avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Şişman Hukuk Bürosu Emsal Kararlar

Zina Nedeniyle Boşanma Şartları

Boşanma hukukunda özel boşanma sebepleri arasında yer alan zina, Türk hukuk sisteminde en ağır ihlal türlerinden biri olarak kabul edilmekte ve evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının en güçlü göstergelerinden biri sayılmaktadır. Bu kapsamda, Yargıtay kararları incelendiğinde zinanın ispatı, delil serbestisi, resmi belgelerin hukuki değeri ve alternatif boşanma sebeplerinin birlikte değerlendirilmesi gibi birçok önemli hukuki ilkenin ortaya konulduğu görülmektedir. Özellikle “zina nedeniyle boşanma”, “irade ve güven ihlali”, “delil değerlendirme kriterleri” ve “Türk Medeni Kanunu 161 ve 166 uygulaması” gibi konular, hem uygulamada hem de doktrinde geniş bir tartışma alanına sahiptir. Bu makalede, söz konusu hukuki ilkeler sistematik ve kapsamlı bir şekilde ele alınacaktır.

1. Zina Kavramının Hukuki Niteliği

Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesi, zina sebebiyle boşanmayı özel bir boşanma nedeni olarak düzenlemektedir. “Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.” Bu hüküm, zinanın evlilik birliği bakımından ağır bir sadakat ihlali olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Zina, yalnızca fiziksel bir birliktelik olarak değil, aynı zamanda evlilik birliğinin güven temeline yönelmiş ciddi bir ihlal olarak değerlendirilir. Doktrinde zinanın, evlilik sözleşmesinin özünü oluşturan sadakat yükümlülüğünün ihlali olduğu kabul edilmektedir. Zina kavramı dar anlamda cinsel ilişkiyi ifade etse de, Yargıtay uygulamasında bu ilişkinin doğrudan ispatı çoğu zaman mümkün olmadığından, dolaylı delillerle도 sonuca ulaşılabilmektedir. Bu noktada önemli olan, olayların zinanın varlığını “kuvvetle muhtemel” kılacak derecede ispatlanmasıdır.

2. Zinanın İspatında Delil Serbestisi

Zina iddiasının ispatında belirli bir delil türüne bağlı kalınmamıştır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu çerçevesinde delil serbestisi ilkesi geçerlidir. Bu kapsamda; tanık beyanları, yazılı belgeler, resmi kayıtlar ve fiili karineler gibi her türlü delil kullanılabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, zinanın doğrudan ispatının zor olması nedeniyle, çoğunlukla dolaylı delillerin birlikte değerlendirilmesidir. Yargıtay içtihatlarına göre, zinanın varlığına ilişkin kesin kanaat oluşturabilecek derecede güçlü emareler yeterli kabul edilmektedir. Bu çerçevede, birlikte yaşama olgusu, geceyi aynı evde geçirme, toplum nezdinde karı-koca gibi görünme gibi durumlar zinanın varlığına işaret eden önemli karineler arasında sayılmaktadır.

3. Resmi Belgelerin Delil Niteliği

İcra ve iflas hukuku kapsamında düzenlenen belgeler, özellikle haciz tutanakları, hukuki sistemde önemli bir delil değeri taşımaktadır. İcra ve İflas Kanunu’nun 8/3. maddesine göre: “İcra dairelerince düzenlenen tutanaklar, aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir.” Bu hüküm, resmi belgelerin güçlü bir ispat aracı olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrım bulunmaktadır. Resmi belgelerin bağlayıcılığı, düzenlendikleri işlemin kapsamı ile sınırlıdır. Yani bir haciz tutanağı, icra işlemlerine ilişkin tespitler bakımından güçlü bir delil oluştururken, bu tutanakta yer alan her beyanın mutlak anlamda tüm hukuki uyuşmazlıklar için kesin delil sayılması mümkün değildir. Bu nedenle, bir resmi belgede yer alan beyanların, özellikle üçüncü kişiler tarafından yapılan açıklamaların, başka delillerle desteklenmesi gereklidir.

4. Birlikte Yaşama Olgusunun Değerlendirilmesi

Zina iddialarında en sık karşılaşılan durumlardan biri, eşlerden birinin karşı cinsten biriyle aynı evde yaşadığına ilişkin tespitlerdir. Bu tür durumlar, tek başına zinanın kesin ispatı olarak kabul edilmese de, güçlü bir karine oluşturur. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, birlikte yaşama olgusu; süreklilik arz ediyorsa, sosyal çevrede biliniyorsa ve evlilik birliğine aykırı bir ilişki izlenimi veriyorsa zina olgusunun varlığına işaret edebilir. Ancak bu tür durumların değerlendirilmesinde dikkatli olunmalı ve her somut olay kendi içinde analiz edilmelidir. Çünkü birlikte yaşama her zaman cinsel ilişkiyi zorunlu olarak göstermez. Bu nedenle, diğer delillerle desteklenmesi büyük önem taşır.

5. Sosyal ve Ekonomik Durum Araştırmasının Rolü

Mahkemeler tarafından yapılan sosyal ve ekonomik durum araştırmaları, tarafların yaşam biçimleri hakkında önemli bilgiler sunar. Bu tür raporlar, özellikle birlikte yaşama, adres bilgileri ve sosyal ilişkiler hakkında dolaylı delil niteliği taşır. Ancak bu raporların da kesin delil olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Çünkü bu tür tespitler çoğunlukla üçüncü kişilerin beyanlarına dayanmakta ve doğrudan gözleme dayanmamaktadır. Bu nedenle, bu tür raporların diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

6. Zina ve Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması

Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesi, genel boşanma sebebini düzenlemektedir: “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.” Zina, özel bir boşanma sebebi olmasına rağmen, aynı zamanda evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını da gösterir. Bu nedenle, zinanın ispat edilememesi durumunda bile, mevcut davranışlar evlilik birliğini sarsacak nitelikte ise, boşanma kararı bu maddeye dayanılarak verilebilir. Bu yaklaşım, uygulamada büyük önem taşımaktadır.

7. Önceki Davaların Etkisi

Boşanma davalarında daha önce açılmış ve reddedilmiş davaların da hukuki değerlendirmede önemli bir yeri bulunmaktadır. Özellikle önceki davada ortaya konulan deliller ve tespitler, sonraki davalarda değerlendirme konusu yapılabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, kesin hüküm ilkesidir. Aynı sebebe dayanan bir dava yeniden açılamaz. Bununla birlikte, farklı bir hukuki sebebe dayanan yeni bir dava açılması mümkündür. Örneğin, daha önce “şiddetli geçimsizlik” sebebiyle açılan bir davanın reddedilmiş olması, daha sonra “zina” sebebine dayalı bir davanın açılmasına engel değildir.

8. Hak Düşürücü Süreler

Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesi, zina sebebiyle boşanma davalarında hak düşürücü süreler öngörmektedir: Zinanın öğrenilmesinden itibaren 6 ay ve her halde zina fiilinin üzerinden 5 yıl. Bu süreler, kamu düzenine ilişkin olup, mahkeme tarafından re’sen dikkate alınır. Sürenin geçirilmesi halinde dava hakkı ortadan kalkar.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ İÇTİHAT METNİ
2. Hukuk Dairesi 2014/17833 E. , 2015/8438 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı (kadın) tarafından temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 27.04.2015 günü temyiz eden davacı ... vekili Av. ... geldi. Karşı taraf davalı ... ile vekili gelmediler. Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Davalı koca tarafından 07.05.2012 tarihinde şiddetli geçimsizliğe dayalı olarak açılan ilk boşanma davası, 19.12.2012 tarihinde geçimsizliğin ispat edilemediği gerekçesiyle reddedilmiş, bahsi geçen karar 03.10.2013 tarihinde Dairemizce onanmış ve 23.11.2013 tarihinde kesinleşmiştir. Eldeki dava ise 22.02.2014 tarihinde Türk Medeni Kanunun 161. maddesi uyarınca zina hukuksal nedenine dayalı olarak açılmıştır. Reddedilen boşanma davasında hükmedilen vekalet ücretinin tahsili amacıyla yapılan icra takibinde, Kazım Karabekir Mah. Türbe Cad. No:79, D:13, Karabağlar/İzmir adresinde yapılan haciz sırasında, 19.02.2014 tarihinde düzenlenen haciz tutanağında, bu evde haciz sırasında mevcut olan ... adlı şahıs tarafından, “borçlu ...’ın eşiyim, şu anda cenaze nedeniyle Bursa’ya gitti, ne zaman döneceğini bilemem” şeklinde beyanı alındıktan sonra; davalı vekilinin cevap dilekçesinde müvekkilinin Vahide adlı kadını tanımadığı yönündeki beyanının aksine, ... tarafından ve kendi telefonundan davalının telefonla arandığı, akabinde icra memuru ile telefonla görüşmesinin sağlandığı kayıt altına alınmıştır. Haciz sonrası 20.02.2014 tarihinde davalı tarafından düzenlenen vekaletnamede de yerleşim yeri adresi olarak yukarıda haciz yapılan evin adresi gösterilmiştir. Mahkemece 20.05.2014 tarihinde yaptırılan sosyal ve ekonomik durum araştırmasında ise yine haczi yapılan eve ait adreste davalının ... adlı kadınla birlikte yaşadığının tespiti sonucu “şahsın oturduğu evde akrabası olduğu belirtilen ... ve onun oğlu olan ...’ın birlikte oturduğu ve evin kira olduğu belirtilerek rapor düzenlenmiştir. Haciz Tutanakları aksi sabit oluncaya kadar geçerliliğini koruyan belgelerdendir. Belgenin içeriğindeki ifade ve bilgiyi değerden düşerecek maddi bir olayın varlığı da iddia ve ispat edilmemiştir. Davalının Vahide adlı kadınla, aynı evde karı-koca gibi birlikte yaşadıkları, düzenlenen resmi evrak içeriklerinden ve davalının düzenleme şeklindeki vekaletnamede adı geçen kadının adresini yerleşim yeri adresi olarak göstermesinden, zina olgusunun ispatlandığı yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 161'inci maddesinde düzenlenen boşanmanın şartları gerçekleşmiştir. Bu haliyle; zina hukuksal nedenine dayalı davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, sadece tanık beyanı bulunmadığı gerekçe gösterilerek yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde ret kararı verilmesi doğru bulunmamıştır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, duruşma için taktir olunan 1.100,00 TL. vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçkluğuyla karar verildi. 27.04.2015 (Pzt.) KARŞI OY YAZISI Zinanın varlığı için, eşlerden birinin karşı cinsten başka bir kimse ile cinsel ilişkide bulunması veya bu ilişkiye muhakkak gözüyle bakılmasını gerektiren bir durum içinde bulunması, bunun da ispatlanmış olması gerekir. Davacı, iddiasını ispat için İcra memurluğunca düzenlenen 19.2.2014 tarihli haciz tutanağını göstermiştir. Daha önceki reddedilen boşanma davasında lehine hükmedilen avukatlık ücretinin tahsili için davacının vekili tarafından davalı aleyhinde yapılan icra takibi sırasında, icra emrinin davalıya tebliğ edildiği adreste değil de, davacı vekilinin gösterdiği adreste 19.2.2014 günü hacze gidilmiş, haciz esnasında evde bulunan (V) isimli kadın, borçlunun eşi olduğunu ifade etmiş, bu beyan memur tarafından haciz tutanağına yazılmıştır. Davacı, zina iddiasını kadının tutanaktaki bu beyanına dayandırmış, başka bir delil göstermemiştir. Dava sırasında da, davalının ekonomik ve sosyal durumunun kollukça aynı adresten tespitine ilişkin tutanakta “davalının adreste (V) isimli kadınla ve bu kadının yirmi dokuz yaşındaki oğluyla birlikte oturduğu” bildirilmiş, davalı avukatına verdiği 20.2.2014 tarihli vekaletnamede de adres olarak bu adresi göstermiştir. Haciz tutanağının “aksi sabit oluncaya kadar geçerliliği”, ancak icra işlemleri bakımındandır. (İc.îf.K. m.8/3) Bu tutanak zinayı kanıtlamaz. Ekonomik ve sosyal durumun tespitine ilişkin polis tutanağında da, bilginin kaynağı ve dayanağı gösterilmemiştir. Vekaletnamedeki adres de, davalının bu adreste oturduğunu ortaya koyar, cinsel ilişkiyi göstermez. Bu bakımdan mevcut deliller, zinanın sübutu için yeterli değildir. Ne var ki, “zina” sebebine dayanan boşanma davasında, toplanan delillerin zinanın varlığını kabule yeterli olmaması durumunda, gerçekleşen olaylar evlilik birliğini temelinden sarsacak nitelikte ise, bu sebeple boşanma kararı verilebilir. Çünkü, kanun koyucu zinayı özel boşanma sebebi kabul etmekle, bu olayın evlilik birliğini onarılmaz şekilde temelinden yıktığını daha baştan kabul etmiş demektir. Dolayısıyla zinaya dayanan boşanma isteği, birliğin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma isteğini de içinde barındırır. Davalı tarafından daha önce açılan boşanma davası, “kusurlu” bulunarak reddedilmiştir. Sözü edilen davada toplanan delillerden davalının eşiyla birlikte yaşamaktan kaçındığı, evlilik birliğine ilişkin görevlerini yerine getirmediği tespit edilmiş, eldeki davada da güven sarsıcı tutum ve davranışlarda bulunduğu gerçekleşmiştir. Bu durumda Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesi gereğince tarafların boşanmalarına karar verilmesi gerekirken isteğin reddi doğru bulunmamıştır.