avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Şişman Hukuk Bürosu Emsal Kararlar

ZİNCİRLEME UYUŞTURUCU TİCARETİ VE İKRAR

Ceza muhukuku yargılamasının temel amacı, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak biçimde maddi gerçeğe ulaşmaktır. Toplum sağlığını, kamu düzenini ve bireyin fiziki bütünlüğünü doğrudan tehdit eden uyuşmazlıklar arasında uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçları özel bir yere sahiptir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda bu suçlar için oldukça ağır hapis cezaları öngörülmüş, kanun koyucu kamusal tehlikenin boyutunu azaltmak amacıyla yargılama usullerine ve ispat kriterlerine sıkı şartlar bağlamıştır. Uyuşturucu madde ticareti yargılamalarında sıklıkla karşılaşılan hukuki sorunların başında, suçun birden fazla kez işlenip işlenmediği, yani "zincirleme suç" (TCK m. 43) hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığı gelmektedir. Failin cezalandırılabilmesi veya cezasında artırıma gidilebilmesi için her bir eylemin somut, bilimsel ve yasal delillerle şüpheye yer vermeyecek şekilde kanıtlanması gerekir. Ceza hukukunun en temel prensiplerinden biri olan "şüpheden sanık yararlanır" (in dubio pro reo) ilkesi gereğince, varsayımlara, soyut beyanlara veya teknik olarak doğruluğu ispatlanamamış verilere dayanılarak sanık aleyhine hüküm kurulamaz. Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticaretinde ceza artırımına neden olan zincirleme suç uygulamasında, sadece telefon tapeleri veya HTS kayıtları yeterli görülmemektedir. Eylemin maddi olarak gerçekleştiğinin tespiti için alıcıda uyuşturucu maddenin ele geçirilmesi ve bu maddenin kimyasal yapısının tahlil edilmesi zorunludur. Benzer şekilde, uyuşturucu madde ticareti yapmakla suçlanan sanıkların, daha ağır olan bu suçun cezasından kurtulmak amacıyla uyuşturucu kullandıklarına yönelik beyanları (soyut ikrar), teknik ve bilimsel analizlerle desteklenmedikçe kullanmak için uyuşturucu bulundurma suçundan mahkumiyet hükmüne esas alınamaz.

UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ VE ZİNCİRLEME SUÇ İLİŞKİSİ

Türk Ceza Kanunu'nun 43. maddesinin birinci fıkrası, bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda faile tek ceza verilerek bu cezanın belirli oranda artırılmasını öngören zincirleme suç müessesesini düzenlemektedir. Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti suçunda korunan hukuki değer doğrudan toplum sağlığı ve kamu düzeni olduğundan, suçun mağduru toplumu oluşturan tüm bireyler, yani kamudur. Dolayısıyla uyuşturucu madde ticareti suçunun farklı zamanlarda birden fazla kişiye karşı işlenmesi durumunda zincirleme suç hükümleri uygulanabilmektedir. Ancak zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için her bir satış veya devir eyleminin kendi içinde tüm suç unsurlarını barındırması ve şüpheye yer bırakmayacak netlikte kanıtlanması şarttır. Yani, failin birinci eylemi kanıtlanmışken, ikinci veya üçüncü eylemlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği hususunda hukuki bir şüphe mevcutsa, fail hakkında sadece kanıtlanan tek bir eylem üzerinden ceza verilmeli, zincirleme suç kapsamında artırım yoluna gidilmemelidir. Ceza adaletinin sağlanması, varsayımsal artırımların önüne geçilmesi ve sanığın hak ettiği adil ceza sınırları içinde kalması açısından bu husus hayati önem taşır. Aksi bir uygulama, masumiyet karinesini ve kusur ilkesini ağır biçimde zedeleyecektir.

TELEFON GÖRÜŞMELERİNİN DELİL NİTELİĞİ VE SINIRLARI

Uyuşturucu madde ticareti soruşturmalarında kolluk kuvvetleri tarafından sıklıkla başvurulan delil elde etme yöntemi, Hukuk Muhakemeleri ve Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca hakim kararıyla uygulanan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasıdır. Telefon görüşmeleri (tapeler), şüphelilerin suç ortaklarıyla veya uyuşturucu alıcılarıyla kurdukları irtibatı göstermesi açısından önemli birer delil başlangıcı veya belirtidir. Ancak ceza muhakemesi hukuku dogmatiğinde telefon konuşmaları tek başına maddi bir suçun işlendiğinin kesin kanıtı olamaz. Uyuşturucu ticaretinde tarafların telefonda uyuşturucu alışverişine dair şifreli veya açık konuşmalar yapması, o eylemin fiilen tamamlandığı anlamına gelmez. Taraflar anlaşmış ancak teslimat aşamasına geçilmemiş, alıcı vazgeçmiş ya da buluşma gerçekleşmemiş olabilir. İletişimin dinlenmesi yoluyla elde edilen veriler, mutlaka somut olaydaki diğer maddi delillerle desteklenmelidir. Yargıtay'ın istikrarlı kararlarında belirtildiği üzere, telefon görüşmelerinde geçen kelimelerin hukuki olarak uyuşturucu madde ticareti niyetini ortaya koyması, fiilen uyuşturucunun teslim edildiğini ve ticaretin tamamlandığını tek başına ispatlamaz. Konuşmaların ötesinde, suçun maddi unsurunu oluşturan fiili bir uyuşturucu aktarımının gerçekleştiğine dair somut olguların mahkemeye sunulması gerekir.

FİZİKİ TAKİP VE MADDENİN ELE GEÇİRİLME ZORUNLULUĞU

Uyuşturucu madde ticareti suçunun zincirleme şekilde işlendiğinin kabulü için telefon görüşmelerini doğrulayan fiziki takiplerin yapılması ve bu takipler neticesinde suç konusu maddenin ele geçirilmesi zorunludur. Fiziki takip, şüphelilerin dış dünyadaki hareketlerinin, buluşmalarının ve alışveriş anlarının kolluk görevlilerince izlenmesi ve tutanağa bağlanmasıdır. Tapelerde geçen uyuşturucu ticaretine ilişkin konuşmaların ardından yapılan fiziki takipte, alıcı olduğu iddia edilen kişinin durdurulması, üzerinde veya aracında arama yapılması ve bu aramada uyuşturucu maddenin ele geçirilmesi gerekir. Maddi delil olarak uyuşturucu madde ele geçirilemediği takdirde, suçun en temel maddi unsuru olan "suç konusu nesne" eksik kalacaktır. Ele geçirilemeyen bir maddenin hukuken uyuşturucu veya uyarıcı nitelikte olup olmadığı bilinemez. Ceza yargılamasında hiçbir madde, laboratuvar analizi yapılmadan sadece tarafların beyanı veya telefon konuşmalarındaki nitelendirmelerle "uyuşturucu" olarak kabul edilemez. Kriminal inceleme (Adli Tıp Kurumu veya Kriminal Polis Laboratuvarı raporu) ile ele geçen maddenin uyuşturucu olduğu kesinleşmedikçe, suçun işlendiği kabul edilemeyeceğinden, bu eylem zincirleme suç uygulamasında bir halka olarak hesaba katılamaz. Dolayısıyla fiziki takip ve el koyma işlemi, uyuşturucu davalarında ispat standartlarının en önemli halkasıdır.

KULLANMAK İÇİN UUYUŞTURUCU BULUNDURMA VE SOYUT İKRAR

Uyuşturucu madde ticareti yapmakla suçlanan sanıklar, gözaltına alındıklarında ya da mahkeme huzurunda ifade verirken, uyuşturucu ticareti gibi çok ağır cezası olan bir suçtan kurtulmak veya cezayı hafifletmek amacıyla "ben satıcı değilim, kullanıcıyım" şeklinde beyanda bulunabilmektedir. Hukukta bu durum, sanığın kendi aleyhine olan bir suç vakasını kabul etmesi yani "ikrar" olarak adlandırılır. Ancak ceza muhakemesinde ikrar, delillerin kralı olmadığı gibi, hakimi bağlayan mutlak bir delil de değildir. Özellikle sanığın daha ağır bir suç olan uyuşturucu ticaretinden (TCK m. 188) kurtulmak, suç vasfını kendi lehine değiştirmek amacıyla uyuşturucu kullandığını beyan etmesi (soyut ikrar), hayatın olağan akışına göre şüpheyle yaklaşılması gereken bir savunmadır. Ceza mahkemesi, sanığın bu yöndeki beyanını doğrudan doğruya kabul ederek kullanmak için uyuşturucu bulundurma suçundan (TCK m. 191) mahkumiyet kararı veremez. Maddi gerçeğin araştırılması ilkesi gereğince, sanığın uyuşturucu kullanıp kullanmadığı hususu soyut beyanından bağımsız olarak, somut kanıtlarla ve bilimsel yöntemlerle araştırılmalıdır. Sanığın üzerinde kullanım sınırları içinde uyuşturucu bulunamamışsa ve uyuşturucu kullandığı bilimsel olarak kanıtlanamamışsa, sadece kendini kurtarmaya yönelik soyut ikrarına dayanılarak mahkumiyet hükmü kurulması ceza usul hukukunun temel ilkelerine aykırılık teşkil eder.

TIP HUKUKU YÖNTEMLERİYLE KULLANIMIN TESPİTİ GEREKLİLİĞİ

Bir kişinin uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanıp kullanmadığının tespiti, günümüz tıp biliminin ulaştığı imkanlar çerçevesinde kesin olarak belirlenebilen objektif bir durumdur. Ceza yargılamasında bir sanığın uyuşturucu kullandığı iddiasıyla cezalandırılabilmesi için tıp hukuku ve adli tıp yöntemlerine başvurulması zorunludur. - **Biyolojik Analizler:** Şüphelinin kan, idrar veya saç örneklerinin laboratuvar ortamında toksikolojik analizlere tabi tutulması gerekir. Bu analizler (örneğin idrarda uyuşturucu tarama testleri), uyuşturucu etken maddelerinin vücutta bulunup bulunmadığını bilimsel kesinlikle ortaya koyar. - **Süre Kriteri:** Uyuşturucu maddelerin vücuttan atılma süreleri sınırlı olduğundan, yakalanma anından hemen sonra bu tıbbi testlerin yapılması ispat gücü açısından elzemdir. Eğer sanık hakkında hiçbir biyolojik test yapılmamış, idrar veya kan örneği alınmamış ve vücudunda uyuşturucu maddeye rastlandığına dair adli tıp raporu dosyaya sunulmamışsa, sanığın uyuşturucu kullandığı tıbben kanıtlanamamış demektir. Tıbbi kanıtların bulunmadığı bir senaryoda, sanığın salt "kullanıcıyım" şeklindeki beyanı mahkemece mahkumiyete esas alınamaz ve şüphe sanık lehine değerlendirilerek beraat kararı verilmelidir.

CEZA YARGILAMASINDA ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ

Ceza muhakemesinin en köklü ve evrensel ilkelerinden biri olan "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi, insan haklarına dayalı hukuk devletinin temel taşlarındandır. Bu ilkeye göre, bir suçun işlenip işlenmediği veya suçun unsurlarının ya da ağırlaştırıcı nedenlerinin oluşup oluşmadığı konusunda ufak dahi olsa bir şüphe mevcutsa, bu şüphe sanık lehine yorumlanarak karar verilmelidir. Ceza mahkumu olmak, bireyin özgürlüğünü sınırlandıran son derece ağır bir yaptırım olduğundan, mahkumiyet kararı ihtimallere veya şüpheli durumlara dayandırılamaz. İncelenen Yargıtay kararında da belirtildiği üzere, uyuşturucu madde ticareti suçunda zincirleme suç hükümlerinin uygulanması için gereken somut fiziki takibin yapılmaması, satın alan kişilerden uyuşturucunun ele geçirilerek tahlil edilmemesi birer şüphe sebebidir. Benzer şekilde, uyuşturucu kullanımı iddiasında tıbbi tahlillerin eksikliği de şüphe oluşturur. Yargıtay bu gibi durumlarda eksik incelemeyle, varsayımlarla kurulan mahkumiyet hükümlerini bozarak şüphe ilkesinin ceza yargılamasındaki mutlak egemenliğini bir kez daha teyit etmiştir. Yargı organları, cezalandırma aşamasında şüpheyi tamamen yok edecek düzeyde kesin delillere ulaşmakla yükümlüdür.

SORU – CEVAP BÖLÜMÜ

1. Sadece telefon dinleme kayıtlarına (tapelere) dayanılarak zincirleme suç cezası verilebilir mi?

Hayır, verilemez. Telefon görüşmelerinde geçen uyuşturucu ticareti iddialarının, fiili fiziki takip yapılarak doğrulanması ve alıcılardan uyuşturucu maddenin ele geçirilmesi şarttır. Aksi halde zincirleme suç hükümleri uygulanamaz.

2. Ele geçirilemeyen uyuşturucu madde için uyuşturucu ticareti suçu oluşur mu?

Suç konusu madde ele geçirilip analiz edilmedikçe, kimyasal olarak uyuşturucu olup olmadığı tespit edilemeyeceğinden, o eyleme dayanılarak uyuşturucu madde ticareti veya zincirleme suç kapsamında ceza artırımı yapılamaz.

3. Sanığın mahkemedeki "uyuşturucu kullanıyorum" beyanı tek başına cezalandırılması için yeterli midir?

Yeterli değildir. Sanığın uyuşturucu madde kullandığına dair beyanı (ikrarı) soyut niteliktedir. Bu beyanın kan, idrar veya saç analizi gibi teknik tıp yöntemleriyle desteklenmesi ve uyuşturucu kullandığının tıbben kanıtlanması gerekir.

4. Uyuşturucu kullanma tespiti için yapılan tıbbi tahliller ne kadar süre içinde yapılmalıdır?

Uyuşturucu maddelerin biyolojik sistemlerde kalış süreleri sınırlı olduğundan, şüphelinin yakalanmasının ardından gecikmeksizin kan ve idrar örneklerinin alınarak adli laboratuvarlara gönderilmesi gerekmektedir.

5. Zincirleme uyuşturucu ticareti suçu kabul edilmezse sanık hiç mi ceza almaz?

Eğer sanığın tek bir uyuşturucu satma eylemi somut delillerle kanıtlanmışsa, sanık uyuşturucu madde ticareti suçunun temel cezasını alır. Ancak birden fazla eylem kanıtlanamadığı için zincirleme suç nedeniyle cezasında artırım yapılmaz.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Danıştay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.

Yargıtay 20. Ceza Dairesi 2016/2535 E., 2017/4451 K. Karar Tarihi: 13.09.2017
"İçtihat Metni" Mahkeme : Ağır Ceza Mahkemesi Suçlar : 1-Uyuşturucu madde ticareti yapma 2-Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma Hükümler : 1-Sanıklar ... ve ... için uyuşturucu madde ticareti yapma ve kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan mahkumiyet 2-Sanıklar ..., ve ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma ve kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan beraat 3-Sanık ... hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan beraat Dosya incelendi. GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ : A- Sanıklar ..., ... ve ..., hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan verilen beraat kararına ilişkin yapılan temyiz incelemesinde; Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşıldığından; Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, B-Sanıklar ..., ... ve ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen beraat kararına yönelik hükümlere ilişkin yapılan temyiz incelemesinde; Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşıldığından; Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, C- Sanıklar ..., ... ve ... hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan verilen beraat kararına ilişkin yapılan temyiz incelemesinde; Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşıldığından; Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, D-Sanıklar ... ve ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçuna ilişkin verilen mahkumiyet hükmünün incelemesinde; Sanıkların ... ve ...'e uyuşturucu madde sattıkları, bu sanıkların beyanı, ile ev ve üzerlerinde yapılan aramalarda ele geçen uyuşturucu madde ile sabit olduğu ancak TCK' nın 43. maddesinin uygulanmasını gerektirir telefon görüşmelerini doğrulayan fiziki takip yapılıp satın alan kişilerde uyuşturucu madde ele geçirilemediğinden ve bu maddenin uyuşturucu olup olmadığı tespit edilemediğinden, sanıklar hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşmadığı gözetilmeden TCK'nın 43. maddesi uygulanmak suretiyle cezanın arttırılması, Kanuna aykırı, sanıklar ... ve ...'in temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA, E-Sanıklar ... ve ... hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Sanıkların uyuşturucu madde ticareti yapma suçu nedeniyle ifadeleri alınırken, uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarını gizlemek ve cezasından kurtulmak için uyuşturucu madde kullandıklarını söyledikleri, sanıkların uyuşturucu madde kullandıkları teknik yöntemlerle belirlenmediği, gözetilmeden atılı suçtan beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi, Kanuna aykırı, sanıklar ... ve ...'in temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA, 13.09.2017 tarihinde oy birliği ile karar verildi.