YABANCI BOŞANMA SONRASI TAZMİNAT VE NAFAKA
Küreselleşen dünyada, farklı ülke vatandaşları arasındaki evliliklerin veya yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının evliliklerinin yabancı mahkeme kararlarıyla sona erdirilmesi sıkça karşılaşılan bir durumdur. Yabancı mahkemelerce verilen boşanma kararlarının Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde hukuki sonuç doğurabilmesi, Türk mahkemelerinde açılacak bir "tanıma ve tenfiz" davasının kesinleşmesiyle mümkündür. Yabancı ilamın tanınmasıyla birlikte evlilik birliği hukuken son bulsa da, boşanmanın mali sonuçları olan yoksulluk nafakası, maddi ve manevi tazminat talepleri sıklıkla tanıma kararından sonra bağımsız bir davayla talep edilmektedir. Bu süreçte nafakanın türünün doğru belirlenmesi ve tazminat taleplerinin yasal koşulları ile tarafların kusur durumunun irdelenmesi hukuki hassasiyet gerektirir. Yargıtay’ın emsal kararları doğrultusunda, boşanma kararından sonra açılan davalarda talep edilen nafaka tedbir nafakası değil yoksulluk nafakasıdır. Ayrıca, salt ayrı yaşama esasına dayalı yabancı mahkeme kararlarından sonra açılan davalarda, boşanmaya sebep olan olayların kişilik haklarına saldırı teşkil etmediği durumlarda manevi tazminata hükmedilemez.
YABANCI BOŞANMA KARARLARININ TANINMASININ HÜKÜMLERİ
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 59. maddesi uyarınca, yabancı mahkeme ilamının tanınması halinde, bu ilam kesinleştiği andan geçerli olmak üzere Türkiye’de hüküm ve sonuç doğurur. Yani tanıma kararı kesinleştiğinde, evliliğin sona erme anı tanıma davasının kesinleştiği tarih değil, yabancı mahkemenin verdiği boşanma kararının yurt dışında kesinleştiği tarihtir. Bu geçmişe etkili sonuç, boşanmadan sonra talep edilebilecek hakların zamanaşımı ve başlangıç tarihlerinin belirlenmesinde en temel yasal kriterdir.
BOŞANMADAN SONRA AÇILAN NAFAKA DAVALARININ NİTELİĞİ
Boşanma davaları devam ederken, eşlerin ve çocukların geçimi için Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca geçici nitelikte "tedbir nafakasına" hükmedilir. Ancak evlilik birliği yabancı mahkeme kararının tanınmasıyla zaten hukuken sona ermiş olduğundan, tanıma kararından sonra açılan bağımsız nafaka davasında geçici nitelikli tedbir nafakasının uygulanma alanı yoktur. Bu aşamada talep edilebilecek nafaka, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan taraf lehine hükmedilen "yoksulluk nafakasıdır" (TMK m. 175). Yoksulluk nafakasının başlangıcı ise davanın açıldığı tarihtir.
BOŞANMADA MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT KOŞULLARI
Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesi, boşanma nedeniyle maddi ve manevi tazminat talep edilebilmesinin şartlarını belirlemiştir. Maddi tazminat için mevcut veya beklenen menfaatlerin boşanma yüzünden zedelenmiş olması aranırken, manevi tazminat için boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik haklarının ağır biçimde saldırıya uğramış olması şarttır. Her iki tazminat türünde de talep eden tarafın kusursuz veya diğer eşe göre daha az kusurlu olması zorunludur. Boşanmadan sonra açılan davalarda da bu kusur ve kişilik haklarına saldırı şartları sıkı şekilde denetlenir.
KİŞİLİK HAKLARININ ZEDELENMESİ VE KUSUR DURUMU
Manevi tazminata hükmedilebilmesi için kusurun varlığı tek başına yeterli olmayıp, boşanmaya neden olan somut olayların davacının onurunu, gururunu ve toplumsal saygınlığını zedeleyecek nitelikte olması gerekir. Yabancı mahkemenin tarafların kusuruna girmeksizin, sadece "belirli bir süre fiilen ayrı yaşama" olgusuna dayanarak verdiği boşanma kararlarında, boşanmanın yasal gerekçesi tek başına bir kişilik hakkı ihlali içermez. Eşlerin ayrı yaşaması veya evliliğin geçimsizlik nedeniyle bitmesi manevi tazminat gerektirmez; manevi tazminat için sadakatsizlik, şiddet veya ağır hakaret gibi spesifik kusurlu davranışların kanıtlanması şarttır.
BOŞANMANIN EKİ NİTELİĞİNDEKİ TALEPLERDE ZAMANAŞIMI
Türk Medeni Kanunu’nun 178. maddesi uyarınca, evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Yabancı mahkeme kararlarında bu bir yıllık zamanaşımı süresi, yabancı mahkeme kararının Türkiye’de tanınmasına ilişkin kararın kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Bu süre hak düşürücü süre olmayıp zamanaşımı süresi olduğundan, davalı tarafça süresinde zamanaşımı def'i ileri sürülmediği takdirde davanın esasına girilerek karar verilmesi gerekir.
YABANCI İLAMLARDA KUSUR TESPİTİ VE İÇTİHADİ FARKLAR
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararında, çoğunluk görüşü ile karşı oy gerekçesi arasında yabancı ilamların kusur durumuna etkisi konusunda önemli bir tartışma yürütülmüştür. Karşı oy yazısında, boşanmadan sonra açılan tazminat davalarında kusur durumunun ancak boşanma davasında kabul edilen kusura göre belirlenebileceği, yabancı mahkemenin kusur incelemesi yapmadığı durumlarda yerel mahkemenin yeni delil toplayarak kusur tespiti yapamayacağı savunulmuştur. Ancak Yargıtay çoğunluğu, maddi tazminata ilişkin yerel mahkeme kabulünü onarken, manevi tazminatı ise sadece "kişilik haklarının zedelenmediği" gerekçesiyle reddetmiştir. Bu durum, yabancı mahkeme kararlarından sonra açılan davalarda kusur araştırılmasının sınırlarına ilişkin kritik bir içtihadı ortaya koymaktadır.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
MÖHUK m. 59 uyarınca tanıma kararının kesinleşmesiyle birlikte, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren geçmişe etkili sonuç doğurur.
Evlilik birliği sona erdikten sonra açılan bağımsız davada hükmedilecek nafaka yoksulluk nafakasıdır; davanın açıldığı tarihten itibaren başlar.
Evet, ancak davada boşanmaya yol açan olaylarda karşı tarafın kusurlu olduğu ve bu olayların yasal tazminat koşullarını oluşturduğu ispat edilmelidir.
Davacının kusursuz veya az kusurlu olması, davalının kusurlu olması ve boşanmaya sebep olan olayların davacının kişilik haklarını zedelemiş olması gerekir.
TMK m. 178 uyarınca, yabancı mahkeme kararının tanınmasına ilişkin Türk mahkemesi kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıldır.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Danıştay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.