VEKALETSİZ İŞ GÖRME VE ZAMANAŞIMI
Borçlar hukukunun en karmaşık, teorik ve aynı zamanda günlük ticari hayatta en sık karşılaşılan kurumlarından biri, Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 526-531. maddeleri arasında düzenlenen "Vekaletsiz İş Görme" (benevolent intervention in another's affairs / negotiorum gestio) ilişkisidir. Vekaletsiz iş görme; bir kişinin, aralarında hiçbir vekalet, sözleşme veya yasal yükümlülük bulunmaksızın, başka bir kişinin işini onun menfaatine veya hukuka aykırı olarak kendi menfaatine yönetmesi durumunu ifade eder. Özellikle inşaat, taşeronluk veya kamu ihalelerinde sıklıkla karşılaşıldığı üzere, yüklenicinin (müteahhidin) sözleşmede kararlaştırılan işin dışına çıkarak "sözleşme fazlası işler" yapması veya taraflar arasında henüz hiçbir yazılı sözleşme imzalanmamış olmasına rağmen fiilen işe başlanıp "sözleşmesiz işler" üretilmesi halinde, yapılan bu ekstra işlerin bedelinin kimden talep edileceği ve bu talebin hangi zamanaşımı süresine tabi olacağı devasa bir hukuki ihtilaf kaynağıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) özel hukuk ve sözleşmeler teorisine yön veren bu tarihi emsal kararı; vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca yapılan iş bedelinden, sözleşme fazlası işlerde fazla işten doğrudan yararlanan gerçek, özel hukuk tüzel kişisi veya kamu kuruluşunun; sözleşmesiz işlerde ise yapılan işlerden fiilen yararlanan ve kullanan kişi/kurumların sorumlu olduğunu tescil etmiştir. Kurul ayrıca; gerek eski Borçlar Kanunu'nda gerekse yeni TBK'da vekaletsiz iş görmeye özgü bir zamanaşımı süresi düzenlenmediği için, bu davalarda genel zamanaşımı süresi olan on (10) yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini hükme bağlamıştır.
Uygulamada yerel mahkemeler, sözleşmesiz veya sözleşme dışı yapılan işlerin bedelinin iadesi davalarını sıklıkla "Sebepsiz Zenginleşme" (TBK m. 77) olarak nitelendirmekte ve bu nedenle sebepsiz zenginleşmenin tabi olduğu 2 yıllık kısa zamanaşımı süresini işleterek davaları zamanaşımından reddetmektedir. Bu hatalı nitelendirme, hakkı olan bedeli alamayan iş görenler için fahiş hak kayıplarına yol açmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, vekaletsiz iş görmenin sebepsiz zenginleşmeden bağımsız, kendine özgü (sui generis) bir borç ilişkisi olduğunu ve kanunda özel bir süre öngörülmediği için TBK'nın 146. maddesindeki (Eski BK m. 125) 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabi kılınması gerektiğini netleştirmiştir. Hukuk Genel Kurulu'nun bu birleştirici ve yol gösterici denetimi, iş yapan yüklenicilerin, esnafların ve hizmet sağlayıcıların haklarını korurken, haksız zenginleşen kurum ve kişilerin zamanaşımı arkasına sığınarak borçtan kurtulmalarına set çekmiştir.
VEKALETSİZ İŞ GÖRMENİN HUKUKİ ESASI
Vekaletsiz iş görme, TBK'da sözleşme ve haksız fiilin yanı sıra bağımsız bir borç kaynağı olarak kabul edilmiştir. İş gören, iş sahibinin menfaatine uygun olarak işi yönetmekle yükümlüdür.
Vekaletsiz iş görmenin gerçekleşebilmesi için; başkasına ait bir işin bulunması, bu işi yönetme yönünde bir niyetin (animus negotii alieni gerendi) bulunması, iş gören ile iş sahibi arasında bir sözleşme veya kanuni temsil yetkisinin bulunmaması ve iş sahibinin açık veya örtülü bir yasaklamasının olmaması gerekir. Hukuk, bu şartlar altında başkası için iyi niyetle fedakarlıkta bulunan kişiyi korumayı amaçlar.
SÖZLEŞME FAZLASI İŞLERİN SORUMLUSU
İnşaat ve eser sözleşmelerinde yükleniciler, iş sahibinin talebiyle veya işin doğası gereği zorunlu olarak sözleşme kapsamı dışında ek imalatlar (sözleşme fazlası işler) yapabilmektedirler.
Yargıtay kararına göre; sözleşme fazlası yapılan bu ekstra işlerin bedelinden doğrudan "sözleşmenin tarafı olan ve bu fazla işten yararlanan" gerçek kişi, özel hukuk tüzel kişisi (şirket, dernek vb.) veya kamu kuruluşu (belediye, bakanlık vb.) sorumludur. Yararlanan taraf, "Benim sözleşmemde bu yazmıyordu" diyerek işin bedelini ödemekten kaçınamaz; zira yapılan iş onun malvarlığını zenginleştirmiş ve işine yaramıştır.
SÖZLEŞMESİZ İŞLERDE YARARLANANIN SORUMLULUĞU
Bazı durumlarda taraflar arasında hiçbir yazılı veya sözlü sözleşme akdedilmeden, doğrudan fiili bir iş görme süreci başlayabilir. Bu durumda hukuki ilişki doğrudan "sözleşmesiz iş görme" niteliğindedir.
Sözleşme olmaksızın yapılan işlerde bedelin sorumlusu, iş görenin yaptığı bu işlerden doğrudan "yararlanan ve bunları kullanan" kişi ve kuruluşlardır. Örneğin, bir binanın hasar gören çatısını malikin haberi olmadan rüzgar uçurmasın diye tamir eden komşu, vekaletsiz iş görendir. Bu işten yararlanan ve binayı kullanan malik, tamir masraflarını iş görene ödemek zorundadır. Sorumluluk, yararlanma ve kullanma olgusu üzerine kuruludur.
ON YILLIK GENEL ZAMANAŞIMI UYGULAMASI
Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi (Eski BK m. 125) genel kuralı belirler: "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her dava on yıllık zamanaşımına tabidir."
Kanun koyucu, vekaletsiz iş görme başlığı altında (TBK m. 526-531) zamanaşımına dair özel bir sınırlayıcı süre (2 yıl, 5 yıl vb.) belirlememiştir. Usul hukukunun en temel kurallarından biri uyarınca, kanunda özel bir süre tayin edilmeyen her türlü alacak ve tazminat davasında genel zamanaşımı süresi uygulanır. Yargıtay HGK, bu genel kuralı hatırlatarak vekaletsiz iş görme davalarında 10 yıllık sürenin uygulanacağını kesinleştirmiştir.
SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME VE FARKLI SÜRELER
Sebepsiz Zenginleşme (TBK m. 77-82), haklı bir sebep olmaksızın başkasının zararına zenginleşen kişinin bu zenginleşmeyi geri verme yükümlülüğüdür. Sebepsiz zenginleşmede zamanaşımı süresi, zararın öğrenilmesinden itibaren 2 yıl ve herhalde 10 yıldır.
Yerel mahkemelerin en sık düştüğü hata, vekaletsiz iş görmeyi sebepsiz zenginleşmeyle karıştırarak 2 yıllık kısa süreyi uygulamaktır. Oysa vekaletsiz iş görmede, taraflar arasında yasal bir "iş görme" ilişkisi doğar ve bu ilişki sebepsiz zenginleşmeden çok vekalet sözleşmesine benzer. Bu nedenle, 2 yıllık kısa sürenin uygulanması hukuken imkansızdır; 10 yıllık süre masum iş görenin hak arama süresini genişleten adil bir çözümdür.
HUKUK GENEL KURULUNUN ZAMANAŞIMI TAYİNİ
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun bu emsal kararı, sözleşme dışı iş yapan tüm yüklenicilerin ve iş görenlerin alacak haklarını zamanaşımı ölümünden kurtaran devasa bir hukuki güvencedir. Karar, ticaret ve borçlar hukukunun anayasası niteliğindedir.
Bu karar sayesinde, belediyelere, kamu kurumlarına veya özel şirketlere sözleşme dışı iş yapan ancak bürokratik engeller veya oyalama taktikleri nedeniyle 2 yıl içinde dava açamayan yükleniciler, 10 yıllık geniş süre içinde haklarını arama imkanına kavuşmuşlardır. Adalet sistemi, emek veren ve değer üreten iş görenlerin haklarını, sürelere kurban etmeyerek hakkaniyetle korumaya devam etmektedir.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun emsal kararına göre, sözleşme fazlası veya sözleşmesiz yapılan işler 'vekaletsiz iş görme' hükümlerine tabidir ve bu davalarda 10 yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanır. İşin yapılıp belediye tarafından kullanılmaya başlandığı tarihten itibaren 10 yıl içinde dava açabilirsiniz.
Hayır, kesinlikle yanlıştır. Mahkemenin bu nitelemeyi yaparak davayı 2 yıllık süreden reddetmesi Yargıtay kararlarına göre fahiş bir bozma nedenidir. Karara karşı istinaf yoluna başvurup Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2636 E. sayılı kararını sunarak 10 yıllık sürenin uygulanması gerektiğini belirtmelisiniz.
Evet, alabilirsiniz. Vekaletsiz iş görme hükümlerine göre, yapılan ek iş karşı tarafın işine yaradıysa, malvarlığını artırdıysa ve karşı taraf bu işi fiilen yararlanarak kullanıyorsa (örneğin ek binayı kullanıyorsa), işi istemediğini söylese dahi yapılan işin bedelini size ödemekle yükümlüdür.
Bedel sizin keseceğiniz faturaya göre değil, mahkemece atanacak bilirkişiler marifetiyle hesaplanır. Bilirkişiler, ek işlerin yapıldığı tarihteki serbest piyasa rayiçlerine göre (malzeme + işçilik bedeli olarak) adil bir imalat bedeli hesaplar ve mahkeme bu bedelin ödenmesine karar verir.
Evet, geçerlidir. Vekaletsiz iş görme hükümleri ve 10 yıllık genel zamanaşımı süresi hem gerçek kişiler, hem şirketler (özel hukuk tüzel kişileri) hem de belediyeler/bakanlıklar (kamu kuruluşları) arasındaki tüm sözleşmesiz ve sözleşme fazlası iş ilişkilerinde aynen uygulanır.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir