avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Şişman Hukuk Bürosu Emsal Kararlar

YAĞMA VE HIRSIZLIK SUÇLARI AYIRIMI

Türk Ceza Hukuku'nda malvarlığına karşı işlenen suçlar, toplumsal düzeni, bireylerin mülkiyet ve zilyetlik haklarını doğrudan korumayı amaçlar. Bu suç tipleri arasında yer alan "hırsızlık" (TCK m. 141) ve "yağma" (gasp - TCK m. 148), işleniş biçimleri, unsurları ve öngörülen hapis cezalarının ağırlığı yönünden birbirinden çok keskin sınırlarla ayrılır. Hırsızlık suçu, başkasına ait taşınır bir malın, zilyedinin rızası dışında kendisinden alınmasıyla oluşurken; yağma suçu, bu alma eyleminin mağdura yönelik "cebir" veya "tehdit" kullanılarak gerçekleştirilmesini gerektirir. Yağma, aynı zamanda kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve vücut dokunulmazlığını ihlal etme unsurlarını da barındıran mürekkep (bileşik) bir suçtur. Uygulamada en sık karşılaşılan uyuşmazlık, mağdurun rızası olmadan malının alındığı olaylarda, failin eyleminin yağma mı yoksa hırsızlık mı oluşturacağı noktasında toplanmaktadır. Özellikle failin fiziksel veya kimyasal bir madde (bali, uçucu madde gibi) kokladığı, bir elinin cebinde olduğu ve mağdura sadece soru sorduğu durumlarda, mağdurun yaşadığı kişisel korku eylemi yağma yapmaya yeterli midir? Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun bu makaleye konu olan tarihi nitelikteki emsal kararı, bu uyuşmazlığa son derece net ve dogmatik bir çözüm getirmektedir. Karar uyarınca; sırf mağdurun normalden fazla ürkek veya hassas olması nedeniyle, failin herhangi bir tehdit veya cebir eylemi olmaksızın malı teslim alması yağma suçunu oluşturmaz. Bu gibi durumlarda eylemin hırsızlık suçu olarak nitelendirilmesi yasal bir zorunluluktur.

Uygulamada, ilk derece mahkemeleri ve cumhuriyet savcılıkları, sokakta gerçekleşen mal alma olaylarında mağdurun ifadesinde "korktum ve verdim" beyanını gördüklerinde, olayın hemen yağma (gasp) suçu kapsamında olduğunu değerlendirme eğilimindedirler. Ağır ceza mahkemelerinde açılan davalarda faillere 10-15 yıl gibi çok ağır hapis cezaları verilebilmektedir. Oysa Yargıtay Ceza Genel Kurulu, ceza hukukunun en temel ilkelerinden olan "sübjektif sorumluluğun sınırlandırılması" ve "kusur ilkesi" çerçevesinde bu hatalı uygulamayı düzeltmektedir. Yağma suçunun oluşabilmesi için failin mağdura yönelik objektif olarak "hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit" içeren bir eylemde veya sözde bulunması veya fiziksel cebir uygulaması şarttır. Fail elinde poşette bali koklayarak bir eli cebinde "Ne var, başka ne var?" diye sorduğunda, mağdur kendi yaşının küçüklüğü ve ürkekliği nedeniyle failin cebinde silah olduğunu düşünerek korksa ve eşyasını verse dahi, failin bu yönde somut bir tehdit sözü veya davranışı bulunmadığından eylem yağma değil, hırsızlık suçunu oluşturur. CGK'nın bu kararı cezai adaleti sağlayan muazzam bir içtihattır.

YAĞMA SUÇUNUN YASAL VE MADDİ UNSURLARI

Yağma suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 148. maddesinde düzenlenmiştir. Madde metni uyarınca; bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi cezalandırılır.

Yağma suçunun kurucu unsurları "cebir" veya "tehdit"tir. Bu araç fiiller, mağdurun irade serbestisini ortadan kaldırmaya veya felç etmeye elverişli yoğunlukta olmalıdır. Cebir, maddi/fiziki zor kullanmayı; tehdit ise gelecekte bir zarara uğratılacağının bildirilmesiyle mağdurun ruhsal yapısında korku yaratmayı ifade eder. Bu unsurlar bulunmaksızın yağma suçu doğamaz.

HIRSIZLIK SUÇUNDAN AYIRAN HASSAS SINIRLAR

Hırsızlık suçu, TCK’nın 141. maddesinde tanzim edilmiştir. Hırsızlıkta da mağdurun rızası hilafına (rıza dışı) bir zilyetlik devri söz konusudur ancak hırsızlıkta fail, malı almak için mağdura yönelik bir cebir veya tehdit kullanmaz.

Yağma ile hırsızlık arasındaki en hassas sınır, zilyetliğin failin eline geçiş biçiminde saklıdır. Hırsızlıkta mağdur malın alınmasına engel olamazken (örneğin kapkaç, gizlice alma, hileyle alma durumları gibi), yağmada mağdur cebir veya tehdidin yarattığı korku nedeniyle iradesi sakatlanmış olarak malı kendi eliyle faile teslim eder veya alınmasına karşı koyamaz. Eğer rızanın sakatlanmasına yol açan cebir veya tehdit hukuken mevcut değilse, eylem doğrudan hırsızlık olarak tavsif edilmelidir.

MAĞDURUN NORMALDEN FAZLA ÜRKEK OLMASI DURUMU

Yağma suçunun unsurları incelenirken, ceza hukuku dogmatiğinde "sübjektif korku" ile "objektif tehdit" arasındaki fark büyük önem taşır. Yasa koyucu, yağma suçunun gerekçesinde bu konuyu çok net bir şekilde açıklamıştır.

TCK’nın 148. maddesinin madde gerekçesinde açıkça şu ifadelere yer verilmiştir: "...Sırf mağdurun normalden fazla ürkek olması nedeniyle, malı teslim etmeye veya alınmasına yöneltmişse, yağma suçundan söz edilemez ve fiilin hırsızlık olarak nitelendirilmesi gerekir." Bu yasal kural gereğince, failin dış dünyada herhangi bir korkutucu, cebir içeren veya tehditvari eylemi olmadığı halde, mağdurun kendi aşırı hassas, korkak, tedirgin veya ürkek yapısı nedeniyle yaşadığı korku yağma suçu için yeterli kabul edilemez. Korku, failin objektif olarak tehdit oluşturan eyleminden kaynaklanmalıdır.

TEHDİT VE CEBİR UNSURLARININ DENETİMİ

Mahkeme, yargılama esnasında failin eyleminin cebir veya tehdit boyutuna ulaşıp ulaşmadığını titizlikle denetlemek zorundadır. Tehdidin varlığı için, failin mağdura yönelik yasal sınırları aşan, onun üzerinde psikolojik baskı kuracak somut bir beyan veya hareketi bulunmalıdır.

Emsal karara konu olan olayda, katılan bahçe girişinde elinde poşette bali koklayan sanıkla karşılaşmış, sanık arkasından hızlıca gelerek bir eli cebinde "Ne var, başka ne var?" diye sormuştur. Sanık, katılana yönelik fiziksel hiçbir temasta bulunmamış (cebir yok), "Telefonunu vermezsen seni bıçaklarım, öldürürüm" gibi tehdit içeren hiçbir söz sarf etmemiştir (tehdit yok). Sanığın sadece bir elinin cebinde olması ve bali koklaması, objektif ceza hukuku kuralları uyarınca "vücut dokunulmazlığına yönelik somut bir tehdit" olarak kabul edilemez. Bu unsurların yokluğunda yağma suçundan mahkumiyet kurulması açıkça hukuka aykırıdır.

SÜBJEKTİF KORKUNUN HUKUKİ NİTELİĞİ VE ETKİSİ

Ceza yargılamasında ispat kuralları uyarınca, mağdurun psikolojik durumu ve algısı delil olarak değerlendirilir ancak bu algının dış dünyadaki gerçeklikle uyumlu olması gerekir. Mağdurun kendi iç dünyasında varsaydığı tehlikeler failin cezai sorumluluğunu belirleyemez.

Katılanın, kendisinden yaşça büyük olan sanıktan ve sanığın bali koklamasından etkilenerek "cebinde silah olabileceğini ve kendisine zarar vereceğini" düşünmesi tamamen sübjektif bir korkudur. Sanığın bu korkuyu yaratmaya yönelik somut bir silah gösterme veya silahı ima eden bir hareketi (Örn: elini silah şeklinde doğrultma) bulunmamaktadır. Ceza Genel Kurulu, bu tür orantısız sübjektif etkilenmelerin yağma suçunun oluşumu için aranan objektif tehdit unsurunu karşılamayacağını karara bağlamıştır.

BALİ KOKLAMANIN TEHDİT OLARAK NİTELENDİRİLEMEMESİ

Sokak suçlarında sıklıkla görülen uçucu veya uyuşturucu maddelerin (bali, tiner vb.) koklanması veya kullanılması, toplumsal olarak ciddi bir rahatsızlık ve korku kaynağıdır. Ancak ceza hukuku, toplumsal algılarla değil, tipiklik unsurlarıyla karar vermek zorundadır.

Sanığın elindeki baliyi kokluyor olması, onun kendi bilincini etkileyen, toplumsal düzeni zedeleyen bir eylemdir. Ancak bu eylem, kendi başına mağdura yönelik bir "saldırı tehdidi" oluşturmaz. Bali koklayan bir kişinin sadece sokakta bulunması veya soru sorması, otomatik olarak zilyetliğe karşı cebir veya tehdit uyguladığı anlamına gelmez. Ceza Genel Kurulu bu ayrımı isabetle yaparak, bali koklamanın tek başına yağmadaki tehdit unsurunu oluşturmayacağını saptamıştır.

TÜRK CEZA KANUNU 141 VE 148 HÜKÜMLERİ

Hırsızlık ve yağma suçlarının yasal sınırlarını, cezalarını ve maddi unsurlarını belirleyen emredici kanun maddeleri şu şekildedir:

TCK Madde 141/1 -
"Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisinin veya başkasının yararına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir."

TCK Madde 148/1 -
"Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden... bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

Bu yasal düzenlemeler arasındaki büyük ceza farkı, mahkemelerin nitelendirmeyi yaparken ne kadar hassas davranması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.

CMK UYARINCA DELİLLERİN VE TAVSİFİN TESPİTİ

Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) çerçevesinde, suçun hukuki nitelendirmesinin (tavsifinin) yapılması mahkemenin en önemli görevlerinden biridir. CMK m. 226 uyarınca, sanığa ek savunma hakkı verilerek suç vasfının değişmesi mümkündür.

CMK usul kuralları uyarınca, ilk derece mahkemesi kamu davası yağma suçundan açılmış olsa dahi, duruşmada toplanan delilleri inceler. Mağdurun ifadesi, sanığın savunması ve olay yeri kamera kayıtları bir bütün olarak HMK ve CMK kuralları dairesinde serbestçe takdir edilir. Eğer mahkeme, yağmanın kurucu unsurları olan somut cebir veya tehdidin bulunmadığını saptarsa, CMK m. 226 uyarınca sanığa "hırsızlık" suçundan ek savunma hakkı vererek eylemi hırsızlık suçundan cezalandırmalıdır. Bu yasal yol izlenmeden doğrudan yağmadan ceza verilmesi CMK kurallarının ağır ihlalidir.

HUKUKİ YORUMLAR VE YARGISAL SONUÇLAR

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nin bu sarsıcı ve son derece adil kararı, ceza hukukundaki tipiklik ve kanunilik ilkelerini güvence altına alan çok büyük bir hukuki kazanımdır. Karar, mağdurların sübjektif algılarının faillerin haksız ve fahiş cezalar almasına yol açmasını kesin olarak engellemiştir.

Sonuç olarak; sanığın, katılana ait cep telefonu ve müzik çalarını onun rızası dışında alması eylemi cebir veya tehdit içermediğinden, sırf katılanın ürkekliğinden kaynaklı sübjektif korkuyla eşyaları teslim etmesi yağma suçunu oluşturmaz. Bu eylem bir bütün halinde ancak TCK m. 141 kapsamında "hırsızlık" suçunu oluşturur. Yargıtay, bu bozma ilamıyla hem kanun koyucunun iradesine (madde gerekçesine) tam olarak uymuş hem de ceza adaletini ve orantılılık ilkesini koruyarak Türk ceza yargılamasına muazzam bir değer katmıştır.

SORU – CEVAP BÖLÜMÜ

1. Sokakta birisi eli cebinde bana yaklaşıp "Ne var, ver" dedi, korkup telefonumu verdim. Bu suç yağma (gasp) mıdır?

Eğer fail size yönelik bıçak/silah gösterme, fiziksel zor kullanma (cebir) veya "vermezsen öldürürüm/döverim" gibi açık bir tehdit eyleminde bulunmadıysa, sadece eli cebinde soru sorduğu için kendi sübjektif korkunuzla verdiyseniz, Yargıtay CGK kararına göre bu eylem yağma değil, hırsızlık suçunu oluşturur.

2. Yağma (Gasp) suçu ile Hırsızlık suçu arasındaki en büyük fark nedir?

En büyük fark cebir (şiddet) veya tehdidin varlığıdır. Hırsızlıkta mal zilyedin rızası dışında sessizce, hileyle veya zor kullanmadan alınırken; yağmada fail malı alabilmek için mağdura doğrudan fiziki şiddet uygular veya onu hayatıyla/vücut bütünlüğüyle somut olarak tehdit eder.

3. Neden TCK gerekçesinde "mağdurun normalden fazla ürkek olması" durumunda yağma olmaz denmiştir?

Çünkü ceza sorumluluğu objektif verilere dayanmalıdır. Sırf mağdurun aşırı tedirgin veya korkak yapısı nedeniyle failin hiçbir şiddet veya tehdit eylemi yokken malı teslim almasını yağma (gasp) saymak, faile hak etmediği çok ağır cezaların (en az 6-10 yıl hapis) verilmesine yol açar ki bu da adil olmaz.

4. Failin sokakta bali veya uyuşturucu koklaması mağdura yönelik bir tehdit sayılır mı?

Hayır, tek başına sayılmaz. Yargıtay emsal kararında da belirtildiği üzere, failin bali koklaması veya alkollü olması kendi durumunu belirler; bu durum mağdura yönelik somut bir saldırı tehdidi olarak kabul edilemez. Tehdit için failin mağdura yönelmiş somut bir eylemi olmalıdır.

5. Dava yağma suçundan açıldı ama mahkeme hırsızlıktan ceza verebilir mi?

Evet, verebilir. CMK m. 226 uyarınca, mahkeme duruşma esnasında suçun vasfının değiştiğini ve yağmanın unsurlarının oluşmadığını saptarsa, sanığa hırsızlık suçundan ek savunma hakkı vererek eylemi hırsızlık olarak nitelendirebilir ve bu suçtan daha az ceza verebilir.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.

YARGITAY CEZA GENEL KURULU İÇTİHAT METNİ
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/1175 E., 2018/518 K. "Katılan ...'ın, 12.05.2011 tarihinde ikametine gittiği sırada bahçenin girişinde elinde bulunan poşetteki maddeyi koklayan sanıkla karşılaştığı, sanığın arkasından hızlıca gelerek sağ eli cebinde bulunur vaziyette "Ne var" diye sorduğu, bunun üzerine katılan...'ın cebindeki müzik çaları, sanığın "Başka ne var" diye sorduğunda ise cep telefonunu verdiği olayda; sanığın, müzik çalar ve cep telefonunu almak için katılan...'na yönelik cebir kullanmamasına, ayrıca katılanın hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit içeren bir söz sarf etmemesine rağmen katılanın, kendisinden yaşça büyük, bir eli cebinde olan ve diğer elindeki poşette bulunan maddeyi koklayan sanıktan, orantısız şekilde etkilenip, sanığın cebinde silah olduğunu ve kendisine zarar verebileceğini düşünerek müzik çalarını ve cep telefonunu sanığa verdiğinin anlaşılması ve yağma suçunun düzenlendiği TCK'nın 148. maddesinin gerekçesinde de "...Sırf mağdurun normalden fazla ürkek olması nedeniyle, malı teslim etmeye veya alınmasına yöneltmişse, yağma suçundan söz edilemez ve fiilin hırsızlık olarak nitelendirilmesi gerekir." şeklinde açıklamanın bulunması karşısında; sanığın eyleminin, yağma suçunun oluşması için gereken tehdit veya cebir unsurlarını içermediği, sanığın elinde bulunan baliyi koklamasının tek başına katılanın vücut dokunulmazlığına yönelik tehdit olarak değerlendirilemeyeceği. ancak sanığın, katılana ait cep telefonu ve müzik çaları onun rızası dışında alması eyleminin bir bütün halinde hırsızlık suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir."