UYUŞTURUCU DAVALARINDA HÜKÜM TÜRLERİ
Ceza muhakemesi hukuku, devletin cezalandırma yetkisini yasal sınırlar içinde ve bireylerin temel haklarını güvence altına alarak kullanmasını düzenleyen kurallar bütünüdür. Cumhuriyet Savcılığı tarafından düzenlenen bir iddianamenin mahkemece kabul edilmesiyle başlayan kovuşturma evresi, mutlaka kanunda öngörülen resmi karar türlerinden biriyle sonuçlandırılmalıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesi, yargılama sonucunda verilebilecek "hüküm" türlerini sınırlı sayıda (numerus clausus) olacak şekilde belirlemiştir. Mahkemeler, önlerine gelen iddiaları çözüme kavuştururken bu yasal hüküm türlerinin dışına çıkamazlar. Uyuşturucu veya uyarıcı madde suçlarında sıklıkla karşılaşılan hukuki karmaşa, sanığın birden fazla bağımsız eyleminin bulunması ve bu eylemlerin hukuki nitelendirmesindeki hatalardır. Sanığın vücudundaki uyuşturucu maddenin biyolojik tahlillerle belirlenmesi ayrı bir eylemken; üzerinde paketlenmiş halde uyuşturucu madde taşırken yakalanması tamamen bağımsız, ayrı bir fiziki eylemdir. Bu iki eylemin tek bir suç kapsamında eritilerek, Ceza Muhakemesi Kanunu usul sisteminde yeri olmayan "hüküm kurulmasına yer olmadığına" şeklindeki kararlarla iddianamenin karşılıksız bırakılması ciddi bir yargısal usul hatasıdır. Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları, mahkemelerin her bir iddianameyi yasal bir hükümle (mahkumiyet, beraat vb.) nihayete erdirmesi gerektiğini ve eylemlerin bağımsızlığının hukuki sonuçlarına göre işlem yapılması zorunluluğunu net olarak ortaya koymaktadır.
CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNDA SINIRLI SAYIDA DÜZENLENEN HÜKÜM TÜRLERİ
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra mahkemece ancak beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, davanın reddi, düşme veya durma kararı verilebilir. Bu kararların her biri ceza usul hukukunda "hüküm" olarak adlandırılır. Kanun koyucu, yargısal denetimin sağlıklı yapılabilmesi ve hukuki belirliliğin korunması amacıyla hakimlerin bu hüküm türleri dışında kararlar vermesini yasaklamıştır. Uygulamada, bazı uyuşmazlıklarda mahkemelerin usul kurallarını esneterek "hüküm kurulmasına yer olmadığına" şeklinde kararlar tesis ettiği görülmektedir. Ancak bu karar türü, CMK m. 223 kapsamında düzenlenen yasal hüküm türlerinden biri değildir. Bu tür bir karar, mahkemenin önüne gelen iddianameyi ve uyuşmazlığı esastan çözmediği, yargısal denetimi imkansız kıldığı ve dosyayı askıda bıraktığı için usulen geçersizdir. Yargı organları, kendilerine sunulan her bir iddianame konusunu yasal bir hükümle karara bağlamakla kanunen yükümlüdür.
UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ VE KULLANIM AMAÇLI BULUNDURMA AYRIMI
Uyuşturucu suçlarında en kritik hukuki ayrım, failin maddeleri ticaret amacıyla mı (TCK m. 188) yoksa sadece kendi kişisel kullanımı için mi (TCK m. 191) bulundurduğudur. Bu ayrım, ispat kuralları ve uygulanacak yaptırımlar yönünden tamamen farklı rejimlere tabidir. Ticaret amacı; maddelerin miktarı, paketlenme şekli (birden çok küçük paket halinde olması), hassas terazi varlığı, sanığın ekonomik durumu ve alıcı-satıcı ilişkisini gösterir fiziki veya teknik delillerle kanıtlanır. Kullanma amacı ise, genellikle failin bağımlılık derecesi, günlük tüketim miktarları ve maddeleri saklama şekli gibi kriterlerle değerlendirilir. Ceza mahkemesi, sanığın üzerinde ele geçirilen paketlerin niteliğini ve miktarını incelerken, uyuşturucu ticareti kastının bulunup bulunmadığını şüpheye yer bırakmayacak kesinlikte saptamalıdır. Ticaret amacı kesin delillerle ispatlanamadığı takdirde, uyuşturucuların sadece kişisel kullanım sınırları içinde bulundurulduğunun kabulü ceza hukukunun temel prensiplerinin bir gereğidir.
BİYOLOJİK TESTLER VE FİZİKİ ARAMADA ELE GEÇEN MADDELERİN FARKI
Ceza soruşturmalarında delillerin elde ediliş biçimleri ve temsil ettikleri eylemler birbirlerinden ayrıştırılmalıdır. Bir sanığın uyuşturucu madde kullandığı iddiası yönünden, kan, idrar veya saç örnekleri üzerinde yapılan adli biyolojik tahliller doğrudan tüketim eylemini kanıtlar. Bu tahlil sonuçları, sanığın geçmişte uyuşturucu maddeyi vücuduna aldığını gösteren kesin bilimsel bulgulardır ve münhasıran kullanmak için uyuşturucu bulundurma suçunun konusunu oluşturur. Buna karşın, sanığın üzerinde, evinde veya aracında yapılan fiziki aramalarda paketlenmiş halde uyuşturucu maddelerin ele geçirilmesi, biyolojik tahlillerden tamamen bağımsız, yeni ve fiziki bir zilyetlik eylemidir. Bu iki eylemin zaman, mekan ve nesne yönünden farklılıkları göz önüne alındığında, her birinin kendi hukuki şartları dairesinde bağımsız olarak yargılanması gerekir. Fiziki aramada ele geçen maddelerin varlığı, biyolojik tahlillerin uzantısı olarak kabul edilip tek bir eylemmiş gibi askıya alınamaz. Her eylemin cezai karşılığı veya beraat gerekçesi kendi dosyasında ayrı ayrı tartışılmalıdır.
ERTELEME KARARININ YENİ BİR SUÇ EYLEMİNE ETKİSİ VE SINIRLARI
Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan (TCK m. 191) hakkında ilk defa soruşturma yürütülen kişiler hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından beş yıl süreyle "kamu davasının açılmasının ertelenmesi" (erteleme) kararı verilir. Bu erteleme süresi içinde şüpheliye denetimli serbestlik yükümlülükleri uygulanır. Ancak erteleme kararı, şüphelinin bu süre zarfında işleyebileceği tüm uyuşturucu suçlarını kapsayan genel bir koruma kalkanı veya dokunulmazlık sağlamaz. Şüphelinin erteleme kararından sonraki bir tarihte, üzerinde uyuşturucu paketleriyle yakalanması durumu, tamamen bağımsız ve yeni bir eylemdir. İddia makamı, bu yeni yakalanma eyleminin niteliğine göre (örneğin paket sayısı ve miktarı gözeterek) ticaret amacıyla uyuşturucu bulundurma suçundan yeni bir kamu davası açabilir. Mahkeme, bu yeni davada uyuşturucu ticareti iddiasını esastan incelemekle yükümlüdür. Önceki erteleme kararının varlığı, yeni açılan davanın usulen incelenmesini veya karara bağlanmasını engelleyen bir "durma" veya "hüküm kurulmasına yer olmadığı" gerekçesi yapılamaz.
TİCARET AMACI KANITLANAMAYAN MADDELER HAKKINDA BERAAT USULÜ
Uyuşturucu madde ticareti yapmakla (TCK m. 188) suçlanarak hakkında kamu davası açılan bir sanığın yargılaması sırasında, ele geçirilen uyuşturucuları satmak veya başkalarına devretmek amacıyla bulundurduğuna dair yeterli, kesin ve inandırıcı delil elde edilemeyebilir. Bu durumda ceza mahkemesinin yapması gereken usuli işlemler net ve emredicidir. Mahkeme, uyuşturucu ticareti suçunun unsurlarının oluşmadığı ve ticaret kastının kanıtlanamadığı gerekçesiyle sanık hakkında ticaret suçundan beraat (aklanma) kararı vermelidir. Ancak ele geçirilen maddeler aynı zamanda kullanmak için uyuşturucu bulundurma suçunun (TCK m. 191) da delili niteliğinde ise, mahkeme bu uyuşturucuları yok sayamaz. Doğru usul, ticaret suçundan beraat kararı verildikten sonra, ele geçen maddelerin kullanma suçu kapsamında değerlendirilmesi için kararın bir örneğinin ve delillerin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesidir. Böylece, hem ticaret suçuna ilişkin iddianame beraat hükmüyle karara bağlanmış olur hem de kullanma suçuna ilişkin önceki erteleme dosyasıyla bu yeni delillerin birlikte değerlendirilmesi sağlanarak usuli uyum korunur.
MAHKEMENİN İDDİANAME KAPSAMINDAKİ HÜKÜM KURMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ
Ceza adalet sisteminin işleyişi, iddianame ile mahkemeye sunulan uyuşmazlığın adil bir şekilde çözülmesi esasına dayanır. Mahkemenin kendisine sunulan bir iddianameyi yanıtsız bırakması, yani sanığın eylemi hakkında kabul edilebilir resmi bir hüküm kurmaktan kaçınması hukuken kabul edilemez. Yargıtay kararında da belirtildiği üzere, Bölge Adliye Mahkemesi veya ilk derece mahkemesinin, uyuşturucu ticareti iddiasını esastan karara bağlamak yerine, yasal olmayan "hüküm kurulmasına yer olmadığına" şeklindeki bir kararla dosyayı sonlandırması usul hukuku kurallarının ağır bir ihlalidir. Bu tür kararlar, temyiz veya istinaf kanun yolu denetimine elverişli bir "hüküm" niteliği taşımadığından, Yargıtay tarafından incelenmeksizin ilgili daireye iade edilir. Mahkemeler, kanunun kendilerine yüklediği yargılama ve karar verme görevini eksiksiz yerine getirmekle mükelleftir. Her iddianame, sanığın suçluluğu veya suçsuzluğu hakkında yasal hüküm türlerinden biriyle (beraat, mahkumiyet vb.) cevaplandırılmalı ve hukuki askıda kalma durumlarına izin verilmemelidir.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Hayır. CMK m. 223 kapsamında sınırlı sayıda sayılan hüküm türleri arasında bu karar yer almamaktadır. Mahkeme davayı mutlaka beraat, mahkumiyet, düşme veya durma gibi yasal bir hükümle bitirmelidir.
Hayır. Biyolojik tahlillerde uyuşturucu çıkması tüketim eylemidir (kullanma suçu). Üzerinde fiziki olarak uyuşturucu paketleriyle yakalanması ise tamamen bağımsız ikinci bir eylem olup, ticaret veya kullanma suçunun konusunu oluşturabilir.
Mahkeme, uyuşturucu ticareti suçundan beraat kararı vermelidir. Ele geçirilen uyuşturucuların kullanma suçu kapsamında değerlendirilmesi için ise karar örneğini Cumhuriyet Başsavcılığına göndermelidir.
Erteleme kararı yeni eylemleri kapsamaz. Kişinin yeni eylemi hakkında uyuşturucu ticareti veya kullanma suçundan bağımsız yeni bir kamu davası açılabilir ve yargılaması yapılır.
Bu durum usul hukukuna aykırıdır. Temyiz merci olan Yargıtay, bu tür kararları "temyize konu bir hüküm bulunmadığı" gerekçesiyle esasa girmeden mahkemesine iade eder.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Danıştay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.