VEKİLİN YEMİNİ REDDETME YETKİSİ
Yargılama sürecinde ispat yükü altında kalan tarafın, elinde başka hiçbir yazılı delil kalmadığında başvurduğu "son çare" yemindir. Yemin teklifi, karşı tarafın vicdanına ve dürüstlüğüne yapılan hukuki bir çağrıdır. Ancak bu çağrının muhatabı kimdir? Avukatın, müvekkili adına her türlü beyanda bulunma yetkisi olduğu düşünülse de, "yemin" gibi kişinin manevi dünyasını ve şahsi sorumluluğunu ilgilendiren konularda hukuk çok katı sınırlar çizer. Bir avukatın mahkeme kürsüsünde "Müvekkilim yemin etmeyi reddediyor" demesi, sadece bir sözden ibaret değildir; bu beyan davanın kaybedilmesine yol açabilecek kadar ağır bir usuli sonuç doğurur. İşte bu yüzden, kanun koyucu bu tür "kritik" işlemler için vekaletnamede açıkça belirtilmiş bir **özel yetki** arar. Özel yetkisi olmayan bir vekilin yemin konusundaki beyanı, hukuk aleminde bir yankı bulamaz.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, yemin "şahsa sıkı sıkıya bağlı" bir haktır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 74 uyarınca, vekilin yemin teklif etmesi, teklif edilen yemini kabul etmesi, reddetmesi veya iadesi için vekaletnamesinde özel bir ibare bulunması yasal zorunluluktur. Eğer vekilin böyle bir yetkisi yoksa, mahkemenin görevi "Vekil reddetti, konu kapandı" demek değil; yemin teklifini bizzat asile (müvekkile) tebliğ ederek onun iradesini sormaktır. Vekilin yetkisizce yaptığı bir reddin, davanın aleyhe sonuçlanmasına temel yapılması ağır bir usul ihlalidir. Bu makalemizde, hukukta yemin delilinin mahiyetini, vekaletnamede özel yetki kavramını, HMK 74 uyarınca vekilin sınırlarını ve Yargıtay’ın "asile tebligat zorunluluğu" üzerine kurulu güncel bozma kriterlerini akademik bir perspektifle ele alacağız.
HUKUKTA YEMİN DELİLİ NEDİR?
Yemin, bir tarafın davanın çözümü bakımından önemli olan ve kendisinden kaynaklanan bir vakıa hakkında, mahkeme huzurunda ve kutsal değerler üzerine yaptığı bir beyandır. Yemin, kesin bir delildir; yani üzerine yemin edilen bir vakıa artık mahkemece "ispatlanmış" kabul edilir.
İspat yükü kendisine düşen taraf, iddiasını başka delillerle (tanık, belge vb.) kanıtlayamazsa, karşı tarafa yemin teklif edebilir. Karşı taraf yemin ederse dava biter; yemin etmekten kaçınırsa (redderse), yemin konusu vakıanın "karşı tarafın lehine olduğu" kabul edilir.
ŞAHSA SIKI SIKIYA BAĞLI HAKLAR
Hukukta bazı haklar vardır ki, bunlar kişinin kişiliğini, maneviyatını ve vicdanını doğrudan ilgilendirir. Yemin de bu haklardan biridir. Kimsenin yerine "vicdan azabı" çekilemeyeceği gibi, kimsenin yerine "yemin" de edilemez. Bu nedenle yemin, kural olarak asilin bizzat yerine getirmesi gereken bir işlemdir.
Vekil (avukat), müvekkilinin mali çıkarlarını korur ancak müvekkilinin vicdanı üzerinde tasarrufta bulunamaz. İşte bu manevi bağ nedeniyle, yemini kabul etmek veya reddetmek gibi sonuçları çok ağır olan işlemler, "şahsa sıkı sıkıya bağlı" kabul edilir.
HMK 74 VE ÖZEL YETKİ ZORUNLULUĞU
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 74, vekilin hangi hallerde "özel yetki"ye sahip olması gerektiğini tek tek saymıştır. Bunlar arasında; sulh olmak, feragat etmek, kabul etmek ve **yemin teklif etmek, kabul veya reddetmek** yer alır.
Eğer bir avukatın vekaletnamesinde "yemin teklif etmeye veya reddetmeye yetkilidir" ibaresi yoksa, avukatın bu konudaki tüm beyanları geçersizdir. Mahkeme kalemi ve hakim, yargılama başında bu yetkiyi kontrol etmekle yükümlüdür.
VEKİLİN YEMİN İŞLEMLERİNDEKİ SINIRI
Bir avukatın genel vekaletnamesi, onun duruşmalara girmesi ve dilekçe yazması için yeterlidir. Ancak yemin teklifi geldiği an, avukatın "durup yetkisine bakması" gerekir. Özel yetkisi olmayan bir avukatın yemin teklifine "Müvekkilim yemin etmeyecek" demesi, usul hukuku açısından bir hüküm doğurmaz.
Hatta avukatın özel yetkisi olsa bile, yemin bizzat asil tarafından eda edilmesi gereken bir delil olduğu için, avukatın beyanı her zaman asilin huzurda bulunma zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Ancak reddetme (yeminden kaçınma) noktasında yetki, davanın kaderini belirleyen "nihai" bir yetkidir.
YETKİSİZ REDDİN HUKUKİ SONUÇLARI
Eğer mahkeme, özel yetkisi olmayan bir vekilin "red" beyanına dayanarak karar verirse, bu karar "eksik taraf teşkili" ve "ispat hakkının kısıtlanması" anlamına gelir. Çünkü müvekkil belki de yemin edecektir ve davayı kazanacaktır; ancak avukatın yetkisiz beyanıyla bu şansı elinden alınmıştır.
Usul hukukunda bu durum bir bozma sebebidir. Mahkemenin, yetkisiz vekilin beyanını "yok hükmünde" sayarak, teklifi bizzat asile yöneltmesi emredici bir kuraldır.
ASİLE TEBLİĞ VE DAVET ZORUNLULUĞU
Yargıtay’ın en temel kriteri şudur: "Yemin teklifini vekile değil, asile sor." Eğer vekil duruşmada "yetkim yok" derse veya yetkisi olmadığı halde "reddediyoruz" derse, hakim duruşmayı ertelemeli ve asile (müvekkile) bizzat tebligat çıkararak yemine davet etmelidir.
Bu davetiyede; yeminin konusu, günü, saati ve "gelmezseniz yemini reddetmiş sayılacağınız" ihtarı açıkça yer almalıdır. Müvekkil bizzat gelip reddederse veya ihtarnameye rağmen gelmezse, ancak o zaman yeminden kaçınmanın hukuki sonuçları doğar.
YARGITAY'IN "USULİ GÜVENCE" YAKLAŞIMI VE SONUÇ
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin bu emsal kararı (2015/5027 K.), usul ekonomisinden ziyade "usul güvenliğini" öncelemektedir. Kiracı, kirayı elden ödediğine dair evrak sunamayınca yemin teklif etmiş; ev sahibinin avukatı ise "yetkisi olmadığı halde" bu yemini reddetmiştir. Mahkemenin bu yetkisiz redde dayanarak davayı reddetmesi, Yargıtay tarafından "ağır bir usul hatası" olarak görülmüş ve bozulmuştur.
Sonuç olarak; yemin, adaletin vicdanla buluştuğu son noktadır. Bu noktada avukatın rolü, müvekkilinin iradesini yansıtmaktan ibarettir. Özel yetki olmaksızın yapılan her beyan, asilin savunma hakkına vurulmuş bir prangadır. Mahkemeler, bir davanın ispatlanıp ispatlanmadığına karar verirken, vekaletnamelerdeki "küçük" ama "hayati" yetki ayrıntılarını göz ardı edemezler. Hukuk, bir kişinin sessizliğini veya avukatının yanlış beyanını ancak asilin bizzat haberdar edilmesi ve uyarılması halinde geçerli bir kanıt sayar. Yeminin kutsallığı ve kişiselliği, usul hukukunun teknik kurallarıyla bu şekilde güvence altına alınmıştır.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Hayır. Yemin bizzat tarafın (asilin) kendisi tarafından mahkeme huzurunda eda edilir. Avukatın böyle bir yetkisi yoktur.
Sadece vekaletnamesinde "yemin reddetmeye yetkilidir" şeklinde özel bir madde varsa reddedebilir. Bu yetki yoksa, mahkeme bu reddi kabul etmemeli ve size sormalıdır.
Yargıtay uygulamasına göre, yemin şahsi bir işlem olduğu için teklifin bizzat tarafın (asilin) kendisine tebliğ edilmesi veya asilin duruşmaya davet edilmesi gerekir.
Size usulüne uygun ihtar yapılmışsa ve geçerli bir mazeretiniz yoksa, yemine gitmemek "yemini reddetmiş" sayılmanıza ve o vakıanın aleyhinize ispatlanmış kabul edilmesine yol açar.
Mahkeme vekile özel yetki alması için süre vermeli veya yemin teklifini doğrudan asile tebliğ ederek onu duruşmaya çağırmalıdır.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.