ATEŞLİ SİLAHLA YARALAMA VE KAST
Ceza hukuku uygulamasında, failin dış dünyaya yansıyan eylemlerinin hukuki niteliğinin belirlenmesi, adil bir yargılamanın en temel şartıdır. Özellikle kasten öldürmeye teşebbüs suçu ile kasten yaralama suçu arasındaki sınırın çizilmesi, failin alacağı cezanın miktarını ve niteliğini doğrudan etkilediğinden büyük önem arz etmektedir. Kanun koyucu, bireylerin vücut bütünlüğünü ve yaşam hakkını farklı suç tipleri altında güvence altına almıştır. Ancak uygulamada, ateşli silahların kullanıldığı olaylarda, failin kastının öldürmeye mi yoksa sadece yaralamaya mı yönelik olduğunun tespiti her zaman kolay olmamaktadır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatları, bu ayrımın subjektif değerlendirmelerden uzak, somut ve objektif kriterlere dayandırılmasını zorunlu kılmaktadır. Failin iç dünyasındaki niyetini ortaya koyacak somut olgular; kullanılan vasıtanın elverişliliği, atış sayısı, atış mesafesi, hedef alınan bölgenin hayati önemi ve mağdurda meydana gelen yaralanmanın niteliği gibi dışsal belirtilerdir. Bu unsurların titizlikle analiz edilmesi, suç vasfının doğru tayin edilmesini sağlar. Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin yakın mesafeden ateş etme olaylarına ilişkin kararları, ceza adaleti sisteminde objektif kast tespitinin nasıl yapılması gerektiğini net bir şekilde gözler önüne sermektedir. Bu çalışmada, failin öldürme kastını ele veren fiili emareler ve ceza hukukunda suç vasfının belirlenmesinde kullanılan yorum metodolojileri incelenmektedir.
KAST KAVRAMININ CEZAİ BOYUTU
Suçun manevi unsurları arasında yer alan kast, failin yasal tanımda yer alan unsurları bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesidir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 21. maddesinde düzenlenen bu kavram, failin eyleme yönelik zihinsel iradesini temsil eder. Bir suçun varlığından söz edebilmek için manevi unsurun tam olarak aydınlatılması gerekmektedir. Kasten öldürmeye teşebbüs ile kasten yaralama suçlarında da eylemin fiziki görünüşü benzerlik gösterse de, manevi unsur taban tabana zıttır. Öldürme kastı, mağdurun hayatını tamamen sonlandırma iradesiyken; yaralama kastı, yalnızca acı verme veya sağlığını bozma amacı taşır. Ceza yargılamasında hakimin görevi, failin olay anındaki gerçek niyetini tespit etmektir. Failin sözlü beyanları kastın belirlenmesinde tek başına yeterli kabul edilemez; zira hiçbir sanık kendi aleyhine olacak şekilde öldürme kastıyla hareket ettiğini kolay kolay itiraf etmeyecektir. Bu nedenle, fiilin işleniş tarzı, kullanılan aracın özellikleri ve hedeflenen bölgenin anatomik yapısı gibi somut bulgular, zihinsel iradenin deşifre edilmesinde birer araç olarak kullanılır. Kastın belirlenmesindeki bu objektif yaklaşım, keyfi cezalandırmaların önüne geçerek hukuki güvenliği sağlar.
KULLANILAN VASITANIN ELVERİŞLİLİK KRİTERİ
Ceza hukukunda teşebbüs hükümlerinin uygulanabilmesi için, failin elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlamış olması şarttır. Türk Ceza Kanunu'nun 35. maddesinde yer alan bu düzenleme, kullanılan vasıtanın da suçu gerçekleştirmeye elverişli olmasını gerektirir. Öldürme kastının varlığının kabulünde, kullanılan suç aletinin öldürmeye elverişli olup olmadığı en kritik aşamalardan biridir. Örneğin, ateşli silahlar (tabancalar, tüfekler) doğası gereği insan hayatını sona erdirmeye mutlak surette elverişli araçlardır. Yargıtay kararlarında, failin öldürmeye elverişli bir ateşli silahla eylemini gerçekleştirmesi, kastın öldürmeye yönelik olduğuna dair güçlü bir belirti olarak kabul edilmektedir. Buna karşılık, basit yaralamalara sebebiyet verecek nitelikteki sopalar veya kesici olmayan aletler kullanıldığında, öldürme kastının varlığını iddia etmek çok daha zordur. Vasıtanın elverişliliği, sadece aletin fiziksel yapısıyla değil, failin bu aleti kullanış biçimiyle de ilgilidir. Elverişli bir silahın, hayati tehlike yaratacak şekilde ve bilinçli olarak kullanılması, failin eyleminin öldürme kastına dayandığının nesnel bir kanıtıdır.
ATIS SAYISI VE MESAFENİN ETKİSİ
Failin eylemi gerçekleştirirken mağdurla arasındaki mesafe ve gerçekleştirdiği atış veya darbe sayısı, kastın yoğunluğunu ve yöneldiği amacı gösteren en somut parametrelerdir. Yargıtay içtihatlarında yakın mesafeden ateş edilmesi, hedef seçme imkanının yüksek olduğunu gösterir. Mesafe kısaldıkça failin ıskalama veya yanlışlıkla hayati olmayan bir bölgeye vurma ihtimali azalır. Bu nedenle yakın mesafeden yapılan atışlar, doğrudan öldürme kastının varlığına işaret eden önemli bir fiili karinedir. Atış sayısı da bu iradenin sürekliliğini ve kararlılığını gösterir. Tek bir atıştan sonra failin durması ile ardı ardına birden fazla atış yapması arasında kast yönünden büyük fark vardır. Birden fazla atış yapılması, failin neticeyi elde etmekte ısrarcı olduğunu ve mağdurun ölmesini istediğini kanıtlar. Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin incelediğimiz emsal kararında da vurgulandığı üzere, yakın mesafeden ateşli silahla birden fazla kez ateş edilmesi, failin kastının kasten yaralamayı aşarak doğrudan adam öldürmeye yöneldiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu gibi durumlarda suç vasfının yaralama olarak tayin edilmesi ceza adaletiyle bağdaşmaz.
HAYATİ BÖLGELERİN HEDEF ALINMASI
Kastın belirlenmesinde, merminin veya darbenin mağdurun vücudunda isabet ettiği bölge hayati bir öneme sahiptir. İnsan anatomisinde göğüs, baş, boyun ve karın bölgeleri hayati organların yer aldığı ve bu bölgelere yönelik ağır müdahalelerin ölümle sonuçlanma ihtimalinin en yüksek olduğu alanlardır. Failin mağduru hedef alırken özellikle bu bölgeleri seçmesi, öldürme niyetinin en net göstergesidir. Eğer failin hedef seçme imkanı varken, yani aralarında herhangi bir engel veya mesafe dezavantajı bulunmuyorken, doğrudan mağdurun göğüs bölgesine ateş etmesi, ölüm neticesini göze aldığını ve hatta bunu istediğini gösterir. Ayak, bacak veya kol gibi hayati organların bulunmadığı bölgelere yönelik atışlarda kural olarak yaralama kastının varlığı kabul edilirken; göğüs bölgesine yönelik yakın mesafeli atışlarda öldürme kastının varlığı asıldır. Yaşamı tehlikeye sokacak derecede ağır bir yaralanmaya neden olan bu tür eylemler, teşebbüs aşamasında kalmış bir kasten öldürme suçu olarak nitelendirilmelidir. Eylemin neticesinde ölümün gerçekleşmemiş olması tamamen failin iradesi dışındaki faktörlere (örneğin hızlı tıbbi müdahale veya tesadüfler) bağlıdır.
TÜRK CEZA KANUNU MADDE 35 KAPSAMI
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 35. maddesinde düzenlenen "Suça teşebbüs", failin işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaması halidir. Teşebbüs halinde fail, meydana gelen zarar neticesine göre değil, gerçekleştirmek istediği nihai neticeye göre cezalandırılır. Kasten öldürmeye teşebbüs suçunda da fail, mağduru öldürmek amacıyla hareket etmiş fakat mağdur ölmemiş, sadece yaralanmıştır. Burada kanunun faili kasten yaralamadan değil, öldürmeye teşebbüsten cezalandırmasının nedeni, failin ortaya koyduğu haksızlığın ve tehlikeliliğin derecesidir. Teşebbüsün varlığı için failin kastının mutlak surette o suçu tamamlamaya yönelik olması gerekir. Eğer fail yakın mesafeden tabancayla mağdurun göğsüne ateş etmiş ve mağdur zamanında yapılan tıbbi müdahaleyle kurtulmuşsa, eylem tamamlanamamış bir kasten öldürme suçudur. Bu durumda fail hakkında TCK 81 ve TCK 35 hükümleri birlikte uygulanarak ceza tayin edilmelidir. Meydana gelen neticenin yaralama olması, failin yaralama kastıyla hareket ettiği anlamına gelmez.
SUÇ VASFININ TAYİNİ VE HUKUKİ YOL
Ceza yargılamasında ilk derece mahkemelerinin en sık düştüğü yanılgılardan biri, meydana gelen fiziki sonuca göre suç vasfını tayin etmektir. Mağdurun ölmediği her olayda doğrudan kasten yaralama suçundan hüküm kurmak, kastın tespiti ilkelerine aykırıdır. Hukuki nitelendirmenin doğru yapılması, yargılamanın sıhhati açısından zorunludur. Yargıtay, alt mahkemelerin bu yöndeki hatalı kararlarını bozma yoluyla denetlemektedir. İncelememize konu olan Yargıtay 3. Ceza Dairesi kararında da, sanığın yakın mesafeden tabancayla göğüs bölgesine ateş ederek mağduru hayati tehlike geçirecek şekilde yaraladığı olayda, yerel mahkemenin kasten yaralamadan hüküm kurması hatalı bulunmuştur. Yargıtay, kullanılan vasıtanın niteliği, atış mesafesi ve yaranın yeri gibi objektif kriterleri değerlendirerek sanığın kastının öldürmeye yönelik olduğunu tespit etmiş ve yerel mahkeme kararını bozmuştur. Bu bozma kararı, suç vasfının doğru tayin edilmesinin ve ceza adaletinin tam olarak tecelli etmesinin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.
DOKTRİNSEL AÇIKLAMALAR VE YARGISAL KARARLAR
Hukuk doktrininde kastın belirlenmesine ilişkin çeşitli teoriler ileri sürülmüştür. Bunlar arasında en kabul göreni, failin dışa yansıyan davranışlarının nesnel analizine dayanan objektifleştirme teorisidir. Bu teoriye göre, kast failin zihninde kalan soyut bir olgu olmaktan çıkarılıp, olayın gerçekleşme koşulları çerçevesinde somutlaştırılmalıdır. Yargıtay'ın yerleşik kararları da doktrindeki bu görüşle tam bir uyum içerisindedir. Yargıtay, olay öncesi husumet, kullanılan aletin öldürmeye elverişliliği, darbe veya atış sayısı, darbe veya atışların yapıldığı bölgenin hayati önemi, failin eylemine kendiliğinden mi yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi kriterleri esas alarak subjektif kastı objektif delillerle kanıtlamaktadır. Bu yaklaşım, ceza hukukunun temel ilkelerinden olan kusur ilkesinin de bir gereğidir. Fail, eyleminin toplumsal ve fiziki sonuçlarını öngörebilecek durumda olduğu ölçüde cezalandırılır. Yakın mesafeden hayati bir bölgeye öldürücü bir silahla ateş eden bir kişinin, ölüm neticesini öngörmediğini veya istemediğini iddia etmesi hayatın olağan akışına aykırıdır.
UYGULAMADAKİ PRATİK HUKUKİ YANSIMALAR
Uygulamada benzer uyuşmazlıklarla karşılaşan hukukçular ve uygulayıcılar için bu kriterler hayati birer kılavuz niteliğindedir. Bir savunma veya iddia stratejisi geliştirilirken, olayın sadece neticesine odaklanmak büyük bir hata olacaktır. Avukatlar ve cumhuriyet savcıları, delil toplama aşamasında atış mesafesinin tespiti için kriminal raporların alınmasını, yaranın giriş ve çıkış deliklerinin yerlerinin belirlenmesini, hedef seçme imkanının bulunup bulunmadığını gösteren kamera kayıtlarının incelenmesini talep etmelidir. Mahkemeler de karar gerekçelerinde bu objektif kriterleri tek tek tartışmalı ve kastın neden öldürmeye veya yaralamaya yönelik olduğunu mantıksal bir silsile içinde açıklamalıdır. Aksi takdirde, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle kurulan hükümler Yargıtay denetiminden geçemeyecek ve yargılamaların uzamasına neden olacaktır. Doğru hukuki vasıflandırma, mağdurun haklarının korunması kadar sanığın da adil bir ceza almasını güvence altına alır.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Eğer fail yakın mesafeden mağdurun göğüs, baş gibi hayati bir bölgesine ateş etmişse, ölüm neticesi gerçekleşmemiş olsa dahi kasten öldürmeye teşebbüs suçu oluşur. Sırf mağdurun ölmemiş olması suçun kasten yaralama olarak nitelendirilmesine yetmez.
Yargıtay; kullanılan silahın elverişliliğini, atış mesafesini, atış veya darbe sayısını, yaranın isabet ettiği bölgenin hayati önemini ve failin eylemine engel bir durum nedeniyle son verip vermediğini esas alır.
Göğüs bölgesi hayati organların bulunduğu bir alan olduğundan, bu bölgeden silahla vurulma ve hayati tehlike geçirilmesi, kullanılan vasıtanın elverişliliği ve mesafe kriterleriyle birleştiğinde failin öldürme kastıyla hareket ettiğini gösteren en güçlü emarelerdendir.
Kasten öldürmeye teşebbüs durumunda fail ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet hapis cezası üzerinden TCK 35 uyarınca 9 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kasten yaralamada ise ceza miktarı çok daha düşüktür ve suçun niteliğine göre değişir.
Atış sayısının birden fazla olması, failin eylemindeki kararlılığı ve neticeyi (ölümü) gerçekleştirme konusundaki ısrarını gösterdiğinden, kastın yaralamayı aşarak öldürmeye yöneldiğinin kabulünü kolaylaştırır ve teşebbüs hükümlerinin uygulanmasını gerektirir.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.