TRAFİK KAZALARINDA YAYALARIN CEZAİ SORUMLULUĞU
Trafik kazaları, modern dünyada her gün binlerce insanın yaralanmasına, sakat kalmasına veya hayatını kaybetmesine yol açan en yaygın sosyal ve hukuki kriz alanlarından biridir. Toplumda ve yerleşik kanıda, trafik kazalarından kaynaklanan cezai sorumluluğun ve kusurun neredeyse tamamen motorlu taşıt sürücülerine ait olduğu yönünde genel bir algı mevcuttur. Sürücülerin yüksek hız yapması, alkollü araç kullanması, trafik ışıklarına uymaması gibi kusurlu davranışları sıklıkla cezalandırılırken; yayaların trafikteki kuralsız hareketleri genellikle göz ardı edilmektedir. Ancak ceza hukuku, suç ve cezada adalet ile sorumluluk ilkelerini esas alır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen "Taksirle Öldürme" ve "Taksirle Yaralama" suçları, kanundaki tanımı gereği herkes tarafından işlenebilecek "genel suçlar" kategorisinde yer almaktadır. Bu durum, trafik kazalarında sadece araç kullananların değil, yayaların da cezai sorumluluğunun bulunabileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Bir yayanın, kendisine kırmızı ışık yanarken kontrolsüzce yola fırlaması, yaya geçidi olmayan otoban veya ekspres yollarda karşıdan karşıya geçmeye çalışması ya da sürücülerin manevra alanını aniden kısıtlayarak kazaya sebebiyet vermesi durumunda cezai sorumluluktan kurtulması mümkün değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun sarsılmaz emsal kararında da teyit edildiği üzere; taksirle öldürme ve yaralama suçlarının faili olmak yasal olarak engellenmemiştir ve trafik kazalarında kurallara uymayan yayaların da bu suçlardan cezalandırılması hukuken mutlak surette mümkündür.
CEZA HUKUKUNDA TAKSİR KAVRAMI VE UNSURLARI (TCK M. 22)
Türk Ceza Kanunu'nun 22. maddesinde düzenlenen "Taksir", dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın öngörülebilir neticesinin istenmeyerek gerçekleştirilmesidir. Taksirli bir suçun varlığından söz edebilmek için şu unsurların bir arada bulunması gerekir: 1. Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması, 2. Hareketin iradi (isteyerek) yapılması, 3. Neticenin istenmemiş olması, 4. Hareket ile netice arasında nedensellik bağının (illiyet bağı) bulunması, 5. Neticenin öngörülebilir olması ancak fail tarafından öngörülememiş (veya öngörülüp de istenmemiş - bilinçli taksir) olması. Trafik ortamında hem sürücüler hem de yayalar için yazılı veya yazısız "dikkat ve özen gösterme yükümlülüğü" mevcuttur. Yayalar da karayolunda hareket ederken kendilerinin ve başkalarının can güvenliğini tehlikeye atmayacak şekilde azami özen göstermekle yasal olarak yükümlüdürler.
TCK M. 85 VE 89 KAPSAMINDA "GENEL SUÇLAR" VE FAİLLİK SIFATI
Ceza hukukunda bazı suçlar sadece belirli sıfatlara sahip kişiler tarafından işlenebilir (özgü suçlar - örneğin zimmet suçunu sadece kamu görevlisi işleyebilir). Ancak TCK'nın 85. maddesinde düzenlenen "Taksirle Öldürme" ve 89. maddesinde düzenlenen "Taksirle Yaralama" suçları genel suçlardır. Kanun metinlerinde "taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi..." ve "taksirle başkasının vücuduna acı veren veya..." ifadeleri kullanılarak failin sıfatı yönünden hiçbir sınırlama getirilmemiştir. Dolayısıyla bu suçları "herkes" işleyebilir. Sürücü olmak, ehliyet sahibi olmak veya araç kullanıyor olmak taksirli suçların faili olmak için bir ön şart değildir. Yayaların da bu suçların faili olamayacaklarına dair hiçbir yasal veya mantıksal engel yoktur. Kurallara uymayan bir yayanın hareketiyle bir ölüm veya yaralanma meydana gelmişse, yaya doğrudan bu suçların faili olarak yargılanır.
YAYALARIN TRAFİKTE UYMASI GEREKEN YASAL KURALLAR
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Trafik Yönetmeliği, yayaların trafikteki haklarını düzenlediği gibi uymaları gereken sorumlulukları da katı kurallarla belirlemiştir. Kanunun 68. maddesi uyarınca yayalar; - Karşıdan karşıya geçerken yaya geçitlerini, okul geçitlerini, alt ve üst geçitleri kullanmak zorundadırlar. - Işıklı kavşaklarda yaya hitap eden trafik ışıklarına kesinlikle uymakla yükümlüdürler. - Taşıt yolunun bitişiğinde yaya yolu (kaldırım) varsa burada yürümek, yaya yolu yoksa taşıt yolunun sol kenarından (gelen trafiği görecek şekilde) yürümek zorundadırlar. - Otoyol (otoban) ve erişme kontrollü karayollarına yayaların girmesi kanunen kesinlikle yasaktır. Bu kuralların ihlali sadece idari para cezasını gerektiren birer kabahat değil; aynı zamanda bir kazaya yol açtığında ceza mahkemesinde asli kusur durumunu gösteren en büyük yasal delillerdir.
YAYANIN KUSURLU HAREKETİYLE BAŞKASININ ÖLÜMÜNE VEYA YARALANMASINA YOL AÇMASI
Trafikte yayanın kuralsız eylemi, zincirleme reaksiyonlara neden olarak feci kazaları tetikleyebilir. Örneğin; yayalara kapalı olan ve araçların saatte 120 km hızla seyrettiği bir otoyola aniden çıkan bir yaya düşünelim. Sürücü, yayaya çarpmamak için ani bir refleksle direksiyonu kırabilir, bu manevra sonucunda araç takla atabilir veya yan şeritteki başka bir araca çarpabilir. Bu kaza sonucunda araçtaki yolcular ölebilir veya ağır yaralanabilir. Somut olayda yaya fiziken hiçbir araca çarpmamış, hatta kazadan yara almadan kurtulmuş dahi olsa, karayoluna usulsüz girerek kazanın meydana gelmesine (nedensellik bağına) doğrudan sebebiyet vermiştir. Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı bu davranışı nedeniyle yaya, araçta ölen veya yaralanan kişilere karşı TCK 85 veya 89 kapsamında asli fail olarak yargılanacaktır. Hukuk düzeni, eylemiyle felakete yol açan yayanın sorumluluğunu sürücüye yüklemez.
YARGITAY CEZA GENEL KURULU KARARININ HUKUKİ ANALİZİ
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2014/67 Esas ve 2016/45 Karar sayılı ilamı, ceza hukuku literatüründe çığır açan ve adli tıp ile mahkeme uygulamalarındaki sürücü odaklı bakış açısını kökten sarsan tarihi bir karardır. Yargıtay en üst kurulu, "taksirle öldürme ve yaralama suçlarının herkes tarafından işlenebileceğini" belirterek, yayaların bu suçların faili olamayacağına dair kategorik (kesin) yargıyı kesin bir dille reddetmiştir. Kararda, yayaların da kendileri için öngörülen trafik kurallarına uymamak suretiyle kusurlu hareket etmeleri halinde, başkalarının ölümüne veya yaralanmasına neden olmaları durumunda taksirli suçlardan cezalandırılmalarının hukuken mümkün ve zorunlu olduğu tescil edilmiştir. Bu karar, ceza yargılamasında kusur sorumluluğunun şahsiliği ve adalet ilkelerinin tam olarak uygulanmasını sağlamıştır.
CEZA YARGILAMASINDA KUSUR TESPİTİ VE ADLİ TIP KURUMU (ATK) RAPORLARI
Trafik kazalarından kaynaklanan ceza davalarında mahkemeler, kusur oranlarını ve ceza sorumluluğunu belirlemek amacıyla Adli Tıp Kurumu (ATK) Trafik İhtisas Dairesi’nden veya üniversitelerin trafik kürsülerinden uzman bilirkişi heyetlerinden kusur raporları alır. Bu raporlarda kaza anı, fren izleri, araç hızı ve yayanın konumu detaylı olarak incelenir. Yayanın trafik ışığı ihlali yapıp yapmadığı, geçiş önceliği kurallarına uyup uymadığı saptanır. Eğer yayanın kurallara tamamen aykırı davrandığı ve sürücünün kazayı önlemek için yapabileceği hiçbir manevranın bulunmadığı ("kaçınılmazlık" durumu) tespit edilirse, yaya kazada tek (asli ve tam) kusurlu ilan edilir. Bu durumda sürücü hakkında beraat kararı verilirken, yaya hakkında taksirle öldürme veya yaralamadan mahkumiyet hükmü kurulur. Ceza davalarındaki bu kusur oranları, tazminat davalarının seyrini de doğrudan etkiler.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Evet, yayanın yaya geçidi olmayan bir yerde veya kırmızı ışıkta geçerek kazaya, bir başkasının ölümüne veya yaralanmasına sebep olması durumunda taksirle öldürme veya yaralama suçundan hapis cezası alması mümkündür.
Otoyollar (otobanlar) yayalara tamamen yasaktır. Otobanda aniden yola çıkan yayaya çarpan sürücünün kurallara uygun seyrettiği ve kazayı önleme imkanının olmadığı (kaçınılmazlık) durumlarda sürücüye ceza verilmez; sorumluluk tamamen yayaya aittir.
Hayır, taksirle öldürme (TCK 85) genel bir suçtur. Yayalar, inşaat sahipleri, doktorlar veya dikkatsiz eylemiyle birinin ölümüne yol açan herkes bu suçun faili olabilir.
Kazanın ardından tutulan trafik kaza tespit tutanağı, olay yeri mobese ve araç kamerası görüntüleri, tanık beyanları ve Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi'nden alınan kusur raporlarıyla yayanın kusuru ispatlanır.
Taksirle öldürme suçlarında dava zamanaşımı süresi 15 yıl; taksirle yaralama suçlarında ise eylemin niteliğine göre 8 yıldır. Soruşturma aşaması şikayete bağlı olan yaralamalarda şikayet süresi 6 aydır.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.