TIBBİ MÜDAHALE VE AYDINLATILMIŞ ONAM
Tıp biliminin sınırları ve sunduğu tedavi olanakları her geçen gün genişlerken, bireyin kendi bedeni üzerindeki egemenliği ve maddi-manevi varlığını koruma hakkı da anayasal ve uluslararası normlarla en üst seviyede güvence altına alınmaktadır. Hukuk sistemimizde, bir insanın vücut bütünlüğüne yönelik her türlü dışsal müdahale, kural olarak bir "haksız fiil" veya "yaralama" niteliğindedir. Bu tıbbi müdahaleyi hukuka uygun kılan temel unsur, hekimin mesleki yetkinliği ile birlikte hastanın bu işleme yönelik gösterdiği özgür ve bilinçli rızadır. Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) bireysel başvuru sonucunda verdiği bu son derece hayati emsal karar, tıbbi müdahalelerin hukuka uygunluk sınırlarını ve sağlık hukukunun en temel kavramı olan "Aydınlatılmış Onam" (informed consent) yükümlülüğünü uluslararası standartlarda analiz etmektedir. Karar; rızanın geçerli olabilmesi için hastanın (veya yasal temsilcisinin) neye izin verdiğini tam olarak bilmesi gerektiğini, bunun da ancak hekim tarafından yapılacak somut olaya uygun yeterli bir aydınlatma ile mümkün olacağını kesin ve sarsılmaz bir anayasal ilke olarak koymaktadır.
Sağlık kuruluşlarında ve malpraktis (hekim hatası) davalarında sıklıkla, ameliyat öncesinde hastaya alelacele imzalatılan, matbu ve hiçbir detay içermeyen genel rıza formlarının yasal yükümlülüğü yerine getirdiği yanılgısına düşülmektedir. "Hastadan imzalı onam aldık, dolayısıyla ameliyat sonrası gelişen komplikasyonlardan sorumlu değiliz" şeklindeki savunmalar, AYM kararı karşısında hukuken tamamen çürümüştür. Anayasa Mahkemesi, aydınlatılmış onamı sadece şekli bir imza atma işlemi olarak değil; hekim ile hasta arasındaki güvene dayalı ilişkinin bir ürünü olarak nitelendirir. Hekim, hastaya bilgiyi sadece sunmakla yetinemez; bu bilgiyi anlaşılır kılmak, ameliyatın alternatiflerini, olası feci sonuçlarını açıklamak ve aydınlatma ile tıbbi müdahale arasında hastaya sağlıklı düşünme süresi tanımak zorundadır. En önemlisi, hastanın usulüne uygun şekilde bilgilendirildiğini ispat yükünün de hekim ve hastanede olduğunu belirterek ispat dengesini hastanın lehine kurmuştur.
TIBBİ MÜDAHALEDE RIZA VE HUKUKİLİK
Anayasa'nın 17. maddesinin ikinci fıkrasında, "Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz" denilerek vücut bütünlüğü anayasal korumaya alınmıştır. Benzer şekilde, Biyotıp Sözleşmesi'nin 5. maddesi ve Hasta Hakları Yönetmeliği hükümleri, tıbbi müdahalelerin ancak ilgili kişinin özgür ve bilgilendirilmiş rızası ile yapılabileceğini öngörür.
Tıbbi rızanın geçerli olabilmesi için, rıza gösteren kişinin ayırt etme gücüne sahip olması ve rızasını hiçbir baskı, korku veya hile olmaksızın özgürce açıklaması gerekir. Ancak rızanın en temel geçerlilik şartı, "bilgilendirilmiş" olmasıdır. Kişi, rıza gösterdiği tıbbi uygulamanın ne olduğunu, bedeninde ne gibi fiziki değişiklikler yaratacağını, hangi organlarının nasıl etkileneceğini bilmeden geçerli bir rıza veremez. Bilgisizce verilen rıza, hukuken yok hükmündedir ve bu durumda hekimin gerçekleştirdiği ameliyat doğrudan vücut bütünlüğünün hukuka aykırı ihlali sayılır.
AYDINLATILMIŞ ONAMIN ASGARİ İÇERİK ŞARTLARI
Anayasa Mahkemesi kararında, bir hastanın veya yasal temsilcisinin yeterli şekilde aydınlatıldığından söz edilebilmesi için hekim tarafından yapılacak bilgilendirmenin içermesi gereken asgari unsurları tek tek saymıştır. Buna göre aydınlatma formu veya sözlü bilgilendirme; uygulanacak tıbbi işlemin niteliğini, bu işlemin hastaya sağlayacağı faydaları ve en önemlisi işlem sırasında veya sonrasında ortaya çıkabilecek muhtemel sakıncaları (riskleri ve komplikasyonları) net olarak içermelidir.
Ayrıca hekim, sadece kendi önerdiği tedavi yöntemini değil, varsa bu yöntemin "alternatif tıbbi müdahale usullerini" de açıklamakla yükümlüdür. Tedavinin kabul edilmemesi halinde hastanın sağlığında ortaya çıkabilecek muhtemel kötü sonuçlar ile hastalığın genel seyri ve neticeleri de hastaya bildirilmelidir. Bilgilendirme her hastanın kültürel ve zihinsel düzeyine uygun, tıbbi terimlerden arındırılmış, sade ve anlaşılır bir dille yapılmalıdır. Somut olayın ve hastalığın özelliğine göre aydınlatmanın kapsamının hekim tarafından genişletilmesi işin doğası gereğidir.
VELİ VE VASİNİN RIZA YETKİSİ
Tıbbi müdahale yapılacak kişinin küçük (reşit olmayan çocuk) veya kısıtlı (akıl sağlığı vb. nedenlerle mahcur) olması durumunda, kendi adlarına geçerli bir hukuki rıza açıklama ehliyetleri bulunmaz. Bu gibi durumlarda, rıza gösterme yetkisi velayet hakkına sahip anne ve babaya (veli) veya mahkemece atanan yasal temsilciye (vasi) geçer.
Hekim, küçük veya kısıtlı hastaya yapacağı tıbbi müdahale öncesinde, aydınlatma yükümlülüğünü doğrudan bu yasal temsilcilere karşı yerine getirmek zorundadır. Veli veya vasi, çocuk veya kısıtlı hakkında doğru, objektif ve sağlıklı bir karar verebilmesi için en az asıl hasta kadar detaylı şekilde bilgilendirilmelidir. Temsilcinin göstereceği rıza, ancak ve ancak çocuğun/kısıtlının "üstün yararına" uygun olduğu sürece geçerlidir. Hekim, temsilcinin rızasını alırken de tüm bu bilgilendirme süreçlerini eksiksiz yürütmelidir.
HEKİMİN İSPAT YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN HUKUKİ NİTELİĞİ
Sağlık hukukuna ilişkin malpraktis veya tazminat davalarında en kritik konulardan biri ispat yükünün hangi tarafta olduğudur. Anayasa Mahkemesi bu kararında ispat dengesini netleştirmiştir: "hasta veya temsilcisinin (veli-vasi) somut olaya uygun şekilde bilgilendirilerek rızalarının alındığını ispat yükümlülüğü hastane ve doktordadır."
Bu yasal kabul gereğince, dava açan hasta "Beni aydınlatmadılar, riskleri söylemediler" dediğinde, iddiasını kanıtlamak zorunda değildir. Aksine, doktor veya hastane yönetimi, hastayı (veya temsilcisini) yasalara ve somut olaya uygun şekilde aydınlattığını, tüm riskleri tek tek anlattığını ve bu aydınlatmanın ardından özgür rızasını aldığını "yazılı ve kesin delillerle" kanıtlamak zorundadır. Eğer hastane yönetimi bunu ispatlayamazsa, yapılan tıbbi müdahale tıp kurallarına (lege artis) uygun yapılsa ve hiçbir doktor hatası olmasa bile, salt rızasızlıktan (aydınlatma eksikliğinden) dolayı hastane ve hekim doğan zararlardan tazminatla sorumlu tutulur.
AYDINLATMA VE MÜDAHALE ARASINDAKİ ZAMAN
Aydınlatılmış onamın en sık ihlal edilen ve yargıya yansıyan boyutlarından biri de bilgilendirmenin zamanlamasıdır. Çoğu zaman hasta ameliyat masasına yatırılmadan hemen önce, sedyede veya ameliyathane kapısında onam formları önüne konulup imzalattırılmaktadır. Korku, heyecan ve acı içindeki bir hastanın bu esnada önüne konan belgeleri okuması, anlaması ve sağlıklı bir karar vermesi imkansızdır.
Anayasa Mahkemesi, bu kötü uygulamayı engelleyecek çok net bir kriter getirmiştir: "yapılan bilgilendirme ile tıbbi uygulama arasında hastanın sağlıklı bir kanaate varmasını sağlayacak kadar uygun bir zaman aralığı bırakılmış olmalıdır." Hasta, hekimin anlattığı riskleri düşünebilmeli, ailesine veya başka hekimlere danışabilmeli ve ameliyat olup olmama kararını sakin bir zihinle verebilmelidir. Ameliyattan hemen önce alınan onamlar, "uygun zaman aralığı" kriterine aykırı olduğu için AYM tarafından geçersiz kabul edilmekte ve anayasal hak ihlali sayılmaktadır.
ANAYASA MAHKEMESİNİN HAK İHLALİ YAKLAŞIMI
Anayasa Mahkemesi'nin Sultan Bulut kararı, bireyin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının sadece tıbbi operasyonun kusursuz yapılmasıyla sınırlı olmadığını, hastanın kendi kaderini tayin etme hakkına (hastanın özerkliği ilkesine) saygı gösterilmesini de kapsadığını tüm yargı organlarına duyurmuştur. Hekimler, hastaların bedenleri üzerinde tasarrufta bulunurken mutlak egemen değildir; sürecin her aşamasında şeffaf, bilgilendirici ve hastayla işbirliği içinde olmak zorundadırlar.
Bu karar doğrultusunda, sağlık kuruluşlarının matbu, genel geçer onam formlarını terk ederek her hastalık tipine ve her somut olaya özgü detaylı aydınlatma prosedürleri geliştirmeleri, hastaya düşünme süresi tanımaları yasal bir zorunluluk haline gelmiştir. Aksi takdirde, en başarılı ameliyatlar dahi hukuki birer ihlal davasına dönüşecek ve hekimlerin ağır maddi tazminatlarla karşı karşıya kalması kaçınılmaz olacaktır. Adalet, insan onurunu ve beden bütünlüğünü korumak adına bu anayasal standartları tavizsiz uygulamaya devam edecektir.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Hayır, kaldırmaz. Anayasa Mahkemesi'ne göre, matbu ve genel içerikli formlar aydınlatılmış onam yükümlülüğünü tek başına yerine getirmiş sayılmaz. Bilgilendirmenin somut hastalığınıza özgü riskleri, alternatif tedavi yöntemlerini içermesi ve size özel yapılması şarttır. Aksi halde onam geçersizdir.
Hukuken ispat yükü doktor ve hastanededir. Doktor, sizi usulüne uygun şekilde aydınlattığını ve rızanızı aldığını yazılı belgelerle kanıtlamak zorundadır. Sözlü bilgilendirme iddiaları yazılı onam formuyla desteklenmediği sürece mahkemede itibar görmez.
Hayır, geçerli değildir. AYM kararına göre, bilgilendirme ile ameliyat arasında hastanın sağlıklı düşünebilmesini sağlayacak "uygun/makul bir zaman aralığı" bırakılması zorunludur. Ameliyattan hemen önce panik ve acı içindeyken alınan onamlar hukuken geçersizdir.
Evet, zorunludur. Küçüklerin veya kısıtlıların kendi adlarına rıza ehliyeti yoktur. Hekim, çocuğa yapılacak tıbbi müdahaleden önce veli veya vasiye somut olaya uygun bilgilendirme yapıp onların yazılı rızasını almak zorundadır.
Evet, açabilirsiniz. Ameliyatın tıbbi kurallara uygun yapılması hekimi sorumluluktan kurtarmaz. Eğer yaşayacağınız duyu kaybı riski size ameliyat öncesi aydınlatılmış onam sürecinde bildirilmemişse, hekim ve hastane "aydınlatma yükümlülüğünün ihlali" nedeniyle doğan maddi ve manevi zararlarınızı tazmetmekle yükümlüdür.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir