toplumun en temel yapı taşı olan aileyi korumayı amaçlarken, sürdürülemez hale gelen evlilik birliklerinin de en az zararla ve hukuki bir düzen içerisinde sonlandırılmasını hedefler. Türk Medeni Kanunu sistemi içerisinde boşanma davaları, tarafların iradelerine ve aralarındaki uyuşmazlığın boyutuna göre çekişmeli veya anlaşmalı boşanma olarak iki farklı usulde yürütülmektedir. Kural olarak çekişmeli boşanma davaları, tarafların birbirlerine karşı ileri sürdükleri kusur iddialarının ispatlanmasını, tanık dinletilmesini ve uzun süren hukuki incelemeleri gerektiren meşakkatli süreçlerdir. Ancak usul hukukumuzda geçerli olan tasarruf ilkesi ve tarafların kendi hakları üzerinde serbestçe karar verebilme özgürlüğü gereğince, davaya çekişmeli olarak başlanmış olsa dahi taraflar yargılamanın her aşamasında uzlaşarak davayı anlaşmalı boşanmaya dönüştürebilirler. Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve Türk Medeni Kanunu'nun entegre uygulaması, yargılamanın ilk derece mahkemesinden çıkıp istinaf (Bölge Adliye Mahkemesi) veya temyiz (Yargıtay) aşamasına geçmiş olması durumunda dahi tarafların iradelerinin uyuşmasına hukuki sonuç bağlamaktadır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, temyiz aşamasında dosyaya sunulan bir anlaşmalı boşanma protokolü, tarafların önceki çekişmeli taleplerinden feragat ettikleri ve evlilik birliğinin fer'i sonuçları üzerinde mutabakata vardıkları anlamına gelir. Bu hukuki durum, davanın doğasını tamamen değiştirir ve üst mahkemelerin karar verme usullerini doğrudan etkiler. Mahkemelerin temel amacı, ihtilafları tarafların ortak iradesine en uygun ve en hızlı şekilde çözüme kavuşturmaktır. Temyiz sürecinde sunulan böyle bir belge, usul ekonomisi ilkesinin de bir gereği olarak, mahkemenin önündeki hukuki uyuşmazlığın tarafların hür iradeleriyle belirlenen şartlar çerçevesinde tasfiye edilmesinin önünü açar.
ÇEKİŞMELİ BOŞANMANIN ANLAŞMAYA DÖNÜŞMESİ
Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesinin ilk iki fıkrası, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle açılan çekişmeli boşanma davalarını düzenlerken, aynı maddenin üçüncü fıkrası evliliğin en az bir yıl sürmüş olması şartıyla tarafların birlikte başvurması veya birinin davasını diğerinin kabul etmesi halinde evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılacağını ve anlaşmalı boşanma kararı verilebileceğini hüküm altına almaktadır. Çekişmeli bir boşanma davasının devamı sırasında eşlerin aralarındaki tüm ihtilafları geride bırakarak boşanmanın mali sonuçları ve müşterek çocukların durumu üzerinde mutabakata varmaları, hukuken teşvik edilen ve korunan bir eylemdir. Bu dönüşümün gerçekleşebilmesi için tarafların özgür iradeleriyle hazırladıkları ve her iki tarafın da haklarını gözeten bir anlaşmalı boşanma protokolünü dosyaya sunmaları gerekmektedir. Çekişmeli davanın anlaşmalı davaya dönüşmesi, yalnızca tarafların boşanma konusundaki iradelerinin birleşmesi anlamına gelmez; aynı zamanda karşılıklı kusur atıflarından, tazminat yarışından ve uzun sürecek delil toplama evrelerinden de vazgeçildiği anlamına gelir. Mahkeme, tarafların bu yöndeki iradesini saptadığında, artık kimin ne kadar kusurlu olduğunu araştırmaya gerek duymaz ve davanın hukuki niteliğini anlaşmalı boşanma olarak değiştirir. Ancak, TMK'nın amir hükmü gereğince, bu dönüşümün tam anlamıyla geçerli olabilmesi için hakimin bizzat tarafları dinlemesi ve iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi zorunludur. Dolayısıyla, davanın anlaşmalı boşanmaya dönüşmesi, yalnızca kağıt üzerinde bir mutabakat değil, aynı zamanda yargı organı önünde onaylanması gereken, hakim müdahalesini ve denetimini barındıran kompleks bir hukuki süreçtir. Bu denetim, özellikle zayıf durumdaki eşin veya müşterek çocukların üstün yararının korunması amacıyla kanun koyucu tarafından özel olarak öngörülmüştür.
TEMYİZ AŞAMASINDA SUNULAN PROTOKOLÜN ETKİSİ
Usul hukukumuzda yargılama aşamaları kesin çizgilerle birbirinden ayrılmış olmakla birlikte, feragat, kabul veya sulh gibi davayı sona erdiren taraf işlemlerinin hüküm kesinleşinceye kadar her aşamada, dolayısıyla istinaf veya temyiz sürecinde de yapılması mümkündür. Bir boşanma davasında ilk derece mahkemesi kararını vermiş, bu karar bölge adliye mahkemesi tarafından incelenmiş ve nihayetinde dosya Yargıtay'a taşınmış olabilir. Temyiz aşaması devam ederken tarafların kendi aralarında bir anlaşmalı boşanma protokolü imzalayarak Yargıtay dosyasına sunmaları, davanın seyrine olağanüstü bir müdahale niteliği taşır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca, tarafların davadan veya kanun yollarından feragat etmeleri kendi tasarruflarında olup, temyiz aşamasında sunulan böyle bir dilekçe, kural olarak ilk derece veya istinaf mahkemesinin daha önce verdiği kusur ve fer'ilere ilişkin hükmün ortadan kaldırılması talebini de içerir. Ancak burada usul hukukunun çok kritik bir incelemesi devreye girer: Yargıtay bir derece veya olay mahkemesi değil, temyiz merciidir. Yargıtay'ın görevi, alt derece mahkemelerinin kanunu doğru uygulayıp uygulamadığını denetlemektir. Bu nedenle, Yargıtay aşamasında sunulan bir anlaşmalı boşanma protokolünün bizzat Yargıtay tarafından onaylanarak "tarafların anlaşmalı boşanmalarına" şeklinde yeni bir hüküm kurulması usulen imkansızdır. Zira Türk Medeni Kanunu'nun 166/3. maddesi, hakimin tarafları bizzat dinlemesini emreder. Yargıtay dairelerinin duruşma açarak tarafların boşanma iradelerini bizzat dinleme gibi bir usulü (kanunda istisnai olarak öngörülen durumlar haricinde) bulunmamaktadır. Bu sebeple, temyiz aşamasında sunulan boşanma protokolünün hukuki etkisi, Yargıtay'ın mevcut hükmü bu yeni hukuki duruma göre yeniden değerlendirilmek üzere bozmasını ve dosyayı tarafların bizzat dinlenerek yeni bir karar verilmesi amacıyla alt derece mahkemesine (ilk derece mahkemesine veya bölge adliye mahkemesine) göndermesini sağlamaktır.
KANUN YOLLARINDAN FERAGAT VE HUKUKİ SONUÇLARI
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 307. maddesi ve devamında düzenlenen feragat, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi anlamına gelir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Boşanma davaları söz konusu olduğunda, tarafların temyiz incelemesi sırasında sundukları bir dilekçe ile hem daha önceki boşanma kararının kesinleşmesini talep etmeleri hem de yeni bir boşanma protokolü sunmaları, kanun yollarından (istinaf/temyiz) feragat kuralları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Taraflar, Yargıtay'a sundukları ortak veya karşılıklı dilekçelerde boşanma kararı yönünden temyiz taleplerinden vazgeçtiklerini açıkça beyan ettiklerinde, alt derece mahkemesinin vermiş olduğu "boşanma" hükmü o an itibarıyla kesinleşmiş olur. Bu kesinleşme, evlilik birliğinin resmen ve hukuken sona erdiği, tarafların artık evli statüsünde olmadığı anlamına gelir. Kanun yolundan feragat beyanı, mahkemeye ulaştığı andan itibaren hukuki sonuçlarını doğurur ve tek taraflı olarak geri alınması (hata, hile, ikrah gibi irade fesadı halleri ispatlanmadıkça) kural olarak mümkün değildir. Yargıtay, tarafların boşanma hükmü yönünden temyiz haklarından feragat ettiklerini tespit ettiğinde, sadece bu yöne ilişkin temyiz dilekçelerinin reddine karar verir. Bu reddin anlamı, alt derece mahkemesinin verdiği boşanma kararının tarafların iradesiyle kesinleştiğinin Yargıtay tarafından tescil edilmesidir. Ancak bu durum, davanın tümüyle bittiği anlamına gelmez. Çünkü boşanma kararı kesinleşse dahi, temyiz aşamasında sunulan anlaşmalı boşanma protokolünde yer alan mali sonuçlar ve çocukların durumu (boşanmanın fer'ileri) hakkındaki uyuşmazlıklar veya mutabakatlar halen mahkemece onaylanmayı beklemektedir.
BOŞANMANIN FER'İLERİ: NAFAKA TAZMİNAT VELAYET
Bir boşanma davasında "boşanmanın fer'ileri" terimi, bizzat evliliğin sona ermesinden kaynaklanan ve boşanma kararına sıkı sıkıya bağlı olan hukuki sonuçları ifade eder. Bunlar temel olarak müşterek çocukların velayeti, çocuk için ödenecek iştirak nafakası, eş için ödenecek tedbir ve yoksulluk nafakası ile tarafların birbirlerinden talep ettikleri maddi ve manevi tazminatlardır. Çekişmeli bir davanın temyiz aşamasında tarafların boşanma konusunda anlaşıp bu bölümü kesinleştirmeleri, ancak boşanmanın fer'ileri konusunda Yargıtay'a yeni bir protokol sunmaları, hukukun dinamik yapısının bir sonucudur. Evlilik birliğinin sona ermesi (boşanma) kesinleşmiş olsa bile, bu fer'i nitelikteki hak ve yükümlülüklerin tarafların sonradan ulaştığı mutabakata (protokole) uygun olarak mahkeme kararına bağlanması gerekir. Çünkü aile hukukunda kamu düzeni ilkesi gereği, özellikle velayet ve iştirak nafakası gibi konular sadece tarafların anlaşmasına bırakılamaz; hakimin bu mutabakatı çocukların üstün yararı çerçevesinde değerlendirip onaylaması zorunludur. Tazminat ve yoksulluk nafakası gibi tamamen tarafların tasarrufunda olan konularda dahi, anlaşmalı boşanma protokolünün icra edilebilir bir ilam haline gelebilmesi için mahkemece hüküm fıkrasına geçirilmesi şarttır. Bu nedenle Yargıtay, tarafların boşanma kararını feragat nedeniyle kesinleştirse de, dosyayı tamamen kapatmaz. Fer'iler yönünden tarafların yeni sundukları protokolün değerlendirilmesi, onaylanması ve bu doğrultuda yeni bir hüküm kurulması amacıyla dosyayı bozarak ilgili mahkemeye iade eder. Bu işlem, tarafların iradelerinin adli bir güvenceye kavuşturulması ve protokolün hukuki geçerlilik kazanması için elzem bir prosedürdür.
YARGITAY KARARININ HUKUKİ ANALİZİ VE USUL YÖNÜ
İncelenen Yargıtay kararında usul hukuku ile maddi hukukun kesiştiği çok ince bir denge gözetilmektedir. İlk derece mahkemesi kadının davasını kabul etmiş, erkeğin davasını reddetmiş; istinaf mahkemesi ise her iki davayı da kabul ederek boşanmaya karar vermiştir. Karar temyiz edildikten sonra taraflar, aralarında anlaştıklarını ve daha önce imzalanan boşanma protokolü uyarınca boşanmanın fer'ileri hakkında karar verilmesini, boşanma hükmünün ise kesinleştirilmesini talep eden bir dilekçe sunmuşlardır. Yargıtay'ın bu aşamadaki hukuki yaklaşımı, usul ekonomisi ve tasarruf ilkesinin en yetkin örneğidir. Yargıtay, öncelikle tarafların "boşanma hükmünün kesinleştirilmesi" yönündeki beyanlarını, hükmün bu kısmına yönelik temyiz talebinden feragat olarak yorumlamış ve temyiz dilekçesinin bu yönden reddine hükmetmiştir. Böylece boşanma kararı kesinleşmiştir. Ardından, kararın boşanmanın fer'ileri (nafaka, tazminat, velayet) kısmına geçilmiş ve tarafların sunduğu protokolün HMK usulleri gereğince değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Yargıtay, bir temyiz mercii olarak tarafları huzuruna çağırıp dinleyemeyeceği ve protokolü doğrudan tasdik edemeyeceği için, alt derece mahkemesinin (Bölge Adliye Mahkemesi) kararını bu yönden bozmuştur. Buradaki "bozma" kararı, alt derece mahkemesinin kararının hukuka aykırı olduğu veya yanlış olduğu anlamına gelmez; bozma nedeni tamamen davanın şartlarının tarafların yeni iradesiyle değişmiş olması ve usul gereği bu yeni mutabakatın ancak bir derece mahkemesince tartışılarak hükme bağlanabileceği zorunluluğudur. Yargıtay bu kararıyla, yargılamanın hangi aşamasında olursa olsun tarafların sulh olma iradesine hukuki koruma sağlamış ve uyuşmazlığın en az hasarla sonuçlanmasına hizmet eden bir içtihat ortaya koymuştur.
UYGULAMADA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUKUKİ KRİTERLER
Boşanma davalarında tarafların sonradan anlaşması ve kanun yolu aşamasında dosyaya protokol sunulması durumunda uygulamada dikkat edilmesi gereken hassas usul kuralları mevcuttur. Öncelikle, Yargıtay veya istinaf aşamasına sunulan dilekçedeki beyanların çok net ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde formüle edilmesi şarttır. Dilekçede açıkça "temyiz talebimizden feragat ediyoruz" veya "boşanma hükmünün kesinleşmesini talep ediyoruz" şeklinde irade beyanları bulunmalıdır. Aksi halde üst mahkeme, sunulan belgeyi nasıl niteleyeceği konusunda tereddüt yaşayabilir ve usulü işlemler gereksiz yere uzayabilir. İkinci olarak, alt derece mahkemesine bozularak geri gönderilen dosyalarda, mahkemenin sadece kağıt üzerindeki protokole bakarak karar vermesi hukuken mümkün değildir. İlk derece veya istinaf mahkemesi mutlaka taraflara yeni bir duruşma günü tayin etmeli, tarafları bizzat duruşmaya davet etmeli ve Türk Medeni Kanunu'nun 166/3. maddesindeki emredici şart gereği tarafların özgür iradeleriyle bu protokolü imzaladıklarını sözlü olarak teyit etmelidir. Taraflardan biri bu bozma sonrasındaki duruşmaya katılmazsa veya protokoldeki şartları kabul etmediğini beyan ederse, anlaşmalı boşanma gerçekleşemez ve mahkeme çekişmeli davanın kurallarına göre yeniden karar tesis etmek zorunda kalır. Bu nedenle, temyiz aşamasında anlaşılarak protokol sunulması süreci, davanın otomatik olarak bittiği anlamına gelmemekte, hukuki ciddiyet ve usul takiplerinin son ana kadar titizlikle yürütülmesini gerektiren bir aşamalar silsilesini ifade etmektedir.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Evet, taraflar yargılamanın her aşamasında, hatta dosya Yargıtay'da temyiz incelemesindeyken dahi kendi aralarında bir protokol düzenleyerek davanın anlaşmalı boşanma kurallarına göre sonuçlandırılmasını mahkemeden talep edebilirler.
Hayır. Yargıtay bir temyiz mercii olduğu için tarafları bizzat duruşmaya çağırıp dinleyemez. Türk Medeni Kanunu gereği tarafların iradelerinin bizzat hakim tarafından dinlenmesi şart olduğundan, Yargıtay kararı bozarak dosyayı alt derece mahkemesine (ilk derece veya istinaf) geri gönderir.
Tarafların boşanma hükmü yönünden temyiz haklarından feragat ettiklerini içeren dilekçenin dosyaya girdiği veya Yargıtay'ın bu feragat nedeniyle temyiz talebini reddettiği anda, boşanma kararı hukuken kesinleşmiş olur.
Eğer boşanma kısmı feragatle kesinleşmiş ancak fer'iler (tazminat, nafaka, velayet) için dosya bozulmuşsa, boşanma geçerliliğini korur. Alt mahkeme sadece protokoldeki mali sonuçlar ve velayet konuları üzerinde yeniden inceleme yaparak yeni bir hüküm kurar.
Evet, son derece zorunludur. Dosya mahkemeye geri döndüğünde, mahkemenin tarafların protokole olan rızalarını bizzat ve sözlü olarak duruşmada duyması şarttır. Aksi halde protokol onaylanmaz ve anlaşmalı boşanma gerçekleşmez.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Danıştay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.