avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Şişman Hukuk Bürosu Emsal Kararlar

YARALAMA SONUCU ÖLÜM VE SORUMLULUK

Ceza hukukunun temel direklerinden biri olan "kusur sorumluluğu", bir kimsenin sadece işlediği fiilin kasti sonuçlarından değil, aynı zamanda öngörülebilir olan ancak istenmeyen sonuçlarından da sorumlu tutulmasını sağlar. Ancak bu sorumluluğun sınırları, modern ceza adaletinde "öngörülebilirlik" kriteri ile çizilmiştir. Bir kimsenin başka birini kasten yaralaması sonucunda mağdurun ölmesi hali, Türk Ceza Kanunu'nda "neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç" olarak tanımlanır. Fakat her yaralama fiili sonrası gerçekleşen ölüm, doğrudan failin kasten öldürme niyetinden bağımsız olarak ağır bir yaptırıma bağlanabilir mi? Yoksa failin sadece basit bir yaralama hedeflediği durumlarda, ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için bu sonucun fail tarafından "öngörülebilir" olması mı şarttır?

Hukuk tarihimizde "versari in re ilicita" olarak bilinen, yani bir kimsenin hukuka aykırı bir duruma girmesi halinde doğacak tüm sonuçlardan sorumlu olması anlayışı, çağdaş hukuk sistemleri tarafından terk edilmiştir. Artık failin, meydana gelen ağır neticeden (ölümden) dolayı cezalandırılabilmesi için, o neticeye ilişkin olarak en azından "taksir" düzeyinde bir kusurunun bulunması gerekmektedir. Özellikle basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek yaralamalar sonucunda, mağdurun mevcut bir hastalığının tetiklenmesiyle ölümün gerçekleşmesi, yargılamanın en tartışmalı alanlarından biridir. Bu makalemizde, kasten yaralama sonucu ölümün hukuki niteliğini, TCK 87/4 ve TCK 85 maddeleri arasındaki farkı ve Yargıtay'ın "objektif sorumluluk" anlayışını reddeden emsal yaklaşımlarını detaylandıracağız.

NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ SUÇ KAVRAMI

Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlar, failin gerçekleştirmek istediği suçtan daha ağır bir sonucun meydana geldiği durumlardır. Türk Ceza Kanunu'nun 23. maddesi, bu suçların temel ilkesini belirler: Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir. Yani fail, ağır neticeyi istememiş olmalı ancak bu neticenin gerçekleşebileceğini "öngörebilir" durumda olmalıdır.

Bu düzenleme, ortaçağ kanonik hukukundan kalan "hukuka aykırı bir yola giren, her sonuca katlanır" anlayışını ortadan kaldırmıştır. Artık suç ve ceza arasındaki denge, failin "kusuru" üzerinden kurulmaktadır. Eğer meydana gelen ağır netice, hayatın olağan akışı içinde öngörülemez bir nitelikteyse veya failin eylemi ile sonuç arasındaki illiyet bağı (nedensellik bağı) kopmuşsa, faili bu ağır sonuçtan dolayı cezalandırmak mümkün değildir. Bu ilke, ceza hukukunun sistematik yapısını ve kişi hürriyeti lehine olan koruyucu işlevini güvence altına alır.

KASTEN YARALAMADAN ÖLÜME GİDEN SÜREÇ

Kasten yaralama eylemi ile ölüm neticesi arasında doğrudan bir bağlantı olduğunda, TCK 87. maddesinin dördüncü fıkrası gündeme gelir. Bu hüküm, bir kimsenin kasten yaralanması sonucunda ölümün meydana gelmesi halini cezalandırır. Ancak bu maddenin uygulanabilmesi için, yaralamanın TCK 86. maddesinin birinci veya üçüncü fıkrası kapsamında (basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte veya nitelikli hallerde) olması şarttır. Yargıtay, yaralamanın yoğunluğu ve mağdurda yarattığı tahribatın, ölüm sonucunu "öngörülebilir" kılıp kılmadığına bakar.

Eğer failin yaralama eylemi, mağduru hayati tehlikeye sokacak veya vücut bütünlüğünü ağır derecede bozacak nitelikteyse, bu eylem sonucunda ölümün gerçekleşmesi fail için öngörülebilir bir risk olarak kabul edilir. Bu durumda fail, kasten öldürme (TCK 81) suçundan değil, kastı aşan öldürme (TCK 87/4) suçundan sorumlu tutulur. Buradaki kritik nokta, failin başlangıçta öldürme kastıyla hareket etmemiş olmasıdır. Kastı aşan öldürme, yaralamadaki "kast" ile ölümdeki "taksirin" birleştiği hibrit bir suç tipidir.

ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK VE KUSUR SORUMLULUĞU İLKESİ

Öngörülebilirlik, ceza hukukunda sorumluluğun sınırlarını belirleyen en hayati kriterdir. Bir neticenin öngörülebilir olması, makul bir insanın o şartlar altında o neticenin gerçekleşebileceğini tahmin edebilmesi anlamına gelir. Eğer ölüm neticesi, mağdurun bilinemeyen bir hastalığı (örneğin kalp rahatsızlığı, şeker hastalığı vb.) veya dışsal, atipik bir müdahale nedeniyle gerçekleşmişse ve failin bunu bilmesi mümkün değilse, öngörülebilirlik şartı gerçekleşmemiş sayılır.

Neticenin öngörülebilir olmaması halinde, faili meydana gelen ağır sonuçtan sorumlu tutmak, yeniden objektif sorumluluğun (versari in re ilicita) kabulü anlamına gelecektir ki, bu durum Türk Ceza Kanunu'nun sistematiğine aykırıdır. Failin sorumluluğu, sadece öngörebildiği ve önlemekle yükümlü olduğu sonuçlarla sınırlıdır. Bu nedenle mahkemeler, ölümün gerçekleşmesinde failin eyleminin mi yoksa mağdurun mevcut rahatsızlıklarının mı baskın olduğunu adli tıp raporlarıyla titizlikle saptamak zorundadır.

BASİT YARALAMA SONUCU MEYDANA GELEN ÖLÜM

Basit tıbbi müdahale ile giderilebilir (BTM) nitelikteki yaralanmalar (küçük sıyrıklar, morluklar, hafif kesikler), doğası gereği ölüme yol açması beklenmeyen fiillerdir. TCK 87/4 maddesi, madde metnindeki atıflar gereği, BTM kapsamında kalan yaralamalar için uygulanmaz. Yani, birini sadece tokatlayan veya hafifçe yaralayan bir fail, mağdurun bu olay sırasındaki strese bağlı olarak kalp krizi geçirmesi ve ölmesi durumunda doğrudan 87/4'ten cezalandırılamaz.

Bu gibi durumlarda sorumluluk genel hükümler kapsamında değerlendirilir. Eğer ölüm sonucu o somut olayda "öngörülebilir" ise (fail mağdurun kalp hastası olduğunu biliyorsa veya olay çok şiddetliyse), fail "taksirle öldürme" (TCK 85) suçundan sorumlu tutulabilir. Ancak ölüm tamamen beklenmedik bir şekilde gerçekleşmişse ve failin yaralama fiili ile ölüm arasında doğrudan, teknik bir nedensellik bağı kurulamıyorsa, fail sadece gerçekleştirdiği kasten yaralama fiili (TCK 86/2) nedeniyle cezalandırılmalıdır. Yargıtay'daki karşı oylarda ve emsal kararlarda vurgulanan bu husus, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin bir gereğidir.

TAKSİRLE ÖLDÜRME VE KASTI AŞAN ÖLDÜRME

Taksirle öldürme (TCK 85) ile kastı aşan öldürme (TCK 87/4) arasındaki fark, başlangıçtaki "kast" unsurundadır. Taksirle öldürmede failin kimseyi yaralama gibi bir kastı yoktur; sadece dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı bir davranışı (örneğin trafik kazası) vardır. Kastı aşan öldürmede ise fail, mağduru kasten yaralamak istemiş ancak sonuç istemediği şekilde ölüme varmıştır.

Eğer yaralama BTM kapsamındaysa ve ölüm gerçekleşmişse, mahkemeler eylemi 87/4'e sokamadıkları için TCK 85'e (taksirle öldürme) yönelirler. Burada da yine öngörülebilirlik denetimi yapılır. Eğer failin fiili, birinin fenalaşmasına veya hayati tehlike geçirmesine makul olarak yol açabilecek düzeydeyse taksirle öldürmeden hüküm kurulur. Ancak failin fiili ile ölüm neticesi arasında doğrudan bir bağlantı yoksa veya ölüm mağdurun bünyesel bir faktöründen kaynaklanıyorsa, sorumluluğun sınırları daraltılır. Adalet, her ağır neticenin bedelini en ağır şekilde ödetmek değil, o neticeye ne kadar kusurla sebebiyet verildiğini ölçmektir.

YARGITAY'IN OBJEKTİF SORUMLULUĞU REDDETME YAKLAŞIMI

Yargıtay Ceza Daireleri ve Ceza Genel Kurulu, kararlarında sık sık "objektif sorumluluğun terk edildiğini" hatırlatır. Mahkemelerin, "yaraladı ve öldü, o halde sorumludur" gibi basit bir mantıkla hüküm kurmasını hukuka aykırı bulur. Kararlarda, failin meydana gelen ölümden sorumlu tutulabilmesi için, eylemin niteliğinin ölüm neticesini öngörmeye elverişli olması gerektiği vurgulanır. Özellikle kalp rahatsızlığı gibi durumlarda, yaralamanın şiddeti ve ölümle sonuçlanan süreç arasındaki zaman dilimi titizlikle incelenir.

Bir davada, failin eylemi sadece basit bir kesiye yol açmışsa ve mağdur yaklaşık bir ay sonra kalp damar hastalığı nedeniyle ölmüşse, bu ölümün doğrudan failin eyleminin mi yoksa genel sağlık durumunun mu sonucu olduğu sorulur. Eğer tıp bilimi, yaralamanın ölümü doğrudan tetiklediğini ancak bu tetiklemenin fail tarafından öngörülemeyeceğini söylüyorsa, faili öldürmeden sorumlu tutmak ortaçağ hukukuna geri dönmektir. Yargıtay, bu gibi hassas dosyalarda çoğunluk veya karşı oy fark etmeksizin "kusur" merkezli bir tahlil yaparak, ceza hukukunun evrensel prensiplerini koruma altına almaktadır.

Sonuç olarak; kasten yaralama sonucu ölümün meydana gelmesi, failin niyetinden sapan bir neticedir. Bu sapmanın cezai bedeli, failin bu sonucu ne derece öngörebildiği ile ölçülür. TCK 87/4 maddesinin dar uygulama alanı, basit yaralamalarda faillerin "taksir" kriteriyle değerlendirilmesini zorunlu kılar. Hukuk, bir insanın yaşamını yitirmesinin ağırlığını göz ardı etmezken, bir failin de öngöremeyeceği bir neticeden dolayı haksız yere ağır cezalar almasına izin vermez. Adalet, kusur ile ceza arasındaki o hassas orantıda tecelli eder.

SORU – CEVAP BÖLÜMÜ

1. Kavga sırasında birine attığım tokat sonrası o kişi kalp krizi geçirip ölürse ne olur?

Tokat atmak basit bir yaralama (TCK 86/2) niteliğindedir. Bu eylem sonrası ölüm gerçekleşirse, TCK 87/4 uygulanamaz. Eğer kişinin hastalığını bilmiyorsanız ve ölüm öngörülemezse, sadece kasten yaralamadan ceza alabilirsiniz. Ancak ölüm öngörülebilir görülürse taksirle öldürmeden (TCK 85) yargılanabilirsiniz.

2. Kasten yaralama sonucu ölüm suçunun (TCK 87/4) cezası nedir?

Eğer temel yaralama fiili kasten öldürme kastı taşımıyorsa ancak ölümle sonuçlanmışsa, fail 8 yıldan 12 yıla kadar (TCK 86/1 kapsamında ise) veya 12 yıldan 16 yıla kadar (nitelikli hallerde) hapis cezası ile cezalandırılır.

3. Öngörülebilirlik ne demektir?

Öngörülebilirlik, yapılan bir eylemin sonucunda nelerin meydana gelebileceğinin, normal bir insan tarafından tahmin edilebilir olmasıdır. Eğer sonuç, hiç kimsenin tahmin edemeyeceği kadar rastlantısal veya bünyesel ise fail bundan sorumlu tutulamaz.

4. Mağdurun mevcut hastalığı failin cezasını etkiler mi?

Evet. Eğer mağdurun ölümü doğrudan failin darbesiyle değil de, mevcut bir hastalığının darbeyle tetiklenmesiyle olmuşsa ve fail bunu bilmiyorsa, suç vasfı kasten öldürmeden taksirle öldürmeye veya sadece kasten yaralamaya dönüşebilir.

5. Yargıtay'daki "Karşı Oy" ne anlama gelir?

Bir kararda tüm hakimler aynı fikirde değilse, karara katılmayan hakimin gerekçeli görüşüne karşı oy denir. Karşı oylar, hukukun gelişimi ve gelecekteki içtihat değişiklikleri için önemli birer akademik ve hukuki dayanaktır.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.

YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ İÇTİHAT METNİ
12. Ceza Dairesi 2012/29739 E. , 2013/16416 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi Suç : Taksirle öldürme, Hakaret Hüküm : Taksirle öldürme suçundan :5237 sayılı TCK'nın85/1,62 maddelerigereğince mahkumiyet Hakeret suçundan: 5237 sayılı TCK'nın 125/1-4, 62maddeleri gereğince mahkumiyet Taksirle öldürme ve hakaret suçlarından sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: 1-Hakaret suçundan kurulan hükme ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde; Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafiinin ceza miktarına ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA , 2-Taksirle öldürme suçundan kurulan hükme ilişkin temyiz itiazlarının incelenmesine gelince; 5237 sayılı TCK’nın 23. maddesinde, kastı aşan suçlarda veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda cezalandırılabilmek için failin meydana gelen sonuç açısından en azından taksirle hareket etmesi gerektiği belirtilmiş, madde gerekçesinde de, hükmün konuluş amacının, objektif sorumluluk anlayışının terk etmek olduğu, bu tür sorumluluğun, ortaçağ kanonik hukukunun kalıntısı olan “versari in re ilicita” yani hukuka aykırı bir durumda olan bunun bütün neticelerine katlanır anlayışının ürünü olduğu, çağdaş ceza hukukunun bu anlayışı çoktan terk ettiği, düzenlemeyle meydana gelen ağır netice açısından sorumluluk için neticeye ilişkin olarak en azından taksir dolayısıyla kusurlu olunması gerektiği belirtilmiştir. Kanunun 87/4. maddesinde ise, kasten yaralama sonucunda ölümün meydana gelmesi halinde failin nasıl cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak maddedeki atfın 86. maddenin 1. ve 3. fıkralarına yapılmış olması nedeniyle, bu hükmün aynı maddenin 2. fıkrasında kalan yaralanma eylemleri açısında uygulanması mümkün değildir. Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilir nitelikte yaralanma sonucunda mağdurun ölmesi halinde, 5237 sayılı TCK’nın 23 ve 87/4. maddelerinin uygulanması imkânı bulunmadığından, failin sorumluluğunun genel hükümler kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Meydana gelen sonuç, (ölüm) öngörülebilir ise ve fail bu sonucu öngörmeksizin hareket etmişse, 5237 sayılı TCK’nın 22/2. maddesi uyarınca taksirle öldürme suçunu düzenleyen 85. maddesi uyarınca, öngörülebilir sonuç fail tarafından da öngörülmüş ancak istenmemiş ise fail bilinçli taksirle öldürme suçundan Kanunun 85 ve 22/3. maddeleri uyarınca, fail öngördüğü sonucu kabullenerek fiilini icra etmiş ise bu kez de, olası kastla öldürme suçundan sorumlu tutulmalıdır. Failin ölüm sonucunu öngörmesi mümkün olmakla birlikte, gerekli özeni göstermeyerek ölüme neden olması halinde faili taksirle öldürmekten sorumlu tutmak mümkün ise de, ölüm sonucunun meydana gelmesinin öngörülmesi mümkün değilse failin taksirle öldürmeden sorumlu tutulması mümkün değildir. Neticenin öngörülebilir olmaması halinde, faili meydana gelen ağır sonuçtan sorumlu tutmak, yeniden objektif sorumluluğun kabulü anlamına gelecektir ki, böyle bir kabul kusur sorumluluğunu benimseyen ceza kanununun sistematiğine de aykırıdır. Yapılan açıklamalar ışığında; sanığın ölenle tartıştığı sırada elindeki tornavida ile ölenin baş kısmına vurduğu, ölen sol kaşında derin 1,5-2 cm boyutlarında , basit tıbbi müdahale ile giderilebilir kesi oluşacak şekilde yaralandığı, olay sırasında fenalaşıp yere yığıldığı, strese bağlı kalp hastalığının aktif hale gelmesi nedeniyle hastanede yaklaşık 1 ay sonra öldüğü olayda; sanığın eyleminin TCK'nın 87/4 maddesinde düzenlenen suça temas ettiği gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi, Kanuna aykırı, katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 17.06.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY 5237 sayılı TCK’nın 23. maddesinde, kastı aşan suçlarda veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda cezalandırılabilmek için failin meydana gelen sonuç açısından en azından taksirle hareket etmesi gerektiği belirtilmiş, madde gerekçesinde de, hükmün konuluş amacının, objektif sorumluluk anlayışını terk etmek olduğu, bu tür sorumluluğun, ortaçağ kanonik hukukunun kalıntısı olan “versari in re ilicita” yani hukuka aykırı bir durumda olan bunun bütün neticelerine katlanır anlayışının ürünü olduğu, çağdaş ceza hukukunun bu anlayışı çoktan terk ettiği, düzenlemeyle meydana gelen ağır netice açısından sorumluluk için neticeye ilişkin olarak en azından taksir dolayısıyla kusurlu olunması gerektiği belirtilmiştir. Kanunun 87/4. maddesinde ise, kasten yaralama sonucunda ölümün meydana gelmesi halinde failin nasıl cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak maddedeki atfın 86. maddenin 1. ve 3. fıkralarına yapılmış olması nedeniyle, bu hükmün aynı maddenin 2. fıkrasında kalan yaralanma eylemleri açısında uygulanması mümkün değildir. Anılan hüküm uyarınca sorumlu tutulabilmek için yaralanmanın Kanunun 86/1. maddesi kapsamında veya daha ağır nitelikte olması, kasten yaralama fiili ile ölüm arasında genel bir nedensellik bağı değil, doğrudan bağlantının bulunması başka bir anlatımla, kasten yaralama fiilinin ölüm neticesinin meydana gelmesinde doğrudan etkin olması gerekmektedir. Bu nedenle Kanunun 86/2. maddesi kapsamındaki yaralanmaların bu sonucu gerçekleştirmeyeceği kabulüyle 87/4. maddenin uygulanmasında, ikinci fıkrası kapsam dışında tutulmuştur. TCK'nın 87/4. maddesindeki, 86/3. maddeye yapılan atfa gelince, 86. maddenin 3. fıkrasında yapılan atıf, maddenin birinci fıkrasındaki yaralanmaların üçüncü fıkrasında belirtilen vasıtalarla veya sayılan kişilere karşı yada kişilerce işlenmesi halinde uygulanma imkanına sahip olup, TCK'nın 86. maddenin ikinci fıkrası kapsamındaki yaralanmalar açısından 87/4. madde uygulanamayacağından, 3 fıkradaki nitelikli hallerin gerçekleşmesi halinde de 87. maddenin 4. fıkrası uygulama alanı bulamayacaktır. Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilir nitelikte yaralanma sonucunda mağdurun ölmesi halinde, 5237 sayılı TCK’nın 23 ve 87/4. maddelerinin uygulanması imkânı bulunmadığından, failin sorumluluğunun genel hükümler kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Meydana gelen sonuç, (ölüm) öngörülebilir ise ve fail bu sonucu öngörmeksizin hareket etmişse, 5237 sayılı TCK’nın 22/2. maddesi uyarınca taksirle öldürme suçunu düzenleyen 85. maddesi uyarınca, öngörülebilir sonuç fail tarafından da öngörülmüş ancak istenmemiş ise fail bilinçli taksirle öldürme suçundan Kanunun 85 ve 22/3. maddeleri uyarınca, fail öngördüğü sonucu kabullenerek fiilini icra etmiş ise bu kez de, olası kastla öldürme suçundan sorumlu tutulmalıdır. Failin ölüm sonucunu öngörmesi mümkün olmakla birlikte, gerekli özeni göstermeyerek ölüme neden olması halinde faili taksirle öldürmekten sorumlu tutmak mümkün ise de, ölüm sonucunun meydana gelmesinin öngörülmesi mümkün değilse failin taksirle öldürmeden sorumlu tutulması mümkün değildir. Neticenin öngörülebilir olmaması halinde, faili meydana gelen ağır sonuçtan sorumlu tutmak, yeniden objektif sorumluluğun kabulü anlamına gelecektir ki, böyle bir kabul kusur sorumluluğunu benimseyen ceza kanununun sistematiğine de aykırıdır. Sanığın ölenle tartışıp, elindeki tornavida ile başında hafif sıyrık oluşturacak şekilde yaralanması sonucu, kendisinde mevcut kalp rahatsızlığının aktif hale gelmesi nedeniyle tedavi gördüğü hastanede kronik kalp damar rahatsızlığına bağlı olarak ölmesinde, sanığın TCK'nın 87/4. maddesinden sorumlu tutulması suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırıdır, diğer yönden ölenin fenalaşması üzerine sanığın herhangi bir eylemi saptanamadığından, fiil taksirle öldürme kapsamında da değerlendirilemez, yukarıda anlatıldığı şekilde meydana gelen olayda, sanığın TCK'nın 86/2, 86/3-e maddesi ile cezalandırılması gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun aksi yöndeki kararına iştirak etmemekteyim.